Sevgili okur;
Şimdi Charles Dickens ve Wilkie Collins’ı, Stephan King’in şaheser olarak nitelendirdiği bir gerilim romanında buluşturalım. Üstelik eserin kurgusu ve bu iki dev yazarın hayat hikâyeleri paralellik göstersin. Dan Simmons sayısız biyografik eserden faydalanmış ve içine edebi dehasını eklemiş.
Sevgilisi Ellen ve annesiyle birlikte evlerine dönerken bir tren kazası geçiren Dickens kazayı kayda değmeyecek birkaç yara bereyle atlattı lakin ilk olarak kaza mahallinde gördüğü Drood onun ve Wilkie’nin kabusu olacaktı.
Charles Dickens’ın kankası Wilkie’nin ağzından anlatılan hikâyede hayal ve gerçek birbirine karışıyor. Hipnoz, afyon etkisiyle güzelleşen kafalar ve yazarların müthiş hayal gücü okuru Londra’nın en berbat, kokuşmuş mahallelerinde ya da yeraltı mezarlarında dolaşmaya çıkarırken Drood denen hayaletin fısıltılı sesini ensenizde hissediyorsunuz.
Bazı yerler çok uzatılmış diye zaman zaman isyan etsem de (kitap 800 sayfa) sabırlı bir okurun kitabın sonunda alacağı hazzı göz önünde bulundurursak bu eser tüm övgüleri hak ediyor.
Ünlü yazarlar Charles Dickens ve Wilkie Collins arasında geçen düşsel ve kurgusal bir roman. Gerçek yaşam öyküleri ile beraber hayaller, halüsinasyonlar ve korkular çok güzel bir şekilde harmanlanmış.
Beklentim çok yüksekti ama kitap bana o kadar sıkıcı geldi ki. Ay Taşı kitabı hakkında çok kötü spoiler var. Kesinlikle o kitaptan sonra okunmalı. Zaten bu durum da canımı çok sıktı. En azından kitaptaki esas gizemin cevabı bu kadar açık şekilde söylenmeseydi.