Emre Taşdemir'in çevirisinden okuduğum ikinci Sufikitap
Biliyorsunuz ki çeviri eserlerde çevirmen çok önemli bir rol oynar. Bu anlamda dili orijinaline sadık kalarak ve buna karşın ana dilinde yazılmış hissi vererek çeviren Sayın Emre Taşdemir'i çok başarılı buluyorum. "Âşıkların Hâlleri" kitabından sonra bunda da yine mükemmel şiirsel bir üslup ile karşı karşıyayız. Onca sayfa manzum şekilde sadece Allah'a niyaz ediyor. Ve bu o kadar ruha şifa veren bir hâl ki... Gönlü kırık herkese tavsiye ediyorum.
Tasavvuf! Her zaman ruhuma iyi gelsin diye...
Münâcâtnâme~Hâce Abdullah Herevî
Sufi Kitaptan bir inci tanesi okuyuverdim bir nefeste. Dua ve yakarışın üslubunu nasıl anlatmış nasıl dualara yer vermiş. Hepsi birbirinden Coşkun Allah sevgisi aşkı ile dolu. Kalplerden taşmış adeta her satırdan her dörtlükten dualar fışkırmış. Tasavvuf kitaplarını okumayı heleki sufi kitaptansa daha çok seviyorum. İçi dualarla dolu bu kitabı okumanızı içindeki duaları kalbinize yazmanızı çok isterim. Kitapla kalın.
MünâcâtnâmeHace Abdullah-ı Ensari · Sufi Kitap · 202547 okunma
Sufi kitabın , tasavvuf kitaplarını çok severek okuyorum. İslami konularda derin izler bırakan harika tasarımlı kitaplar .
Kesinlikle bu kitabıda okumalısınız zaten dualardan oluşan bi içimlik su
Herkese Selaaammmm
Bayıldımmmmm
Uzun zaman olmuştu bu kelimeyi kullanmayalı. Sadece birkaç sayfa okuyup bırakırım diye elime aldığım kitap, beni öyle derin bir şekilde içine çekti ki, elimden bırakmakta zorlandım. Son günlerde üzerime çöken yorgunluk, belki de bu kitabın şifasını daha güçlü hissetmemi sağladı. Sayfalar ilerledikçe içimde bir huzur, bir ferahlık belirdi. Kendimi iyi hissettim. O kadar kıymetli bir eser ki, tasavvuf edebiyatını seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Kitabın girişinde “münacatname” hakkında verilen bilgiler oldukça dikkat çekiciydi. İslam kültüründe özel bir yere sahip olan münacat, yalvarmak ve yakarmak anlamına geliyor. Edebiyat sahasında ise Allah’a içten gelen bir teslimiyetle yazılan manzum dualar olarak tanımlanıyor. Yazar Hace Abdullah Herevî’nin hayatına dair verilen kısa ama etkileyici bilgiler, eserin manevi zeminini daha da güçlendirmiş.
İlerleyen sayfalarda karşıma çıkan dualar insanın acziyetini hatırlatıyor. Öyle ifadeler vardı ki, hiç aklıma gelmeyecek ama kalbime dokunan sözlerdi bunlar. Altını çizerek, not alarak ilerledim. Bu duaları hayatıma taşımak istiyorum; sadece okumakla kalmayıp, yaşamak niyetindeyim.
Bu kitap kesinlikle bir başucu eseri. Kitaplığınızda bulunmalı. İçiniz daraldığında, kalbiniz sıkıştığında açıp açıp bakabileceğiniz bir dost gibi.
MünâcâtnâmeHace Abdullah-ı Ensari · Sufi Kitap · 202547 okunma
MÜNÂCÂTNÂME
Allah’a Yakarış Ve Dualar
Ezhel lütfu’nun Yoldaşlığı olmasa bu kulun neye yarar?
Tüm gayreti sana olan arzusundandır. Ama senin lütfun olmadan kendi çabasıyla ne yapabilir, nefs zindanından nasıl kurtulabilir?
Ne güzel bir eser okudum. Toplumun en ihtiyacı olan dua dolu bir kitap. Sıgınacak tek liman Cenab-ı Hakk! O’na dua etmeyi, pişmanlığımızı, nedamet, af dilemeyi ve ümit etmeyi dilemek için yazılmış en güzel kitaplardan.
Zaten münâcâtnâme genel itibarıyla ‘yalvarmak yakarmak’ anlamındaymış.
Başın mı sıkıştı, dara mı düştün? Aç bu kitabı yap içten bir dua. Rabbim geri cevirmez ki. Sen yeter ki istemesini bil.
Gönlüme nakşetti kitap. Mutlaka bu eseri kitaplığınızda baş köşede bulundurun.
İlahi!
Senden bize bunca şevkat ve merhamet varken nasıl senden gafil kalırız? Sen ne güzelsin Rabsin ne güzel yarsın .
İlahi!
Önümde ar sıra tehlikeler var ardımda ise bir dönüş yolu yok.
Elimden tut, senden başka sığınacak kimsem yok.
MünâcâtnâmeHace Abdullah-ı Ensari · Sufi Kitap · 202547 okunma
Selamun aleyküm dostlar, bugün sizleri Sûfi Kitap'ın çıkarmış olduğu inci niteliğindeki, bir nefeste okuyabileceğiniz Hâce Abdullah Herevî’nin Münâcâtnâme adlı eseriyle tanıştırmak için geldim.
Münâcâtnâmeler edebiyatın en nâdide örneklerindendir. Allah'a yakarış ve tazarrunun en coşkun nidaları yankı bulur bu metinlerde; çağlar, coşar...
Duâ ve yakarışı mükemmel bir dille ele aldığı bu eser hepsi birbirinden coşkun Allah sevgisi, aşkı ile dolu. Her satırında ve her dörtlüğünde adeta yazarın kalbinden taşan duâlar ile oluşan bir serüven. Bu serüvene sizlerin de şahit olmasını isterim.
Ey yolunu şaşırmışların yol göstereni!
Ey biçarelere çare, avarelere derman kılan!
Ey dağılmışları birleştiren, düşmüşleri kaldıran!
Tut elimizden...
Döküleni toplayan, kırılanı onaran bir merhametin eteğindeki insan, yeniden doğrulmayı öğrenir bu metinlerde. Kendi noksanını bilip kusursuz olan yüce yaratıcıya olan bağlılığını, Kur'an-ı ı Kerim'in ifadesiyle "şah damarından yakın" olduğunu hatırlatan bu coşkun metinler, insana kendi aczini göstermenin yanı sıra her solukta yeni bir ümit tazelemektedir.
Tasavvuf kitapları okumayı, hele bir de Sufi Kitap'tan okumayı seven ben içi duâlarla dolu olan bu kitabı hemen temin edip okumanızı ve duâları kalbinize yazmanızı çok isterim.
Kitapla kalın.
Selam ve duâ ile.
Ebu İsmail el-Herevî el-Hanbeli ismiyle de yayınları vardır.
Hâce Abdullah Herevî (4 Mayıs 1006 - 8 Mart 1089), 11.yüzyılda yaşamış sufi ve din bilgini. Ebu İsmail Abdullah ibn Ebu Mansur Muhammed, Hace Abdullah el-Ensari el-Herevi veya Heratlı Ensari adlarıyla bilinen sufi, eserleriyle kendisinden sonraki sufileri etkilemiştir.
4 Mayıs 1006'da Afganistan'ın Herat kentinin eski kalesi Kuhendiz'de dünyaya geldi. Soyunun Ebu Eyyub el-Ensari'nin oğlu Met'e kadar ulaştığı söylenir. Met 652 yılında Ahnef b. Kays kumandasında Horasan'a yapılan bir sefere katılmış ve Herat'a yerleşmişti. Babası Ebu Mansur pazarcıydı. Belh şehrine giden Ebu Mansur orada Cüneyd-i Bağdadi'nin tasavvuf anlayışına bağlı bir sufi olan Şerif Hamza Akîlî'nin meclislerine katıldı. Bu sufilerin canlılara eziyet etmemek için azami özen gösterdikleri hatta üzerlerine konan sinekleri dahi kovmadıkları, akrep ve yılan türü hayvanlara dokunmadıkları aktarılır.
İlk dini bilgilerini babasından öğrenen Heratlı Ensari, Malini Medresesi'nde öğrenimine devam etti. Dokuz yaşında hadis ilminden ders görüp hadis yazmaya başladı. On dört yaşında vaaz verecek kadar dini bilgiye ulaştı. Herat'ta Şeyh Amû'dan ilk tasavvufi eğitimini aldı. Dönemin meşhur sufilerinden Ebu Said-i Ebu'l-Hayr ile de görüşmüş ancak kendisinin "tasavvuf yolunda mürşidim" dediği şeyhi Ebu'l-Hasan el-Harakanî olmuştur. Hem Ebu'l-Hayr ham de Harakanî'nin de etkisiyle coşku ve cezbeye dayalı tasavvuf anlayışını benimsedi, onlar gibi şiirler yazdı, sema yaptı. Hayatının ileriki yıllarında ağır bir hastalık geçirmiş ve bunun sonucunda görme duygusunu yitirmiş ancak talebelerinin yardımıyla da eser telif etmeye devam etmiştir. 8 Mart 1089 tarihinde 82 yaşında vefat etti. Türbesi Selçuklular zamanında inşa edilmiş, Gurlular döneminde Sultan Gıyaseddin Muhammed devrinde de Emir İzzeddin tarafından türbenin yanına bir medrese yaptırılmıştır.
Hace Abdullah el-Ensari'nin torunları Hindistan'a göçmüş ve İslam düşüncesi, eğitiminin orada yayılmasını önemli rol üstlenmişlerdir. Soyundan gelen en ünlü kişi "Kutb-ül Alam" lakabıyla tanınan Shaikh Khawaja Alauddin Ansari Mahdum Nizamuddin Ansari ve Kutb Şahid Molla Kutbuddin Ansari bunlardan birkaçıdır.
Molla Kutbuddin Ansari'nin soyundan gelen Şahid ünlü Firangi Mahal okulunu kurmuştur.