Bazı kişiler alışkanlıklarına o kadar bağlıdırlar ki memnun olmadıkları halde işlerini, arkadaşlarını, ilişkilerini hatta okudukları gazeteyi bile değiştirmek istemezler. Bir eşik atlamaktan, yeni şeyler denemekten korkarlar. Kendilerini haklı çıkarmak için de "yenisi daha mı iyi olacak sanki?", "gelen gideni aratır!", "eski köye yeni adet mi getireceksin?" gibi ifadelerle değişmemeye ne kadar kararlı olduklarını ortaya koyarlar.
Toplumla ya da bir başka kişiyle iç içe geçen kişiler o kişi ya da toplumla o kadar bütünleşmiş durumdadırlar ki kendi düşüncelerinin, duygularının, isteklerinin hatta bedenlerinin bile farkında değildirler.
Pek çok kişi duygularına yeterli önemi vermemekte, hatta "duygusal" olmanın "zayıflık" olduğuna inanmaktadırlar. Terapiye "çok duygusalım, bundan kurtulmak istiyorum" şikayeti ile başvuranların sayısı hiç de az değildir. Aslında sorun duygusal olmak yani duygularının farkında olmak değil, ya duygularını ifade edememek, ya duygularla duyum, düşünce ve davranışlar arasındaki bağlantıyı kuramamak ya da bunları kendi içinde ve çevreyle bütünleştirememektir.