Adı:
Kralın İki Bedeni
Baskı tarihi:
2018
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052229040
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgesu Yayıncılık
Kantorowicz’in 1957’de yayımlanan Kralın İki Bedeni adlı kitabı, Ortaçağ siyasi düşünce tarihi hakkında yazılmış en önemli kitaplardan biridir ve devlet kuramı ile siyaset teolojileri incelemelerinin olmazsa olmazı haline gelmiştir.

Kantorowicz bu çalışmasında, Tudor hukukçularından geriye doğru, bütün Ortaçağa ve İlkçağ sonlarına kadar gider. Bu geri gidişte, kralın iki bedeni –prens bir yandan doğal bir bedene sahiptir, diğer yandan da siyasi ve ölümsüz bir bedeneöğretisinin kaynaklarını gösterir.

Kantorowicz’in kendi sözleriyle “elinizdeki çalışma egemen devletin şifrelerini ve sürekliliğini (Hükümdar, Yüksek Mevki, Anavatan ve diğerleri) başlangıç aşamalarında ve ilk modern devletleri kendi ayakları üzerine dikmenin bir aracı olarak hizmet ettikleri bir zamanda anlaşıldıkları biçimleriyle mevcut siyasi öğretilerin bakış açısından” ele almaktadır.

 
Ortaçağ Siyaset Teolojisi hakkında niteliksel açıklamaları ile Ortaçağ döneminin krallık rejimine ve dahi bu bağlamda gelişen Din Felsefesine farklı metaforik yaklaşımları ile oldukça başarılı bir kitap olduğu kanaatindeyim. Özellikle Felsefe ile derinlemesine ilgilenen arkadaşların belli bir fikrî donanıma sahip olduktan sonra bu çalışmayı okumalarını yüksek tavsiyelerimle sunarım. Şimdiden Felsefe severlere iyi okumalar.
Kuşkusuz Roma hukuku vatansever etikle doluydu. Hukukçular lnstitutes'de " [savaşta) respublica uğruna ölenler sonsuza kadar per gloriam [şanla ve şerefle] yaşayacaklarını bilmeliler." diye belirten parçayı gözden kaçırmış ve ebedi şan şerefin dikkat çekici bir biçimde kutluluğun yerini aldığı ya da onunla eşleştirildiği bu paragrafı yorumlamamış olmazlar. Ayrıca Hadrianus döneminden Romalı bir Hukukçunun formüle ettiği ve patria uğruna bir oğul babasını ve bir baba da oğlunu öldürebilir diyen Digest'teki bu yasayı gözden kaçırmış olamazlar.
Ortaçağ hukukçuları, bu yasayı yorumlarken, normalde akraba katilliği olarak görülebilecek bir eylem, gerçi yalnızca meşru müdafaa için olmak üzere olsa da, patria adına gerçekleştirildiğinde övülmeye değer bir kahramanlık olduğuna işaret ettiler. Vatansever katliam düşüncesinden zaman zaman insancıların aldıkları gibi zevk almadılar -sözgelimi Coluccio Salutati şöyle haykırmıştı:
Amor patriae'nin ne kadar tatlı olduğunu bilemezsin: Anavatanın korunması ve büyütülmesi için çare olacaksa, babanın başına balta indirmek, kardeşleri ezmek, birisinin karısının rahminden vakitsiz gelen çocuğu kılıçla doğurtmak ne külfet ne zorluk ne de bir suç olacaktır.
Bu bilgece kana susamışlık ve aşın heyecanlı masabaşı vatanseverlik, genelde Salutati'yle neredeyse her konuda ters düşmüş olabilecek, daha aklıbaşında düşünen hukukçuların üslubu değildi. Bununla birlikte Tanrı ya da patria adına gerekçelendirilen dehşet yeni olduğu kadar eskidir de. Baldus, patria uğruna bir düşman öldüren askerin Yarabcıya bir kurban getirerek opus divinum'dan [kutsal iş] aşağı olmayan bir işi yerine getirdiğini iddia edebildi. Bu caritas -artık kesinlikle, etkin kardeşlik sevgisinin bir ifadesi olarak evanjelik Yardımseverlik erdemi olmayan, ama onun seküleştirilmiş karşılığı olan, Baldus'un adlandırmasıyla naturalis patria'nın korunması için publica caritas- adına yapıldı.
Digest iki patriae arasında ayrıma gitti: Kişinin yaşadığı şehir -patria sua ya da propria- ve communis patria Roma şehri. Bir başka deyişle, imparatorluğun bütün tebaaları Roma'yı kendi "ortak anavatan" lan olarak kabul etseler de, her bireyin kendi yerel anavataru vardı.
Zahmetli olsa da Kilisenin corpora mystica'sı ile delvet arasındaki karşılıklı ilişkileri araşhrma çabamız, sorumuzu değiştirdiğimiz andan itibaren boşa gitmemiş olacak. Ruhani olandan dünyevi olana aktarılan özellikleri aramak yerine şunu sormalıydık: "Mesih'in iki bedeni" anlayışı, hangi bakımdan aktarılabilir olamadı ya da hatta devletin gizemli bedeninin başı için hangi bakımlardan dolaylı olarak kullanılabilir olamadı? Bu analojinin kusuru ne?
Karmaşık ana sorunun bir Zaman sorunu olduğu kabul edildiğinde yanıt basit olacakhr. Kilisenin mistik bedeninin başı ebediydi, çünkü Mesih hem Tanrı hem de insandı. Dolayısıyla Mesih'in ebediliği onun gizemli bedenine ebedilik değeri ya da daha doğrusu zamanüstülük ihsan etti. Oysa kral siyasi bedenin başı olarak sıradan bir ölümlüydü: Ölebilirdi, öldü ve kesinlikle edebi değildi. Bir başka deyişle kralın (Tudor hukukçularının dilinde olduğu gibi) melekler gibi ölümsüz, görünmez, her zaman her yerde hazır ve nazır, damia yetişkin, asla hastalanmayan, bunamayan garip bir varlığı temsil edebilmesi için öncelikle ya alelade bir ölümlü olmaya son vermesi ya da bir şekilde ölümsüzlük kazanması gerekiyordu: Teologların dilinde Mesih'in "doğası gereği" sahip olduğu ebedilik krala başka bir kaynaktan gelmek zorundaydı. Kral character aeternitatis [ebedilik ırasına] sahip olmadan character angelicus'una ve ebediliğin içsel değeri olmadan "iki beden"e ya da doğal ölümlü bedeninden ayrı bir üstün bedene sahip olamazdı.
Kabul etmek gerekir ki Kayra kadar Adalet ile Hukuk da bir kenara kolaylıkla atılamayacak ebedi değerler olarak kaldılar ve bunlar, yeni monarşinin sürekliliğini birlikte sağladılar. "Tanrı'nın Kayrasıyla" hükümdarlık düşüncesi, hanedanlık ideolojilerinde yeniden hayat buldu ve "asla ölmeyen" Adaletin sürekliliği, Tacın sürekliliğinde önemli bir rol oynadı. Ama siyaset kurumu merkezli yeni hükümdarlığın üzerinde gelişeceği ölümsüzlük ya da süreklilik gibi değerler, ölümsüz halkın, siyaset kurumunun ya da patria'nın daimiliği içinde "asla ölmeyen" universitas'a tanındığı için bir birey olarak kralı bu saydıklarımızdan ayırmak kolay olsa da Hanedanlığı, Taa ve Kraliyet Yüksek Makamını bunlardan ayırmak pek de kolay değildi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kralın İki Bedeni
Baskı tarihi:
2018
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052229040
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgesu Yayıncılık
Kantorowicz’in 1957’de yayımlanan Kralın İki Bedeni adlı kitabı, Ortaçağ siyasi düşünce tarihi hakkında yazılmış en önemli kitaplardan biridir ve devlet kuramı ile siyaset teolojileri incelemelerinin olmazsa olmazı haline gelmiştir.

Kantorowicz bu çalışmasında, Tudor hukukçularından geriye doğru, bütün Ortaçağa ve İlkçağ sonlarına kadar gider. Bu geri gidişte, kralın iki bedeni –prens bir yandan doğal bir bedene sahiptir, diğer yandan da siyasi ve ölümsüz bir bedeneöğretisinin kaynaklarını gösterir.

Kantorowicz’in kendi sözleriyle “elinizdeki çalışma egemen devletin şifrelerini ve sürekliliğini (Hükümdar, Yüksek Mevki, Anavatan ve diğerleri) başlangıç aşamalarında ve ilk modern devletleri kendi ayakları üzerine dikmenin bir aracı olarak hizmet ettikleri bir zamanda anlaşıldıkları biçimleriyle mevcut siyasi öğretilerin bakış açısından” ele almaktadır.

 

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Mola Kartı

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0