Bu ay kendime seçtiğim şiir kitabı Karanfil Lekesi oldu. Zaten bu yıl için kendime koyduğum küçük bir hedef var: her ay bir şiir kitabına yer açmak. Karanfil Lekesi de bu yılın ilk şiir kitabı olarak eşlik etti bana. Okurken acele etmedim; bazı şiirlerde durdum, bazı dizelerde geri döndüm. Çünkü bu kitap, hızlı okunup geçilecek bir şiir kitabından çok, duygunun içinde gezinen bir hâl gibiydi.
Sayfalar ilerledikçe zihnimde sürekli tanıdık melodiler dolaştı. Herkesin bildiği şarkılar… Sanki birçok şiir bir şarkının içinden doğmuş, ya da bir şarkıya tutunarak yazılmış gibiydi. Mısraları okurken kulaklarımda nakaratlar çaldı; bu da kitabı benim için daha samimi, daha içten bir yere taşıdı.
Karanfil Lekesi büyük laflar etmiyor ama küçük duyguları çok iyi yakalıyor. Aşkı, kırgınlığı, bekleyişi süslemeden anlatıyor. Bazı şiirler yarım bırakılmış bir cümle gibi; ama tam da bu yüzden gerçek. Şairin genç olmasına rağmen kalemini sevdim. Duygusunu saklamayan, bağırmadan anlatan bir dili var.
Bu kitap bana, yolun başında ama yürümeyi bilen bir kalemle karşılaştığımı hissettirdi. Alper Coşkun’un yazı yolculuğunda kaleminin zamanla daha da derinleşeceğine inanıyorum. Bu yolda ona gönülden başarılar diliyorum. Bu yılın ilk şiir kitabı olarak Karanfil Lekesi, bende sakin ama kalıcı bir iz bıraktı.