Duruşmalar

Necdet Sevinç
Timur: -Halk ve devlet hakkında raporlardı. Kanunlar hep, halkın işleyebileceği suçlar düşünülerek hazırlanmıştı. Devlet zengin, halk fakirdi. Güçlü zayıfı eziyor, haksızlığa uğrayan başvuracak bir makam bulamıyordu. Ve devlet sanki bir avuç memurun maaş almasını, rüşvet yemesini sağlamak için kurulmuştu.
Sayfa 99 - Hamle Yayınları·Kitabı okudu
Tiyatro
Merzifonlu: -Şartları biz dikte ederdik. Şart koşma, şart ileri sürme hakkı yalnız bize aitti. Benim yaşadığım yüzyılda ve daha önceki yüzyıllarda buyuruculuk Türk'ündü! Biz emrederdik! Biz takdir ederdik! Biz talimat verirdik! Ol derdik olurdu! Çünkü dünyanın bütün hükümdarları memurlarımızdı bizim!
Sayfa 18 - Hamle Yayınları·Kitabı okudu
Tiyatro
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Timur: İbni haldun yanlış hatırlıyor sanırım. Ben Semerkant’ta iken Hafız’ın bir şiirini okumuştum. Şiiri şuydu: Agar an turk-i Şirazi ba-dast arad dil-i mara ba Hal-i hinduyaş bahsam Semerkant-ı Buhara. (Timur şiiri bitirir, Hafız’a döner.) Öyle mi şair? Hafız: Evet bunlar benim dizelerimdir. Timur: Bu şiirin manası şudur: Eğer o Şiraz güzeli beni sevindirecek olursa, ben onun bir kara benine bütün Semerkant ve Buhara’yı bağışlardım. Doğru mu şair? Hafız: Doğru efendim. Timur: Şiir gerçekten güzeldi, ama hiçbir şairin, benim bayındır ve zengin kentlerimi, oturduğu yerden sevgilisine, üstelik sevgilisi olacak o yosmanın bir tek kara benine bağışlamasına da izin veremezdim. Ordumu alıp derhal İran’a girdim. Adam gönderip çağırttım Hafız’ı. Öyle mi şair? Hafız: Evet efendim. Beni emretmiştiniz. Timur: Ona, kimin malını kime bağışladığını soracaktım. Fakat Hafız karşıma geldiğinde ihtiyar bir eskici gibiydi. Öyle mi şair? (Hafız ‘’evet’’ anlamında boynunu büker.) Timur: Açlıktan nefesi kokuyordu zavallının. Ayakta duracak gücü yoktu. Uzun süre dikkatle bakmama rağmen sırtındaki hırkanın aslı ile yamasını ayıramadım. Öyle mi şair? Hafız: Öyle efendim. Timur: Oysa Semerkant’ı, Buhara’yı sevgilisinin bir küçük benine bağışlayacak olan yiğidin zengin ve güçlü olması gerekirdi. Ben öyle birini bekliyordum. Fakat karşıma çıka çıka bu ağzı burnu rendelenmiş, aşınmış akça gibi yüzü belirsiz, ölüme çok yakın şu ihtiyar çıktı. Alparslan Gazi: Kellesinin kesilmesini emretseydiniz. Timur: Hayır. Acıdım. Benim ülkemde şairler, bilim adamları ve sanatkarlar devletin himayesindeydiler. Ona altın sırmalı ipek hırkalar, kürkler, samurlar verilmesini emrettim. Ve hayatı boyunca kimseye muhtaç olmayacak akdar altın ihsan eyledim. Öyle mi şair? Hafız: Allah razı olsun efendim. Timur: Senden
. Benim yaşadığım yüzyılda ve daha önceki yüzyıllarda buyuruculuk Türk’ündü! Biz emrederdik! Biz takdir ederdik! Biz talimat verirdik! Ol derdik, olurdu! Çünkü dünyanın bütün hükümdarları memurlarımızdı bizim! .
. Merzifonlu: Kendimi hiçbir zaman Karlofça’da imzalanan paçavranın sorumlusu olarak kabul etmedim. Değilim de. Ama günün birinde böyle bir antlaşmaya sahne olacağını bilseydim, yeryüzünden silerdim o kasabayı! .
. Merzifonlu: Efendim aslında Türk teşrifat kanununa, töreye ve teamüle göre Rus çarları dileklerini doğrudan doğruya Türk Devlet Başkanına arz edemezlerdi. Çarlar ancak Kırım Hanı ile muhataptılar. Eğer Kırım Hanı uygun görürse 2. vezire, o da gereğine inanırsa vezir-i azama arz ederlerdi. Bu Rus, önce bu kuralı çiğnemiştir. Kaldı ki diplomat olsun, olmasın, herhangi bir Rus’un Karadeniz yoluyla İstanbul’a gelmesi kesin olarak yasaktı. O kepaze Karlofça Antlaşmasına bile konmuştu bu yasak. .