Kapıya Not Bıraktım

·
Okunma
·
Beğeni
·
16
Gösterim
Adı:
Kapıya Not Bıraktım
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052277102
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayizi Kitap
“Kocaman bir de ağzı vardı yazarın; gezegenin ağır uğultusunu öğütüp sindirmek için. Yaşamın kolay lokma olmadığını küçük yaşta anladığından, onu ufak anlara ayırıp ufalayarak üstesinden geliyordu. Ağzının içinde dönen dil değil de radulaydı sanki. Yaprakları öğüten, binlerce pütürcük sayesinde beslenebilen salyangozun ağzındaki o dişlidilden, o sadık kılıç kuşanmış ordudan. Sözcükleri parçalamasına, anlamları bir kazı makinası gibi delik deşik edip sindirime hazır hale getirmesine yardımcı olan radulası ile her şeyi ufalıyor, soruları geçiştiriyor, cevapları öğütüp havaya saçıyordu. Organik bir hayat hazım makinesi. Gereksiz sözcükler sarf etmekten onu alıkoyan bir de gardiyanı vardı bu ağzın: Kara bir pipo.”

Sevgi Can Yağcı Aksel salyangozları seviyor. Arkalarında bıraktıkları ışıl ışıl, pırıltılı yolları, sarmal biçimli sonsuz döngülü kabuklarını… Tıpkı küçük ve sihirli salyangozlar gibi kahramanlarının da yolculuğu otoyollarda yahut meşhur caddelerde, büyük sokaklarda değil, gözden kaçmış, haritalarda yer bulamamış sokaklarda, ansızın önlerine çıkan yollarda geçiyor. Bu yollarda kaybolmak da, yere kapaklanmak da mümkün, gördükleri karşısında şaşırıp mutlu olmak da. Bazen ağladıkça ufalanıp, kabukları aşınıyor, bazen de gümüş rengi izler bırakıyorlar. Aksel hepsini bize incelikli, hafif ve muzip bir dille anlatıyor.



(Tanıtım Bülteninden)
168 syf.
·5/10
Okuduğum farklı kitaplardandı. Bu farklılığın en büyük sebeplerinden birisi fikrimce yazar Sevgi Can Yağcı Aksel'in Hungaroloji bölümü mezunu olması. Açık konuşmak gerekirse, Macar kültürü ya da edebiyatı hiçbir zaman merak ettiklerim arasında olmadı. Şimdiye kadar da bu kültürü ve edebiyatı öykülerinde kullanan bir yazarla karşılaşmamıştım. Dünyayı sadece Amerika ya da "güçlü devletler" Avrupasından ibaret gören anlatılar, mükerrir vasatlıktan kaynaklı bir sıkılmışlıkla doldurmuştu içimi. Bu yüzden Sevgi hanımla ve ilaç gibi hikayeleriyle iyi ki tanışmışım diyorum.

Kitap başlangıç ve bitiş kısımları hariç olmak üzere 4 ana bölümden oluşuyor. Macar Biberi, Ömrümüzün Birinde, Aşık Oldum Ben Sana ve Çekirdek Aile. Kitapta yazarın hayatına ve deneyimlerine ait birçok ayrıntıyla karşılaşabiliyorsunuz. Özellikle Macar Biberi kısmında Macaristan'da yaşadığı döneme ait alıntılar dikkat çekiyor. Ömrümüzün Birinde isimli kısımda da yazarın solculuğuyla birleşmiş hiciv havası ağır basıyor. Aşık Oldum Ben Sana kısmında da biz kadınları bize, görebildiği gözlerden yani kadın gözünden bakarak anlatan samimi hikayeler mevcut.

Usluba gelecek olursam; dili anlaşılır ve imla kurallarına uyulmaya dikkat edilmiş. Ayrıca kitabın sistematiği de çok güzel oluşturulmuş. Kitaba verdiğim puanın vasat olmasının nedeni ise, tamamen beğendiğim ve beğenmediğim öykülerin yarı yarıya olması. Başka birisinin, aynı kitabı okuyup tüm hikayeleri beğenmesi de büyük olasılık dahilinde.

Yazara, beni Peter Halasz ve Ural Armay'la tanıştırdığı ve Gloomy Sunday isimli şarkıyla buluşturduğu için teşekkürlerimi sunuyor, kitaba ismini de veren ve Macar misafirperverliğini ürkütücü bir tatlılıkla anlatan hikayeyle sizi baş başa bırakıyorum:

"Sevgili Hırsız,
Bu eve kaçıncı gelişiniz? İçeride işe yarar bir şey olmadığını niçin kabullenemiyorsunuz? Yeni bir eve yerleşmek zaman alıyor, anlasanıza! Görmüyor musunuz bir saksı çiçeğim bile yok! Ayrıca geçen gelişinizde aldığınız ay taşlı yüzüğün bende büyük hatırası vardı. Aşk olsun size! İnsanın ana dilinden başka bir dilde sitem edebilmesi ne kadar zor bir bilseniz!

Değerli Hanımefendi,
Yüzüğünüzü ben almadım. Anısı olduğu çok belliydi. Çamaşır dolabınızda duruyor. Havluların altındaki kırmızı kadife kesede. Son ziyaretimden sonra oraya saklamıştınız.
Lütfen bu sardunyayı Macar misafirperverliğinin bir göstergesi olarak kabul edin. Sulamayı da dert etmeyin, ben geldikçe ilgileneceğim."

:) Keyifli okumalar
168 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Bıraktığınız notlar kadar net ve bir o kadar sade.Fazlasıyla hüzünlendiren öyküler nasıl bir dil sayesinde gülümsetmeyi de becerebilir? “Evet evet işte bu benim de başıma geldi.” cümlesini istemsizce kurup,kendisiyle sohbet ettiğim bir kitap oldu kendileri.Ayrıca kadınlık halleri üzerine düşünmemi de sağlayan..
Bir alıntı da iliştireyim şuraya:
“Her suskunluğun kendine has sarmal bulutları ve onların ardına gizlediği keskinleşmiş köşeleri vardır.Bu sivri uçlar kalbe temas ederse eğer,kağıt kesiği gibi hem yakar hem kaşındırır.”
"Onlar konuşkan değil sevişgen aşıklardı. Sevişme iştahı eksik kalan her şeyi en azından bir süre gizler. Aşk işte, sudaki aksimize vurulduğumuz o ilk yıllar. Kalanı, takvim yaprakları gibi bir bir eksilen arzuların ve tatmin duygusunun yerini alan tahammül becerisi ve ilişkiye verilen emeğe saygı. Yıllanmaya hürmetten vazgeçilmez kabul edilen bir yol arkadaşlığı."
"Nihayet diyorum çünkü kabusların gerçekleşmesini beklemek, onları yaşamaktan bazen daha zordur. Bu öyküde kesinlikle öyle. Gerçekleşen bir kabus eninde sonunda son bulur."
"Mutluluğun yerini yavaş yavaş kaygı alıyor, bir yabancıya güvenmenin kaygısı. Güvenmeye kalkınca herkesin bir yabancıya dönüştüğünü hatırlama kaygısı..."
"Ağlamamak için havaya bakmak, duyguları yerin çekim gücünden kurtarabildiği için her zaman işe yarar."
"Şimdi karşımdasın. Şimdi, bugün demek değil, o yüzden bu kadar heyecanlandım ya zaten! Sensin. Yeni alışkanlıklarınla, yeni uğraşlarınla, bakışlarına oturan o yorgun tebessümle. Gülümserken cimrisin. Oysa senin bütün efsunun gülüşündeydi. Gülerken gözlerinin kenarında oluşan çizgilerdeydi. Mavileşirdi o zaman bakışların. Öpüldükçe rengi açılırdı gözlerinin."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kapıya Not Bıraktım
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052277102
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayizi Kitap
“Kocaman bir de ağzı vardı yazarın; gezegenin ağır uğultusunu öğütüp sindirmek için. Yaşamın kolay lokma olmadığını küçük yaşta anladığından, onu ufak anlara ayırıp ufalayarak üstesinden geliyordu. Ağzının içinde dönen dil değil de radulaydı sanki. Yaprakları öğüten, binlerce pütürcük sayesinde beslenebilen salyangozun ağzındaki o dişlidilden, o sadık kılıç kuşanmış ordudan. Sözcükleri parçalamasına, anlamları bir kazı makinası gibi delik deşik edip sindirime hazır hale getirmesine yardımcı olan radulası ile her şeyi ufalıyor, soruları geçiştiriyor, cevapları öğütüp havaya saçıyordu. Organik bir hayat hazım makinesi. Gereksiz sözcükler sarf etmekten onu alıkoyan bir de gardiyanı vardı bu ağzın: Kara bir pipo.”

Sevgi Can Yağcı Aksel salyangozları seviyor. Arkalarında bıraktıkları ışıl ışıl, pırıltılı yolları, sarmal biçimli sonsuz döngülü kabuklarını… Tıpkı küçük ve sihirli salyangozlar gibi kahramanlarının da yolculuğu otoyollarda yahut meşhur caddelerde, büyük sokaklarda değil, gözden kaçmış, haritalarda yer bulamamış sokaklarda, ansızın önlerine çıkan yollarda geçiyor. Bu yollarda kaybolmak da, yere kapaklanmak da mümkün, gördükleri karşısında şaşırıp mutlu olmak da. Bazen ağladıkça ufalanıp, kabukları aşınıyor, bazen de gümüş rengi izler bırakıyorlar. Aksel hepsini bize incelikli, hafif ve muzip bir dille anlatıyor.



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • İnci
  • Portakal Çiçeği
  • Casim
  • Hülya Açılan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%50 (1)
7
%0
6
%0
5
%50 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0