Atatürk kilit altında idi. Beni çağırmayınca yanına gidemezdim. Atatürk'ü hastalık anında kilit altında tutmaya hiçbir sebep yoktu. Ben ve kocamdan başka hariçten kimseler zaten giremezlerdi. Bunu sırf bizim için yaptırdılar ve başbaşa kalmaklığımıza mâni oldular. Bundan millet zarar gördü. Yarın Atatürk'ün tenkide değer icraatı görülürse bu hususta ne ben mes'ulüm , ne de Atatürk mes'uldür. Çünki bu adamlar Atatürk ile millet arasına girdiler ve hatta kızkardeşi
Ağabeyim askerî mektebe girdikten sonra çoluk-çocuk oyunundan elini çekti, büyük bir efendi gibi ciddi, dersini yapmakta ve büyüklere karşı saygılı hareket etmekte idi. İsmi "Mustafa" diye söylenmezdi. "Paşam" diye çağrılırdı. Hısım akraba arasında da ismi "Paşam" idi.
O devrin birçok kadını gibi okul görmemiş, okuma-yazmayı bile çok sonraları öğrenebilmişti. Hatıralarında okumak istediğini ama tahsil imkanından mahrum kaldığını anlatırken ağabeyini suçlar, okumasına ağabeyinin karşı çıktığını söyler ve Mustafa Kemal'in kıskanç olduğunu yazar...
Atatürk'ün , benim, çocuklarım, kimsem yoktur. Bizimle neslimiz de sona erdi. Belki bu memleket ve millet için hayırlıdır. Şu ve bu âtiyen bizim şerefimizi lekedar eder. Esasen kimseden de bir fayda görmüş değilim
Ağabeyciğim, nedir bu uykun? Üç gündür gözlerini derin uykulardan açamıyorsun, mavi gözlerine hasret kaldım. Mahşere mi kaldı görüşmemiz? Bir daha mavi gözlerini göremeyecek miyim? Bana hakkını helal et, ben hakkımı helal ettim