İslamın Hastalığı

8,0/10  (2 Oy) · 
4 okunma  · 
2 beğeni  · 
62 gösterim
Günümüzdeki İslam kendi geleneklerinin ve tarihinin zenginliğinden mahrum kalmasına yol açan entegrizm hastalığından mustariptir. Abdelwahab Meddeb, tutkulu bir dille kaleme aldığı bilgilendirici eserinde bu hastalığın şeceresini çıkarıyor ve İslam'ın bağrındaki çoğulcu geleneği vurguluyor. Batılı İslam araştırmacılarının ve İslamcı fundemantalistlerin ortak yanılgılarını sergilerken, Batı'yla İslam'ın yakınlaşabilmesi için yeni yollar öneriyor.
11 Eylül saldırısına yanıt olarak yazılan bu eserde, İslam'ı cihatla bir tutan anlayışın köklerine iniliyor ve yedini yüzyıl Medine'sinden başlayan İslam tarihi on sekizinci yüzyıl Arabistan'ında Vahhabilik'in kuruluşuna kadar takip ediliyor. İslam uygarlığının altın çağına damgasını vuran yaratıcılık ve çoğulculuktan uzaklaşılmasıyla gerileme ve yoksulluk evresine geçildiğinin altını çizen Meddeb, Batı'nın dışlayıcı ve sömürgeleştirici politikalarının bu süreçteki rolüne de değiniyor. Dünyada daha fazla savaşa ve sefalete neden olan yeni Batı-İslam zıtlaşmasına cesur ve sorgulayıcı bir yaklaşım getiren bu kitabın ülkemizde yaşanan süreçler açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.
Nedim Kaya 
21 Oca 16:22 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hastalığı teşhis etmek hastalıktan kurtulmak için harekete geçmenin öncülüdür. Hastalığı yok saymak ve inkar etmek ise hastalığı derinleştirmektir.
Bazı hastalıkları dile getirmek cesaret ister. Birisine "Narsisist Kişilik Bozukluğu" rahatsızlığını söyleyebilmenin zorluğu gibi.
Yazar İslam'ın rahatsızlığından ziyade kendini Müslüman diye tanımlayan aslında İslam'ı da anlamamış kişi ve toplumların hastalıklı düşüncelerini dile getiriyor.

"Katolikliğin hastalığı fanatizm, Almanya'nın hastalığı nazizm olduysa, İslam'ın hastalığının da entegrizm olduğu kesindir."

Entegrizm: dini veya siyasi bir inancı tarihin bir önceki sahip olduğu kültür yapısı veya müesseseleriyle özdeşleştirmektir. Böylece mutlak bir doğruya malik olduğuna inanmak ve onun kabullenilmesini dayatmaktır. Bu, gelenekten yana olduğunu iddia ederek her türlü tekamülü reddeden bazı dini grupların veya tutundukları şeyi doktrinel hale getirmiş grupların durumudur. Entegrizmin ana nitelikleri şöyle tasnife tabi tutulabilir: 1-Hareketsizlik; uyum sağlamayı red, her türlü gelişmeye, evrime karşı kemikleşme 2-Geçmişe dönüş; gelecegin takipçisi olmak, muhafazakarlik 3-Taassup, kapanma, doğmacılık, sertleşme, kavgacı olma, uzlaşma kabul etmeme. http://www.osmanaydinli.com/..._k_tanitim&no=11

Kitaptan 2 Alıntı

Nedim Kaya 
21 Oca 16:22 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Fanatizmin yayılma nedenlerinden biri, halk arasında batıl inançların tutunmasıdır; bu ölümcül hastalığı tedavi etmenin en iyi yolu da, daha çok sayıda insanın aklını kullanmasını sağlamaktır.

İslamın Hastalığı, Abdelwahab Meddebİslamın Hastalığı, Abdelwahab Meddeb
Nedim Kaya 
21 Oca 16:31 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Hınç duyan insanın ayırt edici niteliği, verme ve de olumlama imkânlarına sahip olmaksızın, sadece alan durumunda olmasıdır, Bu yüzden İslami özne, dünyaya ışık verdiği için kendiliğinden üstün olan "evet" insanı değildir artık. Hükümran iken, yavaş yavaş, reddeden, etki eden değil tepki veren, nefret biriktirerek intikam saatini bekleyen "hayır" insanı haline gelmiştir. İslami öznenin bihaber olduğu bu duygu, içinde kendini fark ettirmeden büyüyecek ve merkezine yerleşecektir. Bence, İslami öznenin fail olduğu entegrist operasyonlar, bu öznenin tarihsel olarak habersiz olduğu, tarihte özne olarak belirdiğinden beri içinde taşıdığı bir bileşen olmayan hınçla, bu hıncın büyümesiyle açıklanabilir.
Bu yeni duygu, sömürgelerdeki yüzleşmeden sonra gelen yenilgi üzerine mekanik bir biçimde yerleşmemiştir: Hınç tohumlarının büyümesi için uzun bir zaman geçmesi gerekmiştir.
Buna kanıt olarak Emir Abdülkadir'i (1808-83) gösterebilirim; 1847'de yenilgiye uğramış, Fransa'da hapse atılmış ve 1852'den sonra Şark'a sürülmüş olmasına rağmen aristokratik vakarından hiçbir şey yitirmemiştir. Asla hınç duymamıştır. Bir kılıç ve kalem adamı olarak, Şam'daki sürgün yaşamı sırasında kendini batini ilimler öğrenimine vermiş, yorumcusu ve yayıncısı olduğu üstadı İbn Arabi'nin (1165-1240) yüzyıllar öncesinden gelen öğretisini derinleştirmiştir. 1860'taki kargaşa sırasında (inançların eşitliğini vazeden) Ekberiye öğretisini uygulayacaktır. Müslümanların -kitleleri ele geçiren Sürü psikolojisine kapılarak- şehirdeki Hıristiyanlara saldırdıkları sırada, kenti sarsan üzücü olayları Şam dışında haber aldığında hemen geri dönmüş ve Hıristiyanları gruplar halinde toplayıp kalede güvenlik altına alarak birçok hayat kurtarmıştır.
Hayatta kalan Hıristiyanlardan Mikhayil Mişaka bu olayın tanıklarından biridir. Avrupalı konsoloslar ve Suriyeli Hıristiyanlardan oluşan yüzlerce kaçak Barada kıyılarındaki mahallelere doğru koştular. Çığırıdan çıkmış kalabalık da onlara saldırmak istiyordu. Emir, “atını eyerletti, zırhını ve miğferini giydi, kılıcını kaldırarak haykırdı: "Gafiller! Peygamberinizi böyle mi yüceltiyorsunuz? Yazıklar olsun size! Sizin elinize tek bir Hıristiyanı bile vermem. Onlar benim kardeşlerim!"

İslamın Hastalığı, Abdelwahab Meddebİslamın Hastalığı, Abdelwahab Meddeb