Normalde çok fazla romantik komedi okuyan biri değilimdir ama bu kitaba bayıldım. Uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar eğlendiğimi, sayfalarda kıkır kıkır güldüğümü hatırlamıyorum. Eğer siz de artık o birbirinin kopyası olan, toksik ilişkilerle dolu veya gereksiz aşk üçgenleriyle uzatılmış hikayelerden sıkıldıysanız, bu kitaba kesinlikle şans vermelisiniz. Peki ne anlatıyor bu First Time Caller? Hikâyemiz, kendi aşk hayatı pek de yolunda gitmeyen ama kızı Maya'nın mutluluğunu her şeyin önüne koyan Lucie'nin etrafında şekilleniyor. Lucie, kızı Maya'nın gelecekteki aşk hayatının daha iyi olması ya da doğru bakış açısını kazanması (aslında biraz da kendi içindeki o umutsuzlukla harmanlanmış bir koruma içgüdüsüyle) annesinden gizli bir işe kalkışıyor ve Aiden'ın sunduğu radyo programına bağlanıyor. Ve her şey o "ilk arama" ile başlıyor. Lucie, radyo programında o kadar içten konuşuyor ki hayalindeki o "sihirli" aşkı bulamayacağına dair yaptığı yorumlar ve gerçekçi beklentileri bir anda herkesin takdirini topluyor. Meğer içten içe onun gibi hisseden birçok insan varmış. Bu süreç Lucie için sadece kızıyla ilgili bir adım değil, kendi iç dünyasıyla ve "olduğumuzu sandığımız kişi" ile "başkalarına sunduğumuz kişi" arasındaki o çatışmayla yüzleştiği bir yolculuğa dönüşüyor ve kitap akıyor gidiyor.
Neden bu kadar sevdim? Klişelerden uzak olması birçok romantik kitapta gördüğümüz o zorlama karşılaşmalar veya anlamsız aşk üçgenleri burada yoktu. Lucie ve Aiden’ın bir araya gelmesi ve aralarındaki kimyanın gelişmesi o kadar doğal ki, okurken her anına inanıyorsunuz. Aiden karakteri ise yaşadıklarından sonra hayata ve aşka kapılarını kapatmış, kendini korumaya almış bir adam - kayıp verme korkusu- ama buna rağmen o kadar centilmen, o kadar sağduyulu ki... Kendine itiraf