Din Felsefesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
762
Gösterim
Adı:
Din Felsefesi
Yazar:
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054692378
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Grafiker Yayınları
Dinî konulara felsefî açıdan yaklaşmayı ve değerlendirmeyi amaç edinen din felsefesi günümüzde önemi gittikçe daha fazla hissedilen bir felsefe disiplinidir. Felsefe tarihi açısından bakıldığında din felsefesinin ele aldığı birçok konu neredeyse felsefenin ilk dönemlerine kadar gerilere gider. Diğer taraftan ele alınan bu konular başta teizm olmak üzere dinler açısından da hayatî bir öneme sahiptir. Din, bilim ve felsefe arasındaki ilişkinin modern zamanlarda daha da tartışmalı bir hale gelmiş olması da
din felsefesinin önemini arttıran bir etken olmuştur. Bu çerçevede din felsefesine aynı zamanda bir giriş olarak da görülebilecek bu el kitabında şu tür sorulara cevap verilmeye çalışılmıştır:

Din ve felsefe birbiriyle çatışır mı? Akıl, bilgi ve iman arasında ne tür bir ilişki olabilir? Tanrı nasıl bir varlıktır? Tanrı’nın varlığının delilleri nelerdir? Tanrı hakkında konuşmanın mantığı nedir? Tanrı’nın varlığıyla kötülüğün varlığı bağdaşır mı? Ateizm ikna edici kanıtlara sahip midir? Vahiy ve mucize kavramlarının felsefî bir açıklaması olabilir mi? Birden fazla din doğruya ve kurtuluşa
götürebilir mi? Ölümden sonra bir hayatın imkânından söz edilebilir mi? Tanrı, din ve ahlâk arasında ne tür bir ilişki olabilir? Din ve sanat ilişkisi felsefî açıdan irdelenebilir mi? Din ve bilim uzlaşır mı?
432 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Din felsefesi: Dinin felsefi acidan ele alinmasi, ustunde dusunulmesi ve tartisilmasidir. Din felsefesi yapmak: Dinin temel savlari ustunde akilci, yansiz, ve mantiksal tutarliligi olan dusunceler uretmektir. Din Felsefesi genel olarak su sorunlari ele alir: Metafizik ve kozmolojik sorunlar Tanrinin varligi, evrenin yaratilisi, insanin evrendeki konumu ve onemi, Vahyin olanakliligi, olumden sonraki yasam ve ruhun olumsuzlugu. Epistemolojik sorunlar Bilgi kaynagi olarak vahiy ve dinsel deneyimler, Inanc, bilme, kusku, sani, kani gibi kavramlarin incelenmesi ve elestirisi. Dinsel yargilarin ve hukumlerin, dil ve mantik acisindan elestirisi, Din, ahlak, sanat, felsefe, bilim iliskileri, Dinsel simgeselligin anlami, onemi, cozumu Din Felsefesi bu yondeki arastirmalarinda en cok dinler tarihinden yararlanir ve din bilimleri (Teoloji) nin, yontemleri, kuramlari, aciklamalari ve varsayimlari uzerine çalismalar yapar. Bir baska deyisle Din Felsefesi, din ile felsefeyi uzlastirma cabasi degil, din olgusunun felsefenin isiginda ele alinarak degerlendirilmesidir. 
432 syf.
·Puan vermedi
Bir kimliğin oluşumu, o oluşumun hangi bilgiler üzerine şekillendigiyle değil o bilgiyi nasıl elde ettiği ve o bilgiyi elde etmek için ne tur sorular sorduguyla anlaşılır
Pek çok durumda bir inanç konusuna ön-yargı beslemeden sadece olduğu gibi anlamaya dayalı bir yaklaşım geliştirme ilk etapta düşünüldüğünden çok daha zor olabilir özellikle de söz konusu inançları benimsemiyorsanız. Öncelikle söz konusu inanç sistemi hakkında söylenilenler konusunda açık-zihinli bir dikkate gereksinim vardır. Açık-zihinlilik ancak ön-yargılardan uzak durmaya çalışarak hakikat sevgisi ile hareket eden bir zihin için söz konusu olabilir.
Sonuç olarak bu bölümü şöyle bitirebiliriz: İmanda elbette sadece akli unsurların rolü olduğu söylenemez bilakis güven teslimiyet bağlanma ümit taraftarlık hissi gibi duygusal unsurların da imanda küçümsenmeyecek bir önemi vardır. Canlı bir iman ve derinliği olan bir dini hayatın varlığı ve devamı açısından bu unsurlar olmazsa olmaz hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte inanılanların doğruluğu ile ilgili akli boyut imanın temelini oluşturmakta ve neden başka bir şey değilde inandığımız şeye inanıyor olduğumuzu belirlemektedir. Bu sebeple dini inançlar konusunda eleştirel sorgulama, akli delillerle temellendirme çabalarından kaçınmak inançta makullüğü arayan bir zihin için kabul edilebilir değildir.
Kolektif
Sayfa 55 - İman, Akıl ve Bilgi İlişkisi
Ilımlı akılcılık bir inanç, görüş veya teorinin akli olmasını dört kritere bağlar:
1.Delillerle desteklenme
2.Karşıt delillerle çürütülememiş olma
3.Kendi içinde tutarlı olma
4.Olguları açıklayabilme gücü açısından alternatif inanç ve teorilere göre daha kapsamlı ve kuşatıcı olma.
İman temel olarak bir takım yargıların doğruluğunu tasdik etmek olduğu için inanç konusunda neyin doğru neyin yanlış olduğunun sorgulanması gereklidir.
Dini inançlarla ilgili akli sorgulama dini inançta var olması gerekeni ve gerekmeyeni belirlemeye yönelik bir araştırma değildir. Diğer bir değişle akli sorgulama dinin içeriğini belirlemeye, bir akıl dini oluşturmaya yönelik olamaz. Aksine belli bir din tarafından sunulan içeriğin temellere sahip olup olmadığı Tanrıya ait olup olmadığı ve dahası Tanrının var olup olmadığına yönelik olmalıdır
ESKİ ZAMAN BİLGESİ
Kanıtlayamazsın tanımsızı ey oğlum Kanıtlayamazsın üstünde devindiğin dünyayı da
Kanıtlayamazsın ten olduğunu yalnızca Kanıtlayamazsın ruh olduğunu yalnızca Kanıtlayamazsın teklik içinde ikisi birden olduğunu da hayır
Ölümlü olduğunu da ama hayır oğlum Kanıtlayamazsın ki seninle konuşan ben Senin kendin değilim konuşan kendinle senin
Kanıtlamaya değer çünkü hiçbir şey kanıtlanamaz
Ne de ama karşıtı kanıtlanabilir akıllı ol bu nedenle
İliş her zaman daha güneşli yanına şüphenin
Sarıl sımsıkı imana biçimlerin ötesinde imanın!
(Unomuno 1986 s. 40 41)
Kolektif
Sayfa 40 - 3.3.Fideist Yaklaşım (Alfred Tennyson)
“Elimdeki delillerle inanmaya hakkım var mı?” Hakikat sevgisini her türlü taassup ve tarafgirliğin üstünde tutan her insan bu soruyu kendisine sormalıdır.
Kolektif
Sayfa 53 - Temellendirme
Ilımlı akılcılığa göre sadece dini konularda değil hiçbir konuda “nihai ve kesin bir doğruluk” olmadığı için herhangi bir inancın akliliği ile ilgili de mutlak bir delil yoktur. Zira burada deliller veya kanıtlar mutlak doğruluğu ifade etmek yerine “muhtemel doğruluğu” veya “doğruya yakınlığı” ifade eder. Ilımlı akılcılık insanoğlunun yanılabilirliğini ve kapasitesinin sınırlarını ortaya koyarak akli bir tevazuu esas alır.
Ilımlı akılcılığın akli ölçütüne göre bir inanç veya teori bir başka inanç veya teoriye göre daha nesnel veya daha akli bu sebeple de kabul edilmeye daha layık olur. Bu değerlendirme bizi belli bir meseleyle ilgili leh ve aleyhteki bütün açıklamaları ve görüşleri dikkatle inceleme ve değerlendirmeye sevk etmelidir. Bu nedenle ılımlı akılcılık eleştirel ve sorgulayıcı bir bakışı esas alır.
Tanrı’ya iman akli midir? Tanrı’ya iman eden kişi, bu tutumuyla akla uygun ya da makul diye addedebileceğimiz bir tutum içinde midir?

Günümüzde genellikle ateist düşünürler tarafından dillendirilen bir eleştiriye göre, başta Tanrı’nın varlığı olmak üzere dini inanç esasları yeterli delil ve kanıttan yoksundur. Bu nedenle mâkul bir insanın bunlara inanması akla uygun değildir. Teist inancının akliliği ile ilgili ateist meydan okuma olarak isimlendirebileceğimiz bu görüşün şöyle bir akıl yürütmeye dayandığı söylenebilir:

• Bir inancın kabul edilebilmesi için akla uygun olması gerekir. Başka bir anlatımla, makul bir insan akla uygun inançları kabul eder.
• Hakkında yeterli delil bulunmayan inançlar akla uygun inançlar değildir.
• Tanrı’nın varlığı ve diğer dini inançlar yeterli delile sahip değildir.
• Öyleyse mâkul/rasyonel bir insanın, Tanrı’nın varlığı ve diğer dini esaslar ile ilgili akla uygun bir tutum sergileyebilmesi için bunlara inanmaması gerekir.

Söz konusu ateist meydan okuma, başta Tanrı’nın varlığı inancı olmak üzere dini inançlarımızın da akla uygunluğunu reddetmektedir. Bu soruna ‘imanın akliliği’ sorunu diyebiliriz.
Böyle bir yaklaşımın ilk örneklerini Antik Yunan'da Platon'un anlayışında ve daha sonra Plotinus ve Porphyry tarafından geliştirilen Yeni Plâtonculuk'ta görürüz. Plotinus'da akıl, dini-mistik bir tefekkür formunun kurucu unsurudur. Ona göre, iyi eğitilirse akıl, bütün varlık ve değerin kaynağı olan Bir'in bilgisine ve sevgisine ulaşabilecek güçtedir.

Ortaçağda Yeni Platoncu görüşlerin etkisinde kalan FarabÎ, İbn Sina, İbn Rüşd gibi Meşşaî filozoflar, aklı metafizik alanda bir otorite olarak görmüşlerdir. Sözgelimi İbn Rüşd, Faslu'l-Mâkal isimli eserinde, dinin felsefeyi ve aklî düşünceyi farz kıldığını ileri sürer. Ona göre, dinin ortaya koyduğu hakikatler ile aklın kanıta (burhan) dayalı olarak ortaya koyduğu hakikatler birbirleriyle asla çelişmez. Zira ikisi de aynı kaynaktan, ALLÂH'tan gelmektedir. Fakat dinin zahiri ile aklın bildikleri arasında bir çatışma olursa İbn Rüşd, aklın esas alınmasını ve dinin zahirinin buna göre te'vil edilmesini önerir.
Kesinlik teriminin her iki anlamı açısından tasdik türlerimizi daha az kesinden daha kesine doğru şöyle sıralayabiliriz:

Zan (sanı): Ne sübjektif (emin olmak) açıdan ne de objektif (delilsel yeterlilik) açıdan kesin olan tasdiklerimizdir. Şüphe, tahmin ve kanaatlerimizde de aynı durum söz konusudur.

Bilgi: Hem sübjektif hem de objektif kesinlik koşullarını taşıyan tasdik türüdür. Ya da şöyle diyebiliriz: Eğer bir tasdik, kesin delillerle desteklendiği için sübjektif açıdan da kesin bir şekilde kabul ediliyorsa, o tasdik bilgi olur.

İman: Dini açıdan iman, başta Tanrı’nın varlığı olmak üzere bir takım dini esasların şeksiz, şüphesiz kabulü ve tasdiki olarak tanımlanır. Bu nedenle imanın sübjektif kesinlik içerdiği tartışma götürmez bir husustur.
Anlayışın Eleştirisi:
Aklı aşkın alanda otorite ve yeterli bilgi kaynağı olarak görmek bir takım dini ve felsefi problemleri beraberinde getirmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Öncelikle, "Akıl aşkın alanda yeterli ise bu durumda, dinlere ve peygamberlere ne ihtiyaç var?" sorusu, ister istemez gündeme gelmektedir. Nitekim Zekeriyya er-Razi'nin, peygamberliğe gerek olmadığını, hatta peygamberlerin birbirlerini nakzeden kişiler olduğunu ileri sürdüğü söylenir.

İkinci olarak, akıl ile aşkın olana ait konuların bilinebileceği iddiası günümüz felsefesi ve epistemolojisi açısından da temellendirilmesi hayli güç bir iddiadır. Özellikle Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi'nde aklın, metafizik alanda 'bilgi' üretemeyeceği ve bu alanda fikir yürütmesi halinde antinomilerden kurtulamayacağı yönündeki görüşleri çağdaş felsefede son derecede etkili olmuştur. Bu nedenle Kant sonrası felsefede, metafiziksel felsefi sistemlere ve sistem filozoflarına kuşkuyla yaklaşılmıştır. Hal böyleyken aklın, Tanrı'nın insandan istediklerini, insanın ve âlemin amacını 'bilebileceği' gibi iddialarda bulunmak günümüzün felsefesi atmosferinde pek de savunulabilir gözükmemektedir.

Üçüncü olarak, aklı metafizik alanda otorite gören anlayış, katı akılcı bir epistemolojiye dayanmaktadır ve katı akılcılığın felsefi açıdan içerdiği ve aşağıda değinilen tüm sorunlarla karşı karşıyadır.

Son olarak, aklı esas alan tabiî din anlayışı, deizm denilen özel bir Tanrı -âlem anlayışına dayanır...
Öte yandan, hem kelamî hem de felsefî metinlerde kesinliğin farklı iki anlamda kullanıldığı görülür. Kesinliğin her iki anlamı da tasdik türlerini birbirinden ayırt etmek için önemli ve gereklidir.
Bunlardan biri kesinliğin sübjektif anlamıdır. Kesinlik bu açıdan zihinde oluşan bir ‘duygu’ durumudur. Bu duygu durumu, kişinin bir inancı şüphe etmeden, zanna düşmeden tasdik ettiğinde oluşan emin olma, tereddüt etmeme hâlidir. ‘Kesin inanç’, ‘kesin yargı’, ‘kesin karar’ ifadelerinde geçen kesinlik bu anlamdadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Din Felsefesi
Yazar:
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054692378
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Grafiker Yayınları
Dinî konulara felsefî açıdan yaklaşmayı ve değerlendirmeyi amaç edinen din felsefesi günümüzde önemi gittikçe daha fazla hissedilen bir felsefe disiplinidir. Felsefe tarihi açısından bakıldığında din felsefesinin ele aldığı birçok konu neredeyse felsefenin ilk dönemlerine kadar gerilere gider. Diğer taraftan ele alınan bu konular başta teizm olmak üzere dinler açısından da hayatî bir öneme sahiptir. Din, bilim ve felsefe arasındaki ilişkinin modern zamanlarda daha da tartışmalı bir hale gelmiş olması da
din felsefesinin önemini arttıran bir etken olmuştur. Bu çerçevede din felsefesine aynı zamanda bir giriş olarak da görülebilecek bu el kitabında şu tür sorulara cevap verilmeye çalışılmıştır:

Din ve felsefe birbiriyle çatışır mı? Akıl, bilgi ve iman arasında ne tür bir ilişki olabilir? Tanrı nasıl bir varlıktır? Tanrı’nın varlığının delilleri nelerdir? Tanrı hakkında konuşmanın mantığı nedir? Tanrı’nın varlığıyla kötülüğün varlığı bağdaşır mı? Ateizm ikna edici kanıtlara sahip midir? Vahiy ve mucize kavramlarının felsefî bir açıklaması olabilir mi? Birden fazla din doğruya ve kurtuluşa
götürebilir mi? Ölümden sonra bir hayatın imkânından söz edilebilir mi? Tanrı, din ve ahlâk arasında ne tür bir ilişki olabilir? Din ve sanat ilişkisi felsefî açıdan irdelenebilir mi? Din ve bilim uzlaşır mı?

Kitabı okuyanlar 42 okur

  • Hasan Ömer
  • Meryem⁩
  • Yertn
  • Fatma GÜLER
  • Franz Kafka
  • Mecazı Mürsel
  • Anıl Coşgun
  • Rumeysa arslan
  • Abdullah Karabacak
  • aslı  kozan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (4)
9
%16.7 (1)
8
%16.7 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0