Hayatı Müslümanca Okumak

·
Okunma
·
Beğeni
·
42
Gösterim
Adı:
Hayatı Müslümanca Okumak
Baskı tarihi:
21 Ağustos 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056917394
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Asalet Yayınları
Müslümanca düşünemeyen toplumlar, önce ahlakî bir yozlaşmaya maruz kalır, birkaç nesil sonra da deizme veya ateizme kayarlar. Müslümanca düşünmeyi başaramayanların, Müslümanca yaşamaları ve uzun vadede Müslüman kalmaları da mümkün değildir. Dolayısı ile Hayatı Müslümanca Okumak bizim için tabiri caizse bir beka meselesidir.

Kur'an'ın ilk inzal olan ayetlerinin başında ikra yani oku buyrulmuştur. Nasıl okumalıyız? sorusuna da bismi Rabbike yani Rabbinin ismiyle diye cevap verilmiştir. (Bkz. Alak, 1) Bu ayet Müslümanların hayatı okuma modelini ortaya koymaktadır. Demek ki biz Müslümanların hayatı okuma modeli alelade bir okuma modeli değil, Rabbimizin isminin merkezde olduğu bir okuma modelidir.

Dolayısı ile bizler hayata ve olgulara bakarken, onu anlamlandırırken herhangi bir insan gibi ya da bir gayr-i müslim gibi değil kendimize has bir şekilde ona bakarız. Bizim din ve dünya görüşümüz onlarınkinden çok farklıdır.

Biz hayatı ve olguları Rabbimizin adıyla okuruz. Rabbin adıyla okumak demek, ahlaktan hukuka, ekonomiden iktisada, sağlıktan ticarete, eğitimden yönetime kadar istisnasız hayatın her alanında Rabbimizin ölçülerini dikkate alarak okumak demektir.

Bu mütevazı çalışma ideolojilerin, izmlerin ve birtakım düşüncelerin zihinleri lekelediği bir çağda, ifrat ve tefrite düşmeden Müslümanca düşünmenin imkanlarını arayan bir çabanın, bir anlam arayışının ürünüdür. Rabbimizden bu çalışmanın insanlara ulaşmasını ve faydalı olmasını dileriz.
288 syf.
·Puan vermedi
Merhaba arkadaşlar güzel bir kitap yorumuyla geldim
Kafamızdaki soruların bütün cevabı işte bu kitapda.
Müslümanca yaşamak için hayatımıza ışık tutacak güzel bir kitap.
İslam sosyal olarak yaşanan bir dindir. Müslüman kendisini toplumsal meselelere müdahil hissedebildiği oranda ideal anlamda Müslümanlığını gerçekleştirir.
Doğru ve yanlışın belirlenmesi bağlamında çıkarılan ne tür bir hüküm varsa bunun ilkesi Cenab-ı Hak’tan gelir.Dekart da bunu böyle anlamış olmalıdır ki şu sözleriyle herhalde bunu anlatmak istemiştir.
Biz Müslümanlar her şeyden önce şunu iyi bilmeliyiz ki adaletin ve hukukun teminatı toplumsal sözleşme değil,Rabbimiz ile yaptığımız “Galu Bela sözleşmesi”dir.“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine verdiğimiz; “bela” (elbette Rabbimizsin) yanıtı, bizim neyin doğru ve neyin yanlış olduğuna dair her türlü üst prensibi Rabbü’l Alemin’den almayı taahhüt ettiğimiz anlamına gelmektedir.
Islam ahlak dini oldugu kadar,hukuk dinidir de...Ibadet dini oldugu kadar,yönetim dinidir de...Sevgi dini oldugu kadar,Cihat dinidir de...
Bu güzel kitabı okumama vesile oldugu için
Biz Müslümanlar her şeyden önce şunu iyi bilmeliyiz ki adaletin ve hukukun teminatı “toplumsal sözleşme” değil, Rabbimiz ile yaptığımız “Galu Bela sözleşmesi”dir. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine verdiğimiz; “bela” (elbette Rabbimizsin) yanıtı, bizim neyin doğru ve neyin yanlış olduğuna dair her türlü üst prensibi Rabbü’l Alemin’den almayı taahhüt ettiğimiz anlamına gelmektedir. Yani yeryüzündeki fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasaların tamamının Rabbü’l Alemin’e ait olduğunu tasdik etmemiz demektir.

Kuşkusuz ki yeryüzündeki uyum ve düzenin devam etmesi, Araf Suresi, 172. ayet-i celile’sinde bahsedilen bu sözleşmeye sadık kalınmasına bağlıdır. Dolayısı ile bu sözleşme toplumsal hayattaki uyumun, dirlik ve düzenin sigortasıdır. Eğitimde, yönetimde, hukuk alanında ve tüm sosyal alanlarda “bela” yani “Elbette Sen bizim Rabbimizsin” diyemedikten sonra; bu alanlardaki üst prensipleri Rabbü’l Alemin’den almayı kabul etmedikçe; yeryüzünde ahengi ve düzeni sağlamak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Ahengin ve düzenin olmaması ise yeryüzünde adaletin yerine anarşi ve terörün hâkim olması anlamına gelir. İnsanın hilafeti de zaten hükmetme yetkisini kullanarak, terörü, anarşiyi ve her türlü zulmü ortadan kaldırma yükümlülüğüdür. Yeryüzünde dengeyi sağlama ve adaleti tesis etme görevi hilafet bilinci taşıyan insana tevdi edilmiştir.
Doğru ve yanlışın belirlenmesi bağlamında çıkarılan ne tür bir hüküm varsa bunun ilkesi Cenab-ı Hak’tan gelir. Dekart da bunu böyle anlamış olmalıdır ki şu sözleriyle herhalde bunu anlatmak istemiştir:“...Bizde gerçek ve doğru olan her şeyin olgun ve sonsuz bir varlıktan geldığini bilmeseydik, fikirlerimiz ne kadar açık ve seçik olsalar da, bize doğru olmak olgunluğuna sahip olduklarını temin edecek hiçbir kanıtımız olmayacaktı.” (Descartes, Metot Üzerine Konuşma, Çev: Mehmet Karasan, Ankara, 1997, s.41)

Doğru yolu göstermek mutlak manada Yüce Allah’a ait bir iştir. “Doğru”nun ve “yanlış”ın tanımlanması, doğru yola iletilmek ve doğrunun gösterilmesi; bütün bunlar Yüce Allah’a aittir. Haşa, böyle olmasaydı, “bizi doğru yola ilet” diye O’na dua etmemizin de bir anlamı kalmazdı.
Müslümanlar açısından bir zillet de şudur ki referans meselesinin önemini bir türlü kavrayamayan Müslümanlar, her meseleye batılılar gibi insan hakları ve özgürlükler bağlamında yaklaşmak durumunda olduklarını zannediyorlar. Oysa “inanç” merkezli hayata bakması gereken Müslümanlar, konuşulması gereken yerde konuşmanın bir “insan hakkı” olmanın da ötesinde dinimizin bir vecibesi olduğunu idrak etmeliler.

İslam sosyal olarak yaşanan bir dindir. Müslüman kendisini toplumsal meselelere müdahil hissedebildiği oranda ideal anlamda Müslümanlığını gerçekleştirir. İslam’ı birtakım ruhban anlayışlarla yorumlayamayacağımıza göre onun sosyal/içtimai hedeflerini inkâr etmenin de bir mantığı olamaz.
Batı aslında sadece demokrasiyi ihraç etmemiştir, topyekün bir felsefeyi de yanında pazarlamıştır. En basitinden ““özgürlük” ve “eleştirel düşünme” gibi kulağa hoş gelen moda tabirleri, demokrasinin yanında verilen eşantiyonlar olarak düşünebiliriz. Biz demokrasi ve eşantiyonlarından oluşan bu seti aldığımızda, aslında farkında olmadan düşüncelerimiz de batılı insanın düşüncelerine benzemeye başlıyor. Faraza “özgürlük” denildiği vakit batılı insan, eşcinsellerin birbiriyle evlenebildiği özgür bir ortamı algılarken, bizde ise özgürlük “kulluk” kelimesine tekabül etmektedir.

Yani demokrasi ve onun uzantısındaki felsefi dünya görüşü, bizim bütün algılarımızı değiştirmeyi ve bize batılı algılama şeklini benimsettirmeyi hedefliyor. Bütün terimlerin bizim anladığımız gibi değil kendi anladıkları gibi anlaşılmasını istiyorlar ki bu da bizim kimliğimizden uzaklaşmamız anlamına geliyor.

Felsefeden etkilenmediğini söyleyen insanların bile aslında onun etkisinden kendisini kurtaramadıklarını düşündüğümüzde, batılı insan gibi düşünmeye başlayan insanların demokrasi hakkında da en doğru hükme ulaşabileceklerini söyleyemiyoruz.

Buraya kadar olan bölümü özetlersek, demokrasi konusunda doğru bir hükme ulaşmaya çalışan bir Müslüman önce şu iki sarp yokuşu aşmak zorundadır. Birincisi sistemin desteklediği ve medyamn da körüklediği şartlanmışlıktan kurtulmak... İkincisi de felsefenin kirine bulaşmamış olmak. Kanaatimiz odur ki bu iki yokuşu aşamayanlar hakikate de ulaşamayanlardır. Bu iki sarp yokuşu aşmanın yolu ise ihlas ve samimiyet düsturlarını hayata geçirmek ve takvalı olmaktır.
Eleştirerek doğrultulmaz

Genellikle söz söylemede tartışma metodunu tercih edenler, üzüm yemekten ziyade bağcıyı dövmekle tatmin olurlar. Söz söylerken haşin bir üslubu benimseyen doğrucu tavırlı kimselerin hiçbir kimsenin gönlüne girmesi ve sözünü kabul ettirebilmesi de düşünülemez. Tartışma ve itirazın egemen olduğu bir sohbette, feyz ve bereket adma bir rahmetten de söz edilemez. Eleştirerek doğrultmanın mümkün olacağına da inanmıyoruz.

Mümin denilince aklımıza daima olumlu düşünen, müspet hareket eden ve imamm nefsaniyetin önüne geçiren kimse gelmektedir. İnsanlara verdiğimiz örneklerde bile olumlu olanın arayışına girmemiz, sözlerimizdeki feyz ve bereket adına bir zarurettir. Zira daima olumsuzluklardan konuşmak ve her zaman olumsuz örnekleri tercih etmek sağlıksız bir ruh halinin yansımasıdır. Kaldı ki bunu yapanlar her ne kadar insanları uyarmak ve doğru yolu göstermek niyeti ile de yapsalar menfilikler üzerinden bir yerlere varmak mümkün değildir. Sürekli menfi olaylardan bahsetmek insanın başta kendi kalbini daha sonra da dinleyenlerin kalple im karartır. Bunca karanlık içre iken doğru yol göstermek ise ancak bir iddiadan öteye geçemez.
"Kur'an'ın ilk inzal olan ayetlerinin başında "ikra" yani "oku" buyrulmuştur. "Nasıl okumalıyız?" sorusuna da "bismi Rabbike" yani "Rabbinin ismiyle" diye cevap verilmiştir. (Bkz. Alak, 1) Bu ayet Müslümanların hayatı okuma modelini ortaya koymaktadır.
Demek ki biz Müslümanların hayatı okuma modeli alelade bir okuma modeli değil, Rabbimizin isminin merkezde olduğu bir okuma modelidir."
Aydın BAŞAR //-Arka Kapak dan...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayatı Müslümanca Okumak
Baskı tarihi:
21 Ağustos 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056917394
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Asalet Yayınları
Müslümanca düşünemeyen toplumlar, önce ahlakî bir yozlaşmaya maruz kalır, birkaç nesil sonra da deizme veya ateizme kayarlar. Müslümanca düşünmeyi başaramayanların, Müslümanca yaşamaları ve uzun vadede Müslüman kalmaları da mümkün değildir. Dolayısı ile Hayatı Müslümanca Okumak bizim için tabiri caizse bir beka meselesidir.

Kur'an'ın ilk inzal olan ayetlerinin başında ikra yani oku buyrulmuştur. Nasıl okumalıyız? sorusuna da bismi Rabbike yani Rabbinin ismiyle diye cevap verilmiştir. (Bkz. Alak, 1) Bu ayet Müslümanların hayatı okuma modelini ortaya koymaktadır. Demek ki biz Müslümanların hayatı okuma modeli alelade bir okuma modeli değil, Rabbimizin isminin merkezde olduğu bir okuma modelidir.

Dolayısı ile bizler hayata ve olgulara bakarken, onu anlamlandırırken herhangi bir insan gibi ya da bir gayr-i müslim gibi değil kendimize has bir şekilde ona bakarız. Bizim din ve dünya görüşümüz onlarınkinden çok farklıdır.

Biz hayatı ve olguları Rabbimizin adıyla okuruz. Rabbin adıyla okumak demek, ahlaktan hukuka, ekonomiden iktisada, sağlıktan ticarete, eğitimden yönetime kadar istisnasız hayatın her alanında Rabbimizin ölçülerini dikkate alarak okumak demektir.

Bu mütevazı çalışma ideolojilerin, izmlerin ve birtakım düşüncelerin zihinleri lekelediği bir çağda, ifrat ve tefrite düşmeden Müslümanca düşünmenin imkanlarını arayan bir çabanın, bir anlam arayışının ürünüdür. Rabbimizden bu çalışmanın insanlara ulaşmasını ve faydalı olmasını dileriz.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Ela
  • Mütevazıokurhanım
  • Muhammed Ali

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0