1972 yılında Ankara’da dünyaya geldi. İlköğretim yıllarını tamamlarken henüz çok küçük yaşlarda 12 Eylül darbesine tanıklık etti. Babası, o dönemde Mamak Askerî Cezaevi’nde tutuklu bulundu. Çocuk yaşta olmasına rağmen o yıllarda yapılan kütüphane ve Anıtkabir ziyaretleri onun zihninde derin izler bıraktı. On binlerce öğrenci arasındaki o küçük çocuk, ileride hayatı boyunca araştırmaya ve öğrenmeye duyduğu sınırsız merakla tanınacaktı.
Küçüklüğünden itibaren dünyayı anlamaya karşı sarsılmaz bir tutku besledi. Oyun oynamak ya da eğlenmek diğer çocuklar için ne kadar çekiciyse, onun için o kadar gereksizdi. Babasının öğretmenlik mesleği nedeniyle Türkiye’nin dört bir yanını dolaştı. İlk yükseköğrenimini Ege Üniversitesi Tekstil Bölümü’nde başlattı. Ancak bir felsefe öğrencisi arkadaşının yönlendirmesiyle yolu edebiyata düştü. Başlangıçta “Benim fizik, kimya, matematikle ilgim var; edebiyat en son yapacağım iştir.” dese de, kader onu Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne ve öğretmenlik mesleğine yönlendirdi.
Öğrenciliği boyunca hem okudu hem çalıştı; bir yandan da ailesinin geçimini sağlamaya uğraştı. Siyasi sebeplerle pek çok haksız suçlamaya maruz kalmasına rağmen yılmadı, azimle mücadelesini sürdürdü ve sonunda edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu.
Hayatı, adeta bir “Kahramanın Yolculuğu” gibiydi. Yaşadığı bazı deneyimler anlatılamayacak kadar derin ve kişisel kaldı. Ancak o, her defasında karanlığın içinden yeniden doğmayı bildi. Şeytandan daha kötü niyetli, türlü hilelerle tuzak kuranlara rağmen sarsılmaz bir iradeyle yoluna devam etti. Ahlat Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’na sürgün edildiğini öğrencilerine söylediği o an hâlâ dün gibi hafızasındaydı; tüm sınıf gözyaşlarına boğulmuş, 400 öğrenci onu alkışlar ve çığlıklarla uğurlamıştı.
Yazmak onun için sadece bir ifade biçimi değil, bir direniş biçimiydi. Kitaplarıyla ve bilinçlendirme çabalarıyla öğrencilerine ışık olmayı sürdürdü. Beş yıl süren bir mücadelenin sonunda görevinden el çektirilse de, kaleminden ve inancından asla vazgeçmedi. Bu süreç, ona “sarsılmazlık” ve “eğilmezlik” ilkelerini kazandırdı. Artık bir kurtarıcı beklemiyor, gökten bir elin uzanmasını değil, insanın kendi içsel gücünü keşfetmesini savunuyordu.
Uzun yılların birikimiyle kaleme aldığı “Evrensel İlahi Yasalar” kitabı, onun yaşam felsefesinin pusulası oldu. Kişinin hakikate kendi çabasıyla ulaşabileceğini, bilim, felsefe, din ve hikmet unsurlarının birleştiği noktada gerçek bilgelik ışığının doğduğunu vurguladı.
Bütün çalışmalarında bu dört unsuru bir araya getirerek, bilginin bilgeliğe dönüştüğü bir tekâmül sürecini yaşam görüşü haline getirdi. Onun eserleri yalnızca edebiyat alanında değil, insanın içsel yükselişini ve hayatın ilahi dengesini anlamaya yöneliktir.