·
Okunma
·
Beğeni
·
42
Gösterim
Adı:
Konstantinopolis'in Romanı
Baskı tarihi:
Aralık 2006
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754472158
Kitabın türü:
Çeviri:
Ela Güntekin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Özgür Yayınları
Türkiye Avrupa'ya girecek mi? Yunanistan'ın mı yoksa İran'ın mı komşusu? Otoriter bir Müslüman millet mi yoksa laik ve demokratik bir ülke mi? Bu tartışmalar hala sürüyor. Ancak kabul edilmesi gereken bir gerçek var: Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ya da Osmanlı İmparatorluğu adı altında bu ülkenin eski başkenti, iki bin yıl boyunca kıtamızın kaderinin yüreğinde yer almıştır.
Hun, Pers, Arap ya da Tatar istilaları onun surlarına çarparak kesintiye uğramıştır. Hıristiyanlık onun sayesinde kıtayı manastırlarıyla donatarak entelektüel hayatın canlılığını korumasını sağlamıştır. Ancak Konstantinopolis sadece bir kale değildi. Öncelikle bir üniversite ve bir şölendi. Bu uç uçarı ve sefih dev metropol kültürün, modanın ve sanatın bin bir kandilini yakmıştır. Merovenjler küflü topraklarında aylaklık ederken orada Platon ve dans, Aristoteles ve ıtriyatçılık öğretiliyordu. Bin Bir Gece Masalları'nın sitesi, basileusların ve kibar fahişelerin başkenti gelecekteki medeniyetimizi icat etmekteydi.
Konstantinopolis'in Romanı tarih ansiklopedisi niteliğinde bir kitap olmak istememiştir. Amacı, Kentler Kenti'nin bir zamanlar nasıl olduğu duygusunu uyandıran mekanları, kişileri, alemleri ve dramları hatırlatmaktı. Kan göllerinden görkemli törenlere, acımasız tasfiyelerden ustalıklı saray entrikalarına uzanan bir gezintidir.
Aynı zamanda kara roman ve fotoroman olan bu kitap, Konstantinopolis'in tarihi -bizim tarihimiz- içinde yapılan tuhaf ve tüyler ürpertici bir gezintidir.
224 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
İstanbul'un; tarih sahnesine çıkışından işgaline ve Ankara'nın başkent olmasına kadar geçirdiği gelişim ve değişimi çok akıcı bir dille aktarıyor Gilles Martin-Chauffier. İmpartorluklar, katliamlar, savaşlar, saraylar, entrikalar v.s. ne ararsanız var. Son noktayı Atam ile koyması da müthiş.

"Tarih asla geçmişten ders almaz, geçmişi tekrar eder." Sf.187

https://i.hizliresim.com/p5mdzN.jpg
224 syf.
·Puan vermedi
Her ne kadar kitabın ismi konstantinopolisin romanı olsa da kitap aslında roman değil. İstanbul’un tarih sahnesine çıktığı andan itibaren başına gelen her şeyi kronolojik sıralama ile vermiş yazar. Karşılıklı söyleşi havasında bir dil kullanması okumayı daha cazip hale getiriyor. İstanbul denince aklınıza ne geliyorsa kitapta bulabilirsiniz:iustinianus,theodora,meşhur hipodrom dövüşleri ile gladyatörler,istanbul halkının ait olduğu devlete göre konuştuğu dil-sahip olduğu din;fatihin fethi...tarihi önem arz eden mekanlara da değinmiş yazar. Kitap dalında aldığı ödülü bence hak etmiş zira bu tür bir kitabı ilk kez sıkılmadan okudum. Şehre gitmeden önce bu kitabı okuyarak şehrin havasını solumak iyi oldu. Kitapla kalın.
224 syf.
·12 günde
Konstantinopolis, günümüzün İstanbul'unun başından geçenler dünya tarihinde bu kentin yerinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Zamanında binbir türlü entrikalar, savaşlar, katliamlar, görmüş olsa da çeşitli dinlere, etnik farklılıklara ev sahipliği yapmış olduğu için günümüzde dahi gıbta edilecek bir şehir niteliği taşıyor. Bizans'ın 1100 yıllık imparatorluğu ve Osmanlı'nın 600 yıllık tarihi, kenti adım adım büyütmüş ve bugün milyonlara ulaşmasını sağlamış. Kitabın ismi "Konstantinopolis' in Romanı" ancak kitap bir roman değil kronolojik bir inceleme kitabıdır. Yazarın kullandığı sohbet dili çok hoş ve kitabı gerçek bir roman gibi akıcı ve meraklandırıcı kılıyor.
Romanos Diogenes, imparatorluğun büyük ailelerinden birinin varisiydi. Enerjik bir kişiydi, orduyu yeniden donattı, altmış bin kişilik bir ordu kurdu, kısa çatışmaları yeğleyen ve topyekûn karşılaşmalardan nefret eden Türklerin üzerine yürüdü. Türklere rağmen göğüs göğüse bir çatışma yaşandı. Malazgirt'te başyaveri Andronikos Dukas'ın ihaneti sonucunda IV. Romanos kahramanca savaşmasına rağmen, onu ayaklarının dibinde toprağı öpmeye zorlayan Sultan Alparslan'ın eline geçti. Bu aşağılanma dayanılmazdı.
Bir yumurta kadar kırılgan, parşömen kağıdı kadar ince bir adam, damarlarında kan kalmamış sanır, son nefesini verdiğini görmeye hazırlanırsınız. Ama bu sadece bir görünüştür. Hayal gücünüzü sonuna kadar kullanın, Dandolo, kendine Pierre l'Ermite süsü vermiş Büyük Petro'dur. Cam kadar keskindir ve ondan esnek değildir. Son sözlerini söyleyen zavallı bir ihtiyar rolünde, saz kisvesi altında, meşe kadar sağlamdır. Sümüklüböceğin marul yaprağına doğru gittiği gibi avına yaklaşsa da, inanın eyleme geçtiğinde bir köpeğin kemiğe saldırdığı gibi hırsla çullanacaktır. Dandolo için cennet, anahtarı Bizans'ın çöküşü olan çok yakındaki bir kapıdır. Yeni Haçlı Seferi'nden söz edildiğini duyar duymaz hizmetlerini sunar. Güzel rastlantı: Ona ihtiyaç vardır.
Roma'ya girişinden itibaren efsaneleşmiştir. Maxentius'un başkentini fethetmek için savaşmak zorunda kalmış ve çatışma kentin kapılarında Milvius köprüsünde gerçekleşmiştir. Zihinlere çakılmak ve birlikleri tarafından kolayca tanınmak için Apollon kılığına girmişti. Beyaz bir savaş atının üzerindeydi, güneşte parıldayan gümüş bir zırh takmıştı, kalkanı altındandı, miğferine ise değerli taşlar kakılmıştı. Bundan daha pagan bir görüntü olamaz. Sözde Constantinus saldırıyı, güneşin tepesinde haçı ve şu sözcükleri gördüğü dakikada başlatmıştır: "In hoc signo vince" ("bu işaret üzerine yeneceksin"). Sonunda kulağına gelen bu habere Constantinus önce güldü, sonra yalanlamamaya karar verdi. İmparatorluk zaten yeterince parçalanmıştı, ortalığı daha fazla karıştırmaya gerek yoktu. Seçkinler savaşırken bari halk uslu dursundu. Böylece 313'te bir hoşgörü fermanı yayımlandı. Bundan böyle imparatorlukta herkes dilediği dinin yolunu izlemekte özgür olacaktı. Hristiyanlar artık sürgüne gönderilmeyecekti. Onlardan istenen tek bir şey vardı: Sezar'ın hakkını Sezar'a vermeleri. Ve özellikle Sezar'ın bundan böyle Constantinus adını taşımasını kabul etmeleri. Kısa süre içinde imparatorluğun tek hakimi o olacaktı.
Venedik'e gelince, hazırlıklarını hızlandırıyordu. Duruma açıklık kazandırmak için de doge olarak Enrico Dondolo'yu seçti. O, Bizans'ın baş düşmanıydı. 1173'te Venedik Cumhuriyeti adına tutsak elçilerinin serbest burakılmasını I. Manuel'den istemeye geldiğinde gözleri dağlanmıştı. Kızdırılmış bir kılıç ile! Görme yetisini büsbütün kaybetmemiş ve o haddini bilmez imparatorluk taifesinin ayaklarının altında süründüğünü görmeye yemin etmişti. O zamandan beri sabrediyor, uzun uzun düşünüyor ve planını özenle kuruyordu. Seksen yaşındaydı ama aklı tamamen başındaydı. Doge seçilir seçilmez kağıdını oyuna sürdü. Çok tanınmış bir adı vardı bu kağıdın: Haçlı Seferi. Bu dördüncüsü olacak ve basileusları zenginleştirmeyecekti. Bizans destanının dördüncü perdesi açılıyordu.
Durum vahimdi, 1349 yılında çıkan veba, rejimin dağılmasına ivme kazandırdı ve hepsinden kötüsü, müttefike susamış olan Kantakuzenos, büyük dostu Orhan'ı Bizans oyununa kattı. Selçuklu gücünün kalıntılarından doğan bilinmeyen bir aşiretin, Osmanlıların başındaydı bu kişi. Saygıdeğer bir insandı. Akıllı, ihtiyatlı, kültürlü. Yeni bir askeri güç kurmaktan çok medeni bir devlet modeli yaratmayı düşlüyordu.
Gene bir Moğol. Üstelik Cengiz Han'ın adını levhalardan sildirmeye kararlı. Orta Asya'yı egemenliği altına almış, Hindistan'ı yakıp yıkmış, İran'ı parçalamış, Mezopotamya'yı talan etmiş, şimdi de gözünü Küçük Asya'ya dikmişti. Bölgenin tit tir titrediğini belirtmeye gerek yok. Timur'un geçtiği yerde ot bitmez, köpekler ulumaz ve kuşlar konacak bir ağaç bulana kadar yorgunluktan ölürdü.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Konstantinopolis'in Romanı
Baskı tarihi:
Aralık 2006
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754472158
Kitabın türü:
Çeviri:
Ela Güntekin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Özgür Yayınları
Türkiye Avrupa'ya girecek mi? Yunanistan'ın mı yoksa İran'ın mı komşusu? Otoriter bir Müslüman millet mi yoksa laik ve demokratik bir ülke mi? Bu tartışmalar hala sürüyor. Ancak kabul edilmesi gereken bir gerçek var: Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ya da Osmanlı İmparatorluğu adı altında bu ülkenin eski başkenti, iki bin yıl boyunca kıtamızın kaderinin yüreğinde yer almıştır.
Hun, Pers, Arap ya da Tatar istilaları onun surlarına çarparak kesintiye uğramıştır. Hıristiyanlık onun sayesinde kıtayı manastırlarıyla donatarak entelektüel hayatın canlılığını korumasını sağlamıştır. Ancak Konstantinopolis sadece bir kale değildi. Öncelikle bir üniversite ve bir şölendi. Bu uç uçarı ve sefih dev metropol kültürün, modanın ve sanatın bin bir kandilini yakmıştır. Merovenjler küflü topraklarında aylaklık ederken orada Platon ve dans, Aristoteles ve ıtriyatçılık öğretiliyordu. Bin Bir Gece Masalları'nın sitesi, basileusların ve kibar fahişelerin başkenti gelecekteki medeniyetimizi icat etmekteydi.
Konstantinopolis'in Romanı tarih ansiklopedisi niteliğinde bir kitap olmak istememiştir. Amacı, Kentler Kenti'nin bir zamanlar nasıl olduğu duygusunu uyandıran mekanları, kişileri, alemleri ve dramları hatırlatmaktı. Kan göllerinden görkemli törenlere, acımasız tasfiyelerden ustalıklı saray entrikalarına uzanan bir gezintidir.
Aynı zamanda kara roman ve fotoroman olan bu kitap, Konstantinopolis'in tarihi -bizim tarihimiz- içinde yapılan tuhaf ve tüyler ürpertici bir gezintidir.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Melek Ceylan
  • Murat Vuran
  • Evlaa

Kitap istatistikleri