Yaz tatilinde şöyle şezlongda uzanırken bir romantik aşk hikayesi okumayalım mı diye bavula attığım Misafir bana sağlam bir ters köşe yaptı
Ne romantiği ne aşkı, aman Allah'ım bu neydi başıma gelen
Benim gibi saf saf kapak tasarımına vurulup böyle bir hayale kapıldıysanız hemen uyarayım içimi buram buram geren bir kitapla karşı karşıyayız.
Alex hayatını zengin adamlara eşlik ederek geçiren akıllı genç bir kadın. Yaz aylarını varlıklı Amerikalıların tercih ettiği Long Island'da sevgilisi Simon ile geçirirken aniden hayatı ters yüz olur. Simon onu kapıya koyar, hatta bir adım daha ileri gider, dönüş biletini alıp trene bindirmesi için asistanına teslim eder ve arkasını döner. Banka hesabında 400 dolar para ve tüm mal varlığını olan üç beş parça kıyafetini sığdırdığı plaj çantası ile kendini tren garında bulan akıllı Alex bunun geçici bir öfke olduğunu düşünür ve sevgilisine ve lüks hayatına geri dönmek için bir hafta sonra verilecek partide eve geri dönmesinin her şeyi çözeceğini inanır.
Mesele bu bir haftayı nerede, nasıl geçireceğidir. Tüm bu telaş ve çaresizlik içinde dolandırdırıp terk ettiği eski erkek arkadaşı da peşine düşer.
Açıkçası kitabın buradan sonraki gelişme bölümü beni çok gerdi. Sürekli bir yatacak yer bulma, yiyecek bulma çabası. Bozulan telefon, ortaya çıkan yalanlar, yanaşılan yabancılar, arkadaş görünümlü çıkarcılar, yalanlar, entrikalar ve her gün başka bir kacerayla dolu bir hafta...
Çok gerildim ama çok da sevdi. Basit bir konu, sade bir kurgu ama nasılsa çok etkileyici ve o çaresizliği okura çok net geçiren bir anlatım. Çevirmenin de becerisini göz ardı etmemek lazım.