Daha önce Chuck Palahniuk'tan Dövüş Kulübü'nü okumaya yeltenip hoşnut kalmadığım Yeraltı Edebiyatını ötelesem de dikkatimi çeken Devrimin Kızları'yla bu yeraltılık tüm ihtişamıyla karşıma dikildi.
Yeraltı edebiyatı, aykırılığıyla, uçlarda gezinmesiyle, normal olanı ötelemesiyle, birey-toplum ilişkisinin çıkmazları olarak kabul ettiği normları iğnelemesiyle başlı başına bir başkaldırı edebiyatı. Elimde araştırma inceleme kaynağı olmadığından internetten edindiğim bilgi kadarıyla yeraltı edebiyatında normal kabul edilenin aksine 'alkol, uyuşturucu, kumar, küfür, suç, işsizlik, evsizlik ve cinsel seçimlere dair tanımlar' yer almakta.
Aslında konuşulanın değil de konuşulmayanın tercümanı görünüyor, yeraltı edebiyatı.
Okumuş olduğum Carolyn Cooke'tan Devrimin Kızları da yeraltı edebiyatı kapsamında bir eser olmakla birlikte bir kaygısının, amacının, derdinin olması sebebiyle benim gözümde bir edebi eserdir. Ötelemeye gerek yok hani.
Okuduğum kitap henüz ilk sayfalarında gayet normal bir gidişatla ilerlerken dönüm noktası dediğimiz bir an beliriyor karşımızda. Aslında normal kabul edileni bu aşamada görüyoruz. Ki bu süreçte yeraltı edebiyatı eseri değil de bir edebi eser okunuyor havası varken can alıcı noktada tepetaklak olan hayatlara kalemiyle can veren yazarın kurguyu sürüklenmesine göre eseri yeraltına iten kısım başlıyor.
Bir sabah uyanan Heck Hellman'ın hayat hikayesiyle başlayan kurgu deniz kazasında ölmesiyle ailesinin yaşadığı travmatik durumlar hasıl olmaya başlar. Ki bu durum da eşi ve kızının hayatının dengesini bozar. Bu aşamada devrin siyasi, ideolojik ortamında kadınlara, kızlara verilen sınırlar şekillerini bozmaya başlarken alkol, uyuşturucu, cinsellik, yoksulluk, evsizlik ve yalnızlık gibi sorunlar belirir. Sorunlar karşısında devrin kadınlarının,