Dinler

8,0/10  (2 Oy) · 
3 okunma  · 
2 beğeni  · 
138 gösterim
Müthiş bir çeşitlilik gösteren evrensel nitelikteki din olgusu, binlerce yıldan bu yana, insan düşüncesini hep beslemiş ve dünyayı paylaşan büyük sosyo-kültürel toplulukların en temel konularda kendi kendilerini sürekli sorgulamalarına yol açmıştır. Ortaya koydukları öğretilerin karşılaştırmalı bir yöntemle irdelenmesi yoluyla ilkel insanın kutsallık kavrayışından modern çağın kurumsal din anlayışına dek uzanan bir kesiti irdeliyor bu çalışma. Din olgusunu kökenlerinden başlayarak açınlayan ve din kavramını sahip olduğu ibadet pratiğini aşan bir yaşam biçimi çerçevesinde çözümleyen bu bakış çalışmanın odak noktasını oluşturuyor.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2014
  • Sayfa Sayısı:
    135
  • ISBN:
    9789752981980
  • Çeviri:
    Muna Cedden
  • Yayınevi:
    Dost Kitabevi
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
17 Şub 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"inançsız birinin, dinden bir körün renklerden veya bir sağırın güzel bir besteden söz ettiği gibi söz etmesinde korkulacak fazla bir şey yoktur." sözlerine sahip yazarın kitabı.

- Kara Afrika'nın dışarıdan ithal edilen tanrı rolü üstlenmiş insanlarına mensup kabile dinlerinden tutun da Galyalıların büyüye olan inançlarına, insanın kendi gayretiyle insani durumu aşarak tanrısal duruma gelebildiği hinduizmden Yontma Taş Çağı, Eski Mısır, Eski Yunan vb. uygarlıklarının dinlerine kadar geniş bir yelpazeden bahsedilmiş.

- Sadece dinler değil dinsel deneyim, dinsel insan ve tapım etkinliği, dinlerin keşifleri ve insanın inanma ihtiyacı, dinlerin karşılaştırmalı tarihleri gibi konular da 135 sayfaya sığdırılabilmiş.

- Aztekler, Mayalar, Toltekler gibi hiçbir Orta Amerika egemen halkı kendi dinini tek gerçek olarak görüp de diğer halk topluluklarına dayatmaya kalkışmamış. Bu yönden İslam'ın da bize çeşitli mesajları bulunmakta diye düşünüyorum.
Özellikle Kafirun suresi 6.ayetinde geçen "Sizin dininiz size, benim dinim banadır." cümlesinden çıkarılacak anlamın bu toplulukların ideolojisiyle bağdaştığını düşünüyorum. Bazı insanlarımızda görülebilen sert ve şiddet dolu bir dayatmadan öte bir tebliğ ve doğru yolu her daim anlatma dürtüsü daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.

- Eski insanların hayatı anlamlandırma konusundaki çabaları çağdaş insanda da devam ediyor. Biz tefekkürlerimizle Allah'ın nimetlerini düşünebiliyorken Cermen ırkı kurban edilen hayvanların kanlarının akış yönüne göre geleceği okuma, karganın veya kartalın uçuşundan geleceği anlama gibi arayışlarla kafaları patlatmışlar. Dediğim gibi her şey bir arayış ve tahkik inancı nasıl olursa olsun sorgulama kapsamında geçiyor aslında.

Eksi yönler :
- Kitap tam bir şirk kitabı :) Sonuçta müslümanlık hariç bütün dinlerin kendilerine özel başka bir tanrısı/tanrıları bulunduğu için bunları öğrenmek anca okumakla ya da Allah'ın dediği gibi yeryüzünde gezip dolaşıp da onların hallerini görmekle oluyor. Açıkçası bir çok yer gezip dolaştıktan sonra en güzelinin, en dengelisinin, en adaletlisinin halen İslam olduğunu düşünüyorum. En küçük ve basit bir örnek vermek gerekirse Hristiyanlıkta bulunan vaftiz kültüründen dolayı bir insan 6 gün boyunca günah işlese 1 gün sonra günahlarını bir vaftizci silebiliyor. Fakat dinimizde Allah'a ettiğimiz tövbelerle birlikte korku ve ümit dengesinde, insanların günahlarımıza karar vermediği bir hayat sürebiliyoruz.

- Kitabı bir kardinal yazdığı için mutlaka Hristiyanlık bölümüne öznel yorumunu katmış olacağını düşünüyordum bu düşüncemde de yanılmadım. Hz. İsa'ya Allah'ın oğlu denmesi ve Hristiyan üçlemesinin savunulması bütün Hristiyan aleminin kanayan yarası benim gözümde.

Polonya'da geçirmiş olduğum 1 yıllık süre zarfında Hristiyan insanların bu konuyla ilgili bilgi sahibi olmadıklarını gördüm. Zaten bu konuya olan merakım da bundan sonra arttı. Fakat mübarek kitabımız Kur'an-ı Kerim ve aslında İncil'de bile Hz. İsa'nın Tanrı olmayıp Allah'ın bir peygamberi olduğunu hatta ondan kelimetullah olarak bahsedildiğini de biliriz. (Aşağıda paylaştığım 1. video)

Bir şey daha eklemek istiyorum.
Önceden okumuş olduğum "Saygın Kel Adamın Ölümü" adlı kitapta şöyle bir yazı geçmekteydi :
"Fizikçi Pierre Curie bu kıyım (kitapların yakılması) için, "Endülüs Kütüphanesi'nden otuz kadar kitap kurtuldu, onlarla atomu parçaladık. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kurtulmuş olsaydı, şu anda galaksiler arasında geziyor olurduk." diye yazıyordu." (Bu kısmı aşağıda vereceğim 2.video için verdim)
Yazımı bitirmeden önce iki adet video göstermek istiyorum. Küçük bir ingilizce bilgisiyle ikisi de anlaşılabilir diye düşünüyorum. Birincisinde müslüman bir kimsenin hristiyan bir radyo kanalına bağlanması ve hristiyanlığın içindeki çelişkileri sunması, yayından atılması, ikincisinde ise dinlerin kronolojik olarak coğrafyalarının değişimleri, İslamın Endülüs topraklarına ilimi götürdükten sonra coğrafi keşiflerin başladığı gibi kilit konular irdelenmekte.
1- https://www.youtube.com/watch?v=hTT4OPwCECM
2- https://www.youtube.com/watch?v=AvFl6UBZLv4 (1:38. saniyeye özellikle dikkat)