Solmaz Kamuran, öncelikle yazardan bahsetmek isterim çünkü daha önce hiçbir kitabını okumamıştım ve hatta kendisi hakkında bir bilgim bile yoktu. Yazarımız aslında bir diş hekimi. Hayatının on dört yılını diş hekimliği yaparak geçirmiş fakat sonrasında kendini tamamen edebiyata vermiş. Yazdığı "Kiraze" adlı romanı Türkiye'de çok ilgi görmüş ve dokuz farklı dile çevrilmiş. Romanlarının dışında hikaye, anlatı, biyografi, araştırma yazıları da yazmış ve ondan fazla çeviri yapmış biriymiş.
Tanıdığıma ve asıl mesleği olan diş hekimliğini bırakıp kendini edebiyata vermiş olmasına çok sevindiğim bir yazar daha girdi hayatıma Minta aracılığı ile.
Minta'ya dönecek olur isek...
Kitap bugüne kadar okuduğum diğer tüm kitaplardan gerçekten farklıydı. Klişe gibi gelebilir ama gerçekten farklıydı. Aksiyon, macera seven biri olarak bu tip kitaplar zaman zaman sıkıcı gelir, ağır gider, öğğf dedirtir ama bu ön yargıyı büyütmek istemiyorum içimde. Farklı kitaplar okumayı her zaman sevmişimdir. Hep aynı şeyleri okursak nasıl gelişebiliriz değil mi? Minta da farklıydı.
Kitap aslında sayısını hatırlamadığım kadar fazla kuşağın hikayesini içeriyor. Başlangıçta Nada ve Naja'nın hikayelerini okuyorsunuz. Nada ve Naja kardeş, günün birinde yaşadıkları adadan ailecek kaçırılıyor ve köle olarak satılıyorlar. Tüm bunlar olurken birbirlerinden kopuyor her biri dünyanın farklı bir ucuna götürülüyor. Birbirlerini düşünerek, ufka bakarken "Acaba yaşıyor mudur?" diye sorarak geçiyor hayatları. Bir kitapta iki farklı hikaye anlatılıyor aslında. Sonra ikisi de ayrı ayrı hayatlar kuruyor, evleniyorlar, çocukları oluyor. Çocuklarının çocukları oluyor, onların da çocukları oluyor. Sadece çocukları oluyor dediğime bakmayın, Tahmin edebileceğiniz üzere o birçok çocuğun da büyümesini ve kendi hayatını