Ya ölüm beni şimdi bulursa, diye düşündü. Manasız bir son olurdu elbette; ancak her şekilde son gelmeyecek miydi zaten? Kendimiz ile ilgili hikaye daima yarıda kesilir, hikayenin sonu anlamsız, neticesiz, onu çözüme ulaştıracak son bir perde olmaksızın havada kalmaz mıydı hep? Yarısı söylenebilmiş son bir kelimenin yankısı ile unutulur giderdiniz. Unutulur, eninde sonunda hatıralardan silinirdiniz.En büyük heykel bile değiştiremezdi bunu. Olduğunuz, gerçekte olduğunuz kişi, suda yayılan halkalardan bile daha çabuk kaybolurdu. Öyleyse bu kısa ve tamamlanamayan konuk oyunculuğun anlamı neydi?..
Belki de herkesin konuşup hiç kimsenin dinlemediği sonsuz bir karmaşa uğultusundan kopan cümlelerdik sadece. Ve içimize doğan en kötü düşünce sonunda gerçek oluverirdi:Yalnızdınız.Herkes yalnızdı.
Sevilme arzusu ve sevebilme yeteneği insanlara güç verir ama aynı zamanda onların zayıf noktasıdır. Onlara sevgi vaat edersen dağları devirirler, onu geri aldığında ise ufacık bir rüzgarda savruluverirler.
...kendisini dinledi, üzüntü ya da çaresizlik hissetmediğine şaşırdı. Belki de sonlarının böyle olacağını çoktandır bildiği içindi. Bunun farkındaydı ve gözlerini yummuştu.
Bu gençler işi ciddiye almazsa ve bir şeyler öğrenmezse bu dünyada nasıl hayatta kalacaklar? Her şeyin gümüş tepsiyle önlerine geleceğini mi düşünüyorlar?