Kimi zaman okumakta zorlandığım öyküler oldu. Araya vizeler de girince uzadıkça uzadı. Zaten bu yıl elime ne aldıysam bitmek bilmedi. Yeniden okula başlamak beklediğimden daha zormuş :)
Semih Kaplanoğlu 'nu çoğumuz sanatını dünyaya kanıtlamış bir yönetmen olarak tanıyor. Şahsen tüm yapımlarını defalarca izlemiş özellikle Buğday filminin tüm sahne görsellerini ve repliklerini neredeyse ezberlemiş bir hayranı olarak yayımlanmış iki eserini de çok severek okudum.
Bu eser 1996-2000 tarihleri arasında bir gazetede yayımlanan kısa öyküleri içeriyor, lâkin benim için bu bir öykü kitabından çok daha fazlası.Her biri diğerinden bağımsız, okurken bazısının ruhumda tatlı bir meltem esintisi hissi, bazısının sarsıcı bir etki uyandırdığı büyülü öyküler bunlar.Ara ara açıp okumaktan keyif aldığım her öykünün kısa metraj bir film tadında hayalimde canlandığı özel bir eser Karşılaşmalar
İçlerinde birkaç hikâyeyi çok ayrı sevdim ve etkilendim. Özellikle bir tanesi benim için hem merak hem hayranlık konusu oldu. Bir gün yazarla ruberu "karşılaşma" şansı bulursam o öyküyü kendisinden dinlemek gibi bir hayâlim var ve ben hayâllerimin gerçekleşeceğine her zaman inanırım.
Kendimce;
Halkımızın bilim , fikir ve sanat alanında yetişmiş değerlerine yeterince teveccüh etmediğini düşünüyorum. Yaşadığımız çağ, maalesef dengeleri hedonizm ve sekülerizm lehine değiştirdi. Her şey sadece haz ve hız odaklı materyallere dönüştü. Hâtta insan ilişkileri bile.Bu durumda hayatı anlamlandırmak, gerçek duyguları yaşama derinliğini elde etmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Dolayısıyla hayatın özüne ışık tutan , düşünmeye sevk eden çalışmalar da ne yazık ki hak ettiği ilgiyi görmüyor.
İlkel duygulara hitabeden, hamasi söylemler ve görseller içeren sığ çalışmalar tercih ediliyor. Bunun sosyolojik olarak toplumsal bilinçte büyük bir yozlaşma ve kaygı verici bir gerileme olduğunu düşünüyorum. Dilerim hayatın ve zamanın doğal ritmini yakalayan, derinliği ve bir felsefesi olan eserlere gereken ilgi
1963 yılında doğdu. 1984 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nden mezun oldu. Herkes Kendi Evinde adlı ilk uzun metrajlı filmini 2001’de çekti. 2005 yılında çektiğiMeleğin Düşüşü adlı filmi Nantes, Kerala ve Barselona Bağımsız Filmler Festivali’nde En İyi Film ödüllerini aldı. 2007 yılında Cannes Quinzaine des Réalisateurs’de dünya prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajlı filmi Yumurta, Yusuf Üçlemesi’nin ilk filmiydi. Üçleme’nin ikinci filmi Süt, dünya prömiyerini 2008 Venedik Film Festivali’nde yaptı. Kaplanoğlu’nun son filmi Bal, 60. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı En İyi Film ödülüne layık görüldü. 1996-2000 yılları arasında Radikal gazetesinde Karşılaşmalar adlı köşeyi yazan Semih Kaplanoğlu’nun, plastik sanatlar ve sinema üzerine yabancı dillere de çevrilmiş makaleleri bulunmaktadır. Kaplanoğlu’yla yapılan bir nehir söyleşiyi ve Üçleme’nin DVD’lerini içeren Yusuf Üçlemesi, Yusuf’un Rüyası (Timaş Yayınları) 2010’da yayımlanmıştır.