Dünyanın Fısıltısı (Bir Mecaz Olarak Doğa Kitabı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
371
Gösterim
Adı:
Dünyanın Fısıltısı
Alt başlık:
Bir Mecaz Olarak Doğa Kitabı
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054787524
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi​
Dünyayı algılamamızda, sınırlarını keşfetmemizde ve dünyaya ilişkin hayallerimizde dilin etkisi nedir? İnanarak veya "yalan" olduklarını bilerek anlattığımız hikâyeler kendimizi ve başkalarını anlamamızda, düşüncelerimizi biçimlendirmekte ne derece etkili?

Gizemcilere inanacak olursak insan, dünyayla iletişim içindedir; onunla aynı dili konuşur. Doğa onunla yıldızları, bitkileri ve hayvanları, ırmakları, dağları taşları, mevsimleri, geceleri ve gündüzleri aracılığıyla konuşur. Dilsel bir metin olarak beliren doğa, insan için saydamdır; dahası gizemci, doğanın kendisine baktığını ve kendisini anladığını sanır.

İnsanın kendi anlattığı hikâyenin büyüsüne kapılmasını, yani kendisi ve çevresi hakkındaki yanılgısını daha doğru bir ifadeyle hüsnükuruntusunu; insanın dünyanın, olmasını istediği gibi olduğunu sanmasını; doğadaki "gizli metin", "örtük söylem" veya "kozmik ima" mitini ele alan bu çalışma, "yalan dünya"dan ve bu "yalanın" bir "tabiat okur-yazarlığı"na dayalı uygarlığımızın kuruluşundaki öneminden söz ediyor. Bizlerin kendimizi kültür yoluyla tamamlayan eksik hayvanlar olduğumuzu; ne insan ile dünya ne de insan ile insan arasında doğal ve doğrudan bir ilişki olduğunu; onların arasındaki ilişkinin dilin simgesel dizgeleri üzerinden kurulduğunu ve bu dilin kültürel işlevinden ayıramayacağını savunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
David Le Breton'un dediği gibi dile getirilen acı asla tecrübe edilen acı değildir. "Ağrım var" ağrı olgusunun kendisiyle değil dilin kendisiyle ilişkilidir.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 289 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Platon'un vardığı sonuç özetle şudur: Ad nesnenin sesle taklididir. Başka bir deyişle yaratıcı için, 'mükemmel ressam' için ad koymak onu vücuda getirmek, 'resmetmektir.' Ad, nesnesinin doğal özelliğidir; onun doğasını sesle taklit eder; tıpkı nesnenin de idealar evrenindeki ideasının bir taklidi oluşu gibi dernek ister Platon. Bu durumda adların şeylere doğalarını açıklamak için verildiği kabul edilmektedir. Adı bilmek, nesneyi de bilmek anlamına geliyordu; çünkü adın doğası ile nesnenin doğası birbirini yansıtıyordu.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 55 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Rivayete göre dünyanın sergilediği düzenin farkına varıp ona kozmos adını veren ilk kişi Pythagoras'tır. Pythagorasçılar yer ile göğün, tanrılar ile insanların dostluk, kural, ılımlılık ve doğrulukla birbirlerine bağlı olduğunu söylüyor, bu nedenle de bütün bu evrene düzensizlik ve karışıklık değil kozmos adını veriyorlardı.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 116 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Çocuklar için güneşin adıyla güneşin nitelikleri nasıl özdeş ise kadim halklar arasında da benzer bir mantığın işlediği görülür. İsim -gölge ya da nefes gibi- kişinin bir parçasıdır, hatta onun ta kendisidir. Bantularda bir kişinin ismini bilmek, onun üzerinde fiziksel egemenlik kurmanın büyüsel bir yoludur. Benzer şekilde, Orta Afrika ülkesi Burundi'de "adsız kalasın", bir ilenme ifadesidir. Eski Mısır'da tapınaklardaki yazılan silmeye kalkışacak kişilere şöyle seslenilir: "Tanrı An, bu yazılan bozana adını unuttursun . " Zira adı olmayan kişi yoktur; henüz isim verilmemiş bir çocuk insani bir varlık olarak görülmez.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 69 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Pythagorasçılar için gayesizlik sınırsızlık ve eksikliktir. İyi, sondaydı (telos) , başlangıçta (arkhe) değildi. Pythagorasçılar için başlangıçta güzellik ve iyilik bulunmaz.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 111 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Taocular, ruhani alıştırmalarla eğitilmeden dağa tırmanmanın güçlüklerini ve hatta zararlarını ısrarla belirtmişlerdir. Dağlar göklere götüren yollardı ( T'ien Tao-Göksel Yol) . Taocu Ölümsüzlere sien, "dağ adamı" adı verilir.

İnsanların yaşadığı düzlüklere karşıt olarak yüksek, kutsal dağlar yalnızlık ve tefekkür yerleridir. Dağlarda zirveye çıkmayı engelleyen korkunç varlıklar da yaşar. Açıkçası tırmanış ruhani bir nitelik taşır ve yukarıya doğru ilerlemek bilgiye yaklaşmaktır. Dağ zirveleri manevi açıdan tam-bilinç halini simgeler. Kutsal dağlara yapılan hac ziyaretleri dünyevi arzulardan sıyrılmak, kısmi ve sınırlı olandan bütünsel ve sınırsız olana yükselmek amacını taşır. Çinlilere göre Kun-Lun dağının zirvesi dünyadan kurtulmanın gerçekleştirilebileceği noktaya değer.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 157 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Aslında Cebrail, Peygamber'in önüne bir metin koymadığına göre "Ben okuyanlardan değilim" şeklinde bir yanıt pek mantıklı görünmüyor. Nitekim Arapça "Ben okuyanlardan değilim" diye çevrilebilen cümle, "Neyi okuyayım" diye de çevrilebilmektedir. Eğer bu çeviriyi tercih edersek anlam hayli değişmektedir. Bu durumda Peygamber ümmi olduğunu söylemiş olmamaktadır; tersine sadece neyi okuması gerektiğini bilmediğini söylemektedir; çünkü önüne konmuş bir yazılı metin yoktur. Gerçekten yok mudur? Vahiy meleği onu üçüncü kez okumaya zorlayınca Peygamber neyi okuması gerektiğini anlayacaktır: Okunacak metin, tüm kainattır.
Ergun Kocabıyık
Sayfa 37 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyanın Fısıltısı
Alt başlık:
Bir Mecaz Olarak Doğa Kitabı
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054787524
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi​
Dünyayı algılamamızda, sınırlarını keşfetmemizde ve dünyaya ilişkin hayallerimizde dilin etkisi nedir? İnanarak veya "yalan" olduklarını bilerek anlattığımız hikâyeler kendimizi ve başkalarını anlamamızda, düşüncelerimizi biçimlendirmekte ne derece etkili?

Gizemcilere inanacak olursak insan, dünyayla iletişim içindedir; onunla aynı dili konuşur. Doğa onunla yıldızları, bitkileri ve hayvanları, ırmakları, dağları taşları, mevsimleri, geceleri ve gündüzleri aracılığıyla konuşur. Dilsel bir metin olarak beliren doğa, insan için saydamdır; dahası gizemci, doğanın kendisine baktığını ve kendisini anladığını sanır.

İnsanın kendi anlattığı hikâyenin büyüsüne kapılmasını, yani kendisi ve çevresi hakkındaki yanılgısını daha doğru bir ifadeyle hüsnükuruntusunu; insanın dünyanın, olmasını istediği gibi olduğunu sanmasını; doğadaki "gizli metin", "örtük söylem" veya "kozmik ima" mitini ele alan bu çalışma, "yalan dünya"dan ve bu "yalanın" bir "tabiat okur-yazarlığı"na dayalı uygarlığımızın kuruluşundaki öneminden söz ediyor. Bizlerin kendimizi kültür yoluyla tamamlayan eksik hayvanlar olduğumuzu; ne insan ile dünya ne de insan ile insan arasında doğal ve doğrudan bir ilişki olduğunu; onların arasındaki ilişkinin dilin simgesel dizgeleri üzerinden kurulduğunu ve bu dilin kültürel işlevinden ayıramayacağını savunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Selda
  • Hasan Suphi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0