Solmaz Kamuran

Solmaz Kamuran

YazarDerleyenÇevirmen
8.0/10
745 Kişi
·
3.346
Okunma
·
27
Beğeni
·
3.077
Gösterim
Adı:
Solmaz Kamuran
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İstanbul, 1954
Solmaz Kamuran 1954'te İstanbul'da doğdu. Göztepe Taş Mektep'te, Kadıköy Maarif Koleji'nde, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde okudu. 11 yaşında TRT Çocuk Radyosu hikâye ödülünü kazandı. 17 yaşında, Yansıma Dergisi'nde imzasını gördü. On dört yıl diş hekimliği yaptıktan sonra kendini tamamen edebiyata verdi. Profesyonel yazı hayatına, televizyon için belgesel metinleri ve gazetelerde gezi yazılarıyla başladı. Türkiye'de büyük ilgi gören romanlarından "Kiraze" Yunanca, Macarca, Sırpça, Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Kürtçe, Lehçe ve Bulgarca olarak yayınlandı.

Romanları:
Bir Levrek İskeleti,
Kiraze,
Minta,
Banka,
Çanakkale Rüzgârı
Macar

Hikaye:
Bir kadın, bir erkek, bir levrek iskeleti

Anlatı:
Gecenin Yakamozu

Biyografi:
İpek böceği Cinayeti

Araştırma:
Devlet Çete Olmasın Dediğinizde

Ve çeviriler: Safiye Sultan Üçlemesi (Ann Chamberlin), Bir Hürrem Masalı (Colin Falconer), Erguvan Güzeli (William Stearns Davis), Bir Troia Şarkısı (Colleen Mccullough), Geceyarısı'nın Peşinde (Richard Zimler), Aşk Mutfağı- Çıldırtan Koku- Kızışma- Kabare (Lilly Prior), Bakir İntiharlar- Middlesex (Jeffrey Eugenides), Aynadaki Peçe (Ann Chamberlin)

Solmaz Kamuran aynı zamanda yazar Çetin Altan'ın kitaplarının da editörlüğünü yapmaktadır.
Murad, Fatih kanunuyla kardeşlerinin boğulmasından sonra az ağlamamıştı. Ama Mehmed on dokuz kardeşinin boğulmasını gözünü kırpmadan seyretmişti. Babasından ve diğer şehzadelerden gebe kalmış cariyeleri de ayaklarına taş bağlayıp denize attırmıştı.
"İstanbul'da büyük ticari itibar ve servete sahip seksen yaşlarında bir Yahudi kadın, bugün Sadrazam'ın Divanı'nın önünde öldürüldü. Harem duvarındaki bir pencereden Sultan III. Mehmed bu olayı seyretti. Kadının cesedi meydanlarda sürüklendi ve köpeklere yem yapıldı, aç hayvanlar onu hırıltılarla parçaladı. Kesik başı ve hatta mahrem yeri kazıkların ucunda sokaklarda dolaştırıldı. Vücudunun bazı parçaları da askerler tarafından, gözdağı olsun diye, ona rüşvet vererek makam sahibi olduğu söylenenlerin kapılarına asıldı. Bunlardan birini Galata'daki evimizin civarında ben de gördüm.
Oğulları da aynı yerde öldürülüp cesetleri köpeklere atıldı. Ertesi gün de onlardan kalanlar aynı yerde yakıldı. Bütün bunlar, Valide Sultan'a karşı çıkan bir sipahi isyanı sonucunda oldu. Valide Sultan, tüm rüşvetlerini bu kadın aracılığıyla alıyordu. Kadının oğulları da İstanbul'un en varlıklı ve etkin tacirleriydiler. Servetleri milyonlarca duka değerindeydi ve tabii ki bunların hepsi, onlar öldürülünce Sultan'ın hazinesine gitti."
John Sanderson
"Levant'ta Seyahat" kitabından
Solmaz Kamuran
Sayfa 7 - İnkılap Kitabevi (2000)
"Tek bir namazı bile kaçırmazdı, katı kalpli görünse de verdiği sadakalar, yaptırdığı hastaneler ve imarethanelerle namı tüm Osmanlı toprağında almış başını yürümüştü. Cumadan cumaya atına binip vezirlerini paşalarını lalalarını yanına alıp Ayasofya'ya gittiğinde millet birbirini çiğnerdi onu bir kez görebilmek için. Bu şehrin fatihi II. Mehmed'in oğlu II. Bayezid işte böyle bir adamdı."
Mutluluk ne tuhaf bir şeydi...Mutlu olmak için bir yığın mutsuzluğu, acıyı yaşıyordu insan; ağır, çok ağır bedeller ödüyordu ve sonra mutlu olduğunda o geçmişi hatırlayıp tekrar acı çekiyordu. Arada sırada kaşınan bir yanık izi, yağmur yağınca sızlayan eski bir kırık yeri gibiydi mutlu olmak.
Sevdiğim bir yazar aşkı şöyle tarif etmiş:
“Aşk biriyle bakışmak değil, aynı yöne birlikte bakmaktır.”
"Ben mesleğini yaparak çağına layık olmaya çalışan bir yazarım, yine dünyaya gelsem yine yazardım. Beyinsel şehvetin doyumsuzluğuna... Başka türlü kumaş dukunamıyordu, ne yapayım..." Çetin Altan Yetmişinci yaş gününde söyler.
359 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Konu ve kitap kapağı itibariyle yine Osmanlı hareminde geçen entrika kitabı olarak düşünüp ön yargı beslediğim ve uzun yıllar okumamak konusunda inat ettiğim bir kitaptı. Ancak eşimin baskılarına daha fazla kayıtsız kalamayarak sonunda okudum ve iyi ki de okumuşum.
Kitap 15. yüzyılın son yılları ile 17. yüzyılın ilk yılları arasındaki yaklaşık 100 yıllık dönemi konu almaktadır. Genel olarak Osmanlı Tarihini anlatmakla birlikte Osmanlı'nın iç ve dış politikalarını da aktardığından net bir Avrupa tarihi içermektedir. Tüm hikayeyi, İspanya'da engizisyondan kaçan Yahudi bir ailenin gözünden aktarması ve tarihi akışı arka planda vermiş olması ile oldukça keyifli ve rahat okunan bir kitap olmasını sağlamıştır.
İspanya'dan kaçan ailenin yaklaşık 3 kuşağının yaşadığı yer yer acıklı acıklı, yer yer aşk ve nefret dolu, bol rastlantısal, başarı ve risklerin iç içe geçmiş hikayesi ise insanın gözlerini kırpmadan okuyabileceği bir akıcılıkta.
Son olarak, kitabın kurgusal olarak da beni şaşırttığını belirtmek isterim. Daha evvel bu tarz kitapları okumadığımı ilk paragrafta belirtmiştim. Genelde tarihi tek bir kesitin sürekli olarak işlendiği tarihi romanları okumuştum. Ama bu, 100 yıldan biraz fazla olan sürecin 2şer 3er yıllık aralıklı parçalı kesitler halinde ele alındığı bir eser. Kesitler arasında aktarılmamış bir sürede ölmüş bir karakteri bir sonraki bölümde cümle arasında "... öldüğünden beri hep böyle" gibi basit ve sıradan bir olaymışçasına okumak mümkün. Dolayısıyla, bir çizgi romanmış gibi araları tamamen okuyucu hayal gücüyle kolaylıkla tamamlayarak hikayenin bütününü elde edebiliyor. Kurgusunun zor olduğunu tahmin ettiğim bir eseri bu kadar yalın bir şekilde ele aldığı için de oldukça beğendiğim eserler arasında yer almıştır.
438 syf.
·10 günde·9/10
Eser de geçen konular bir bütün olarak ele alınırsa; Halid bin Velid'in doğumundan başlıyor ve Peygamber Efendimizden önceki cahiliye devrine kadar bir çok konuyu kapsıyor. Konular ise o döneme ait bir geleneğe veya hadiseye dayandırılıyor...

Hadım olan Abdullah'a, Halid bin Velid hayatını anlatarak yazmasını istiyor. Abdullah ise belli noktaları yazmak istemiyor, nedeni ise Allah'ın Kılıcı unvanını alan bir komutanın başından geçen olaylar. Abdullah'ın gözünde ve gönlünde Halid bin Velid kusursuz ve öyle de kalmasını istiyor...

Abdullah, Sitt Samiha'yı inzivaya çekildiği evin hareminde bulup ona Halid bin Velid'in yazdırdıklarını okumaya başladığında, Rayiha'da bu ünlü komutanın hayatını büyük bir merak içinde dinlemeye ve kendi kimliğini de bu sayede keşfetmeye başlıyor. Çünkü kahin ve tanrıça gözü olarak kabul edilen mavi gözler bu haremde iki kişide var; bunlardan birinin kendisi olduğunu cinlere ve kehanet ile beraber şifacılık gücüne sahip olduğunu ne kadar ret etse de yaşadığı olaylarla kabul etmesi biraz daha kolaylaşıyor...

O dönemde kadının ne kadar değersiz olduğunun çölde sadece erkeklerin var olması geleneğinin sürdürülmesinin önemine yer verilmiş.

Özellikle Sitt Samiha adlı kahinin öngörülerine ve onun lanetinin, bedduasının gerçekleştiğine değiniliyor. Paganlığın, Hristiyanlığın birbirini kabul etmediği dönemlerde, çöl hayatının ve savaşlarının ne kadar zor olduğuna vurgu yapılıyor...

Yazar özellikle Halid bin Velid ile Sitt Samiha'nın ilişkisini kendisinin kurguladığını kitabın "Yazarın Notu" bölümünde belirtiyor...

İlginç bir eser. Yazarın daha önce yayınlanmış olan Safiye Sultan serisini okumuştum ve bu seriyi okumama da o kitaplar sebep oldu. Verilen bilgilerin ne kadar gerçeği yansıttığını bilemiyorum. Yazar özellikle ana karakterlerin gerçek hayatlarını yazarken hayali karakterleri kendisinin yarattığını ve kitabını ona göre kurguladığını belirtiyor...
605 syf.
·Beğendi·7/10
Yıllarca kadın/erkek olarak yaşayıp bir günde aslında kadın/erkek olmadığınızı öğrenseniz ne yapardınız? Yetiştirilme tarzı mı, yoksa genetik faktörler miydi bize cinsiyetimizi veren? Önyargılarımızı bırakıp bu kitaptaki olaylara verebiliriz kendimizi. Çevirisi de karakterleri de anlatımı da gayet başarılı. Fakat bir Türk olarak size yöneltilmiş önyargılara da göğüs germeniz gerekecek.
248 syf.
·2 günde·10/10
Serinin ikinci kitabı olan bu eser de Halid bin Velid'in hayatı kaldığı yerden devam ediyor...

Kahine Sitt Samiha ve kızı Rayiha, Halid bin Velid'in hayatını Müslüman olmadan önce çölde yaşadığı gençlik yıllarını, akrabası olan ve İslam'a girmeden önce Halife Ömer hakkında yazılanları, evliliklerini ve arkadaşları ile olan ilişkilerini hadımın yazdığı parşömenlerden dinlemeye devam ediyorlar...

Hadım her okuduğunda Sitt Samiha'da kendi hayatından kesitler anlatıyordu. Kızı Rayiha ise onu hem merakla hem de korkuyla dinlemeye çalışıyordu. Sitt Samiha ona sürekli kanından gelen gücü hatırlatıyordu. Rayiha Müslüman olduğu için onun söylediklerini ciddiye almamaya çalışsa da etkilenmekten kendini alamıyordu. Sitt Samiha, sırlarla dolu bir kadındı. Kahin olmasının yanında kızını korumak için yıllarca kendini toplumdan soyutlamıştı. O soyundan gelen mavi gözlerin kendisine güç verdiğini biliyordu. Cinler ve büyü onun kanından geliyor ve tehlikenin boyutlarının her geçen gün büyüdüğünü öngörebiliyordu. Sırları artık güvende değildi. Rayiha'ya her baktığında onunda kendisi gibi tehlikeli mavi gözlere sahip olduğu gerçeğini görüyor ve onun adına endişeleniyordu...

Taifliler, Kureyşliler ve bir çok kabilenin yaşadığı coğrafyada üç yüz altmış tanrı olduğuna inan bu insanlar, Peygamberin getirdiği yeni din ile alay etmekten çekinmiyorlardı. Onu öldürmek istiyorlardı. Halid bin Velid'de onların arasındaydı. Uhud Savaşı sonunda bir karar aldı ve bu kararı uygulamak için Peygamberin yanına gideceğini kimseye söylemeden yola çıktı...

Yazar kitabın not kısmında gerçek kişileri ve kendi kurguladığı kişileri ayırmış. Eseri çok uzun araştırmalar sonucu kaleme aldığını, Halid bin Velid'in yaşamını anlatırken, Sitt Samiha ve onun hakkında yazdıklarının kurgu olduğunu belirtmiş. Çöl hayatının alışkanlıklarını, geleneklerini tarafsız bir şekilde kaleme almış...
304 syf.
·6 günde·7/10
Ünlü komutan Halid bin Velid'in, hadımına yazdırdığı hayatı; kurgu gereği torunu Rayiha'ya kaldığı neft yağı satıcılarının evin de okunmaya devam ediyordu. Sitt Samiha'nın sırları açığa çıkmıştı. Rayiha artık köklerinin nereden geldiğini öğrenmiş, kendi peygambere tabi olsa da annesinin bir pagan; hatta cinlere karışmış, bir büyücü olduğunu öğrenmişti. Halid bin Velid'in savaşlarını yazdırdığı parşömenlerde kılıcını oğullarına değil kızına bırakmak istediğini belirtmişti. Herkesin özellikle oğlu Abdurrahman peşinde olduğu bu kılıç hadıma emanet edilerek asıl sahibine ulaşması vasiyet edilmişti....

Çöl savaşlarının, Arap yarımadasında ki Cahiliye döneminin, cinlerin, büyülerin yaşanan her şeyin doğaüstü güçlere bağlanmasının hikayesi...

Yazar, üç kitabın sonuncusu olan bu kitabında da, ünlü komutan "Allah'ın Kılıcı" Halid bin Velid'in hayatını tamamen kurgu üzerine yazmış. Halife Ömer ile arasında ki diyaloglar açıkçası beni tatmin etmedi. Hazreti Ömer bu kitapta çok sert, sadece kendi bildiğini işleyen özellikle kadınlara değer vermeyen biri olarak kaleme alınmış. Halid bin Velid'in sağ kolunun gücünün cinlere verdiği bir yeminden ileri geldiğini, süt annesi ve kardeşlerine karşı savaşı detaylı olarak ele alınmış. Çevrisinin den dolayı Solmaz Kamuran'ı tebrik ediyorum. Bir tarihi romandan ziyade masal olarak okumanızı tavsiye ederim...
577 syf.
·Puan vermedi
Kitabı ilk çıktığı zaman 2001 yılında ( diziler falan henüz yokken ) büyük bir hayranlıkla okudum. Daha henüz başlarıydı yazar dikkatimi çekti. Yabancı bir yazar, bu kadar araştırma, başarılı bir anlatım derken, dilimize çevirenin Solmaz Kamuran olduğunu öğrendim. İnanılmaz akıcı ve güzel bir anlatım ile 2-3 günde bitti. Devamında Solmaz Kamuran'ın kitap yazdığını ve bu kitabın tercümesi sonrası Kiraze'yi yazdığını öğrenince onu da sanki bu kitabın devamı gibi okudum. Mutlaka okuyun derim, Hürrem Masalı ve sonrasında Kiraze'yi.... Sevgiyle kalın.
366 syf.
·6/10
Kitabın yaklaşık yarısı sonradan Safiye Sultan olarak anılan Sofia'nın hareme gelene dek yaşadıklarını anlatıyor. Bu bölüm ona aşık olan Verenionun ağzından aktarılıyor, tıpkı kitabin son bölümünde olduğu gibi. İlk bölüm gerek hikayenin akışı, gerek anlatılanlardan dolayı cok sıkıcı.
Orta bolum ise Safiye Sultanın ağzından haremde yasam ve yaşadıkları anlatılıyor. Bu bolum hem akıcı hem ilgi uyandırıcı. Bu bölümlerde Osmanlının gücüne, yaşayışına ait ayrıntılar bulabiliyorsunuz. Az olsa da Kanuni, Hürrem Sultan, Nur Banu Sultan ile ilgili bölümler var.
Ama yine hikaye Verenionun anlatımı ve gereksiz bir kurgu ile son buluyor. Seri halinde yayınlanmış 3 kitaplık bir set olmamasına karşın diğer iki kitabi okumamaya karar verdim.
390 syf.
·Beğendi·8/10
Yazarı ilk olarak Ceviz Ağacı adlı kitabıyla tanıdım ve dili,olayları işleyiş biçimi çok hoşuma gitti.Hakkında yaptığım araştırma neticesinde Kiraze adlı kitabının birçok dile çevrilip Zirvedekiler 2001 Ödüllü olduğunu öğrendim.
Bu kitabı uzun süre aradım ve bir sabah kapım çalındı;çocukluğumdan tanıdığım bir çift kol sımsıkı sarılarak bana bu kitabı getirdi ve hep okumak istediğim bu kitap benim için daha da kıymetli bir kitap oldu ;))
Kitabın konusuna gelecek olursak 15. yüzyıl ile 17. yüzyıl arasındaki dönemde İspanya engizisyonundan kaçan binlerce Sefarad'ın zorlu yaşam mücadelesini;özellikle bir Sefarad Yahudisi kızı olan Ester Kira'nın (Kiraze) zorlu kimlik mücadelesini,Hürrem Sultan,Safiye Sultan gibi isimlerle hayatının nasıl kesiştiğini anlatırken;aynı zamanda o dönem Osmanlı sultanlarının,lalalarının,cariyelerinin hayatlarına da dokunuyor ve Kiraze'nin sarsıcı hikayesini okurken bir yönden de Osmanlı'nın o dönemdeki yapısı,saray ilişkileri,iç ve dış politikaları hakkında da bilgi ediniyorsunuz.
Tarihle,özellikle Osmanlı tarihiyle ilgilenen kişilere zevkle okunacak bir tarihsel roman olarak tavsiyemdir.
Şunu da belirtmek isterim; bazı yorumlarda yazarın,Osmanlı'yı yerdiği eleştirileri yapılmış.Ancak ben okurken böyle bir düşünceye kapılmadım,sıradan bir tarih kitabında geçebilecek bilgilerden ziyade bir şey göremedim,bir iki mübalağa dışında.
359 syf.
·Beğendi·10/10
Tarihe ilgi duyanların çok seveceği bir gerçek hikaye. Kiraze'nin hikayesi beni çok etkiledi. Solmaz Kamuran'ın bu kitabı birçok dile tercüme edildi. 2001 senesinde de ödül aldı. Osmanlı Devri'nin ihtişamını yaşatan bir kitap....
352 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Solmaz Kamuran, öncelikle yazardan bahsetmek isterim çünkü daha önce hiçbir kitabını okumamıştım ve hatta kendisi hakkında bir bilgim bile yoktu. Yazarımız aslında bir diş hekimi. Hayatının on dört yılını diş hekimliği yaparak geçirmiş fakat sonrasında kendini tamamen edebiyata vermiş. Yazdığı "Kiraze" adlı romanı Türkiye'de çok ilgi görmüş ve dokuz farklı dile çevrilmiş. Romanlarının dışında hikaye, anlatı, biyografi, araştırma yazıları da yazmış ve ondan fazla çeviri yapmış biriymiş.

Tanıdığıma ve asıl mesleği olan diş hekimliğini bırakıp kendini edebiyata vermiş olmasına çok sevindiğim bir yazar daha girdi hayatıma Minta aracılığı ile.

Minta'ya dönecek olur isek...
Kitap bugüne kadar okuduğum diğer tüm kitaplardan gerçekten farklıydı. Klişe gibi gelebilir ama gerçekten farklıydı. Aksiyon, macera seven biri olarak bu tip kitaplar zaman zaman sıkıcı gelir, ağır gider, öğğf dedirtir ama bu ön yargıyı büyütmek istemiyorum içimde. Farklı kitaplar okumayı her zaman sevmişimdir. Hep aynı şeyleri okursak nasıl gelişebiliriz değil mi? Minta da farklıydı.

Kitap aslında sayısını hatırlamadığım kadar fazla kuşağın hikayesini içeriyor. Başlangıçta Nada ve Naja'nın hikayelerini okuyorsunuz. Nada ve Naja kardeş, günün birinde yaşadıkları adadan ailecek kaçırılıyor ve köle olarak satılıyorlar. Tüm bunlar olurken birbirlerinden kopuyor her biri dünyanın farklı bir ucuna götürülüyor. Birbirlerini düşünerek, ufka bakarken "Acaba yaşıyor mudur?" diye sorarak geçiyor hayatları. Bir kitapta iki farklı hikaye anlatılıyor aslında. Sonra ikisi de ayrı ayrı hayatlar kuruyor, evleniyorlar, çocukları oluyor. Çocuklarının çocukları oluyor, onların da çocukları oluyor. Sadece çocukları oluyor dediğime bakmayın, Tahmin edebileceğiniz üzere o birçok çocuğun da büyümesini ve kendi hayatını okuyorsunuz. Bir sürü kuşağı görüyorsunuz, en başından, Nada ve Naja'dan. Her birinin yaşadığı ayrı ayrı olaylar oluyor, birkaç sayfa önce yeni tanıştığınız karakter birkaç sayfa sonra anneanne oluveriyor, bu arada birçok olay akıp gidiyor.

Bir hatta iki kişinin bile hayatı değil, onlarca kişinin hayatını okuyorsunuz dolayısıyla çok fazla isim ve iki farklı hayattan meydana gelen bir hikaye olduğu için çok fazla karakter tanıyorsunuz. Birbirine karıştırma ihtimaliniz çok yüksek. Ben karıştırdığımı anladığımda kendimce bir soy ağacı çıkarttım ama çok geç olmadan fark ettim ki zaten kitabın en arkasında bir soy ağacı varmış :)

Kitap özenle okunmayı isteyen cinsten. Öyle bir açıp okuyayım diyerek okuduğunuzda gerçekten anlamıyorsunuz. Sakince oturup tamamen kendinizi o hikayeye vererek okumanız gerekiyor. Bencil bir kitap diyebilirim ama bencil olmakta haklı çünkü gerçekten güzel. Eğer okumadıysanız okurken arkadaki soy ağacından yardım alın derim çünkü olay iki farklı hikayeyle başladığı için farklı hayat hikayeleri okuyorsunuz ve işin içine çocuklarının çocukları girince karakterlerle bu farklı hikayeler birbirine karışabiliyor.

Haricinde sakin kafayla okuduğunuzda gerçekten güzel, akıcı ve fazlasıyla öğretici, size farklı bir şeyler katabilecek potansiyelde bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim.

Ellerine sağlık Solmaz Kamuran!

Yazarın biyografisi

Adı:
Solmaz Kamuran
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İstanbul, 1954
Solmaz Kamuran 1954'te İstanbul'da doğdu. Göztepe Taş Mektep'te, Kadıköy Maarif Koleji'nde, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde okudu. 11 yaşında TRT Çocuk Radyosu hikâye ödülünü kazandı. 17 yaşında, Yansıma Dergisi'nde imzasını gördü. On dört yıl diş hekimliği yaptıktan sonra kendini tamamen edebiyata verdi. Profesyonel yazı hayatına, televizyon için belgesel metinleri ve gazetelerde gezi yazılarıyla başladı. Türkiye'de büyük ilgi gören romanlarından "Kiraze" Yunanca, Macarca, Sırpça, Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Kürtçe, Lehçe ve Bulgarca olarak yayınlandı.

Romanları:
Bir Levrek İskeleti,
Kiraze,
Minta,
Banka,
Çanakkale Rüzgârı
Macar

Hikaye:
Bir kadın, bir erkek, bir levrek iskeleti

Anlatı:
Gecenin Yakamozu

Biyografi:
İpek böceği Cinayeti

Araştırma:
Devlet Çete Olmasın Dediğinizde

Ve çeviriler: Safiye Sultan Üçlemesi (Ann Chamberlin), Bir Hürrem Masalı (Colin Falconer), Erguvan Güzeli (William Stearns Davis), Bir Troia Şarkısı (Colleen Mccullough), Geceyarısı'nın Peşinde (Richard Zimler), Aşk Mutfağı- Çıldırtan Koku- Kızışma- Kabare (Lilly Prior), Bakir İntiharlar- Middlesex (Jeffrey Eugenides), Aynadaki Peçe (Ann Chamberlin)

Solmaz Kamuran aynı zamanda yazar Çetin Altan'ın kitaplarının da editörlüğünü yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 3.346 okur okudu.
  • 37 okur okuyor.
  • 722 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları