Güneşli bir günün sabahı, haziran. Az önce Kalbimdeki Emanet adlı öyküyü de okuyup, kapattım Dilsiz Mavi’yi. Kitaplığa kaldıracağım, sonra bendeki nüshayı kim okuyacak, tarihler onun için bir şey ifade edecek mi, kim bilir? Emine Duman’ın imzaladığı tarihin altına (12 Aralık 2020) bugünün tarihini attım, O Ankara’da imzalamış, ben Çorlu’da okudum. Okurken, pek çokları gibi notlar yazıyorum defterlere, soru işaretleri oluyor, ünlemler. ‘Araştır’ yazıp altını çiziyorum mesela. Kitaplarda karşılaştığım şarkıları mutlaka dinliyor, yazarların önerdiği kitapları, buluyor zaman içerisinde okumaya çalışıyorum. Neden önermiş, dinlerken, okurken ne hissetmiş? Velhasıl bir cümlenin ucundan tutunca işin nereye kadar gideceği belli olmuyor.
Mesela Refika Salim ve Mesude Kadıoğlu’nun da peşine düştüm! Hayali karakterler olduklarını anladım sonra, etrafımızda birilerine benzettiğimiz hayali karakterlerimiz de olmasa, onları da öykülerde konuşturmasak ne yapardık bilmem?
5 Nisan 2021 Pazartesi başlığı ile açmışım Dilsiz Mavi’nin ilk sayfasını, 137 sayfalık bir kitabı okumak için aradan bayağı bir süre geçmiş değil mi? Öykü kitaplarını roman okur gibi okuyamıyorum, öykü öykü, günde bir öykü, bazen haftada bir öykü. Dolayısıyla kitap sürekli elimin altında oluyor. Bazen masanın üzerinde bekliyor beni, bazen de sırt çantamın karmaşasında uzun seyahatlere çıkıyoruz. Bir öykü Gelibolu’da, diğeri Edirne’de haydi bakalım tekrar Çorlu’dayız. Duvarlar adlı öyküyü Sazlıdere’de salaş bir balık lokantasında kaşla göz arasında okuyuverdim, kaldığım yeri unutmayayım diye Zehirli Miras’ın olduğu sayfanın köşesini kıvırmıştım.
Şeker bulduğu gömüyle Sarı Nusret’le gitseydi. Bayram kadar üzülürdüm herhalde, yazmışım deftere.
Ya Suna ablanın başına gelenler?
Ah be Necmi!
Şampiyon Necmi!
Donu şeker