Alabele, halk dilinde çiçek bozuğu veya çilli yüze, tıp dilinde ise vilitigo olarak bilinen derideki pigment kaybı nedeniyle ortaya çıkan süt beyazı lekelere deniyor. Bir de kahverengi ile kırmızı arasındaki renge ve çok renkli, karışık renkli nesnelere.
Bu tanımları görünce karmakarışık bir kitap okuyacağımı, hatta bitince hebele gübele gibi bir tanım uyduracağımı düşünmüştüm ama sevdim Alabeleyi.
Kitabın adı gibi içeriği de farklı, bambaşka bir yazım tarzı var yazarın. Hiç duymadığım kelimeleri şiirle birleştirmiş, bazı bölümleri halk dilinde geçen kelimelerle süslemiş.
ah bu çağın zarıncısı çok,
üstümüzü örtmeyecek yorganlar sırıyor
örneğindeki gibi. Burada zarıncı acı çekmek manasında, sırıyor kelimesi ise, açlık veya bitkinlik nedeniyle durumu idare etmeye çalışmak anlamında kullanılmış
Ihlamur ağacına zizefun denildiğini, magenta diye bir renk olduğunu ve kökeninin magenta savaşından geldiğini, savaştaki yüksek kayıplar ve kanlı manzara nedeniyle, o yıl keşfedilen yeni bir kırmızı boya maddesine "magenta" adının verildiğini de bu kitaptan öğrendim, arapçadan gelen Rebanın yayla çalınan bir çalgı olduğunu, cidarın duvar olduğunu da. Kitap içinde buna benzer birçok kelime var, yöresel ifadeler, artık pek söylenmeyen deyimler de şiirler ile uyum sağlamış.
Okurken anlamadığım kısımları araştırıp anlayınca yüzümde oluşan tebessüm de cabası.
Kitapta 30 kere Refik geçiyor. Refik'in sözlük anlamı: Eş, yardımcı hayat arkadaşı, eşlik edici, yumuşak huylu dost. Belki de yazar ismini veremediği, anmak istemediği kişiye Refik demiş. Belki de yazarın hayalidir Refik ve belki de geçmişte kalmış biridir, içten içe onunla konuşuyor sanki o soruyor gibi cevap veriyordur. Yazar, "Refik'li kısımları okurken düşünecek birini bulun, Refik yerine