Müslüman tabiplerin veba ile ilgili ilaç ve tedavileri keşfettikleri ve bunun için gerekli önlemleri aldıkları dönemlerde Avrupa ülkelerindeki doktorlar vebanın muska ve sihirle tedavisine çalışıyor, hâlâ vebanın eski Yunancada havada dolaşan pis bir koku anlamına gelen Miyasma olduğunu söylüyor ve bunun tedavisi için çevreye güzel kokular yaymaya çalışıyorlardı.
Ancak XIV. yüzyılın son günlerindedir ki İslam dünyasından veba ile ilgili bilgileri almışlar ve bu hastalığın bulaşıcı olduğunu kabul etmişlerdir.
.
Endülüs’ün son kalesi Gırnata’nın düştüğü yıl içinde İspanya, bütün Yahudileri ülkeden kesin olarak çıkarmak amacıyla bir ferman çıkardı. Ferman iki kral tarafından 31 Mart
1492 tarihinde ilân edildi ve Mayıs ayında yürürlüğe konuldu. Buna göre 100 bin kadar Yahudinin 2 Ağustos’a kadar
ülkeyi terketmesi isteniyordu. Gerçekten de bu tarihte istenen olay gerçekleşti. Bunların büyük bir kesimi, kendilerine
hoşgörü kapısını açan Osmanlı’ya sığındı. İspanya-Endülüs
Yahudilerine, 1496-1497 yıllarında ülkeden çıkarılan Portekiz’deki Endülüs Yahudileri de eklendi. Yani, Endülüs-İber
Yarımadası Yahudileri Hristiyanlar tarafından hemen toptan
sürgün edildiler. Bu tarihten sonra Endülüs Yahudileri’nin
(Sefaradlar) büyük bölümü Selanik, İzmir, İstanbul gibi Osmanlı şehirlerinde hayatlarını sürdürmeye başladılar.
Son ilahi mesajın şekillendirdiği devlet ve toplum vizyonu; Endülüs'ü ortak aklın, ilmin ve hikmetin yurdu haline getirmiş ve sonuçta, Maşrık-Mağrib-İber kültürlerinin eşsiz bileşimiyle Endülüs medeniyeti ortaya çıkmıştır.
3. Abdurrahman, Arap asabiyesinin devleti yok olmanın eşiğine getirdiğini görerek Arap seçkinlerin çeşitli imtiyazlarını ortadan kaldırdı. Sonuçta Arap asabiyesiyle hareket eden toplumsal güç odakları nüfûzlarını kaybettiler ve merkezi idarenin korkulu rüyası olmaktan çıktılar.
Esnafın ya da tüccarın yaptığı hiçbir hile gizli kalmazdı. Bir satıcının bir çocuğu veya bir hizmetçiyi bile olsa düzenbazlık yaparak kandırdığı iddia edildiğinde, muhtesib bunu hemen araştırır, gerekli ölçüm ve tartımları yapar. Eğer satılan malda bir kusur bulunursa, o çevredeki insanları toplayıp malı iyisiyle mukayese eder ve hilebaz satıcıyı belli ölçüde cezalandırırdı. Eğer aynı satıcı,kendisine verilen darb (kırbaç )ve tecris (caddelerde teşhir ile rezil etme) cezasına rağmen tövbe etmeyip alıcıları kandırmaya devam ederse, o beldeden sürgün edilirdi.