Dadoun diyor ki; insanlığın bütün toplumları, bedenin erosunu evcilleştirmek, kanalize etmek, ya da ortadan kaldırmak için anti-erotik önlem ve pratiklere başvurdular. Giysilerin en evrensel işlevinin bu olduğunu söylüyor.
Antropoloji sayesindeki sayısız örneklemlerle inceleme sağlanınca BEDENİN bir bütün olarak erotizmden uzaklaştırıldığını, değersizleştirilip, iğdiş edildiğini belirtiyor. Böyle bir agonik perspektif içinde erotizmin gücünü bastırması yerine, daha çok şiddetlendiğini ifade ediyor.
Nitekim öyle olmuşa benziyor. insanları farklı bir yola sürükledi diyor; ORGANLARA!
Çok ilginç bir fikir bu. İnsan bedeni çıplaklığı bir bütün olarak göremeyince, farklı noktalardan etkilenmeye, arzu etmeye başladı diyor.
Organlar Erotizmi; libidonun tek bir organ üzerine ya da, belirli organlar kompleksi üzerine odaklanması, buralarda sabitlenip birikmesidir. Gözler, burun, dişler, narin boyun, meme, belin kıvrımları, kalça, bacaklar, ayaklar ve ayak bilekleri vs vs.. “derinin kartografisini çıkartıp fantastik bir kıtaya dönüştürülen minik manzaralar “ diyor bunlara.
Tabii erotizmin temel üçlüsü seks, ağız, anüse özel anlam atfediyor. Bu üçlü, libido adı verilen, canlı dolaşım kaynağı merkezi ve nesnesi olmasından kaynaklı piramidin en üst tepesinde yer alıyor.
LİBİDO, kavramını Freud’un Oral Libido, Anal Libido, Faillik Libidosu kuramlarıyla açıklıyor.
ARZU’nun yok olması korkusu kavramı, yani aphanisisi yokluğunu betimliyor.
Yazarımız şöyle devam ediyor; bastırılan arzular, istemsiz bir şekilde doğal yaşamımızın her yerinden fışkırmakta. Kamusal alandan, kıyafetlere, tavır ve sözlerden, filmler, reklam panolarına kadar her yerde bu arzunun izleri vardır diyor.
Pek tabii katılıyorum ama bu noktaya nasıl gelindiğini, niçin her yerde erotizmin pazarlandığına dair bir