Sıla Subaşı’nın üçüncü kitabı Dönüş Yolu, yazarın önceki eserleriyle bağlantısı olmayan, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir hikâye. Yazar bu romanda, kaybolmuşluk hissini bir “yön duygusu” olarak ele alıyor; tam kaybolduğunu sandığın anda, aslında içinin çok daha derin bir yerinin seni bir yerlere çağırdığını hatırlatıyor.
Ben kitabı okurken, özellikle şu düşünce zihnime sürekli eşlik etti:
Bazen insanın kalbi, aklının çoktan vazgeçtiği yerlere geri dönmekte ısrar eder.
Ve Subaşı, tam da bunu, duygusal bir pusula gibi, yavaş yavaş hikâyenin içine işliyor.
Spoiler kısmı
Romanın merkezinde, geçmişiyle hesaplaşırken “yönünü kaybetmiş” görünen karakterler var. Ama bu kaybolmuşluk Subaşı’nın kaleminde bir zayıflık değil; aksine insanın kendine dönüşünün başlangıcı. Yazar, karakterlerinin zihninin dip noktalarına inmeyi seviyor — kimi zaman bir kokuda, kimi zaman bir rüyanın içinde, kimi zaman da bir şarkının nakaratında beliren o ince sızıyla.
Kitap boyunca en çok sevdiğim şey, “dönüş”ün sadece bir mekâna değil, bir duygunun, bir yüzün, bir sesin içimize bıraktığı izlere dönüş olarak ele alınmasıydı. Özellikle son bölümlerde, geçmişin bir anda insanın üzerine çöken ağırlığı ve aynı anda bir yol haritasına dönüşmesi, kitabın en güçlü taraflarından.
Son sayfalardaki şu vurgu bence her şeyi özetliyor:
“Gerçek kayboluş, hiçbir yere ait olamamak değildir; içinde bir yer hâlâ sızlıyorsa, dönüyorsundur.”
Sıla Subaşı, dil olarak sade ama duygusal bir atmosfer yaratmayı seviyor. Büyük dramatik kırılmalar yerine, küçük anıların insanda bıraktığı yankıları büyütüyor. Bu da romanı bir solukta okunabilir kılıyor....
Genel değerlendirmem olarak da yorumlarımı eklemem gerekirse keşke biraz daha derinlere ve karakterlere değinilseydi dedim..Açık konuşmak gerekirse, kitabı