Nebula, okurunu ilk sayfalardan itibaren etik, kimlik ve özgür irade kavramlarıyla sarsan karanlık bir bilimkurgu gerilimi. Romanın merkezinde, hayatını yoluna koymaya çalışan Kıvanç var. Bir ajansa kaydolduktan sonra gelen “hayatının teklifi”, aynı zamanda kabusunun başlangıcı oluyor: 1 milyon Euro karşılığında bedenini üç ay boyunca tekerlekli sandalyeye mahkum Jacobs’a kiralamak.
Bu anlaşmada her şey çok nettir: Beden Kıvanç’ındır, ancak kontrol Jacobs’tadır. Fakat Jacobs, Kıvanç’ın bedenini yalnızca “kullanmakla” yetinmez; onun hayatını, ilişkilerini, hayallerini adım adım sahiplenir. Jacobs'un sevdiği kadın Emily’ye yaklaştıkça, iki adamın da kaderi geri dönülmez şekilde birbirine karışır. Bir yanda kendi bedeninde sıkışmış Kıvanç’ın çaresizliği, diğer yanda başkasının bedeninde yeniden doğan Jacobs’ın karanlık arzusu…
Roman boyunca, “Ben kimim?”, “Beden kime, ruh kime ait?”, “Bir hayat ne zaman bizim olmaktan çıkar?” gibi sorular zihnimde yankılandı. Yazar, gerilim temposunu hiç düşürmezken aynı zamanda insan zihninin sınırlarını zorlayan bir psikolojik savaş sunuyor. Bir film izler gibi satırlarda kayboluyorsunuz. Ben olsam ne yapardım diye sorgulamadan da edemiyorsunuz.
Ayrıca yazarın tıp alanındaki bilgilendirmelerini hayretler içinde okudum. Bu kadar donanımlı ve hiçbir soru işaretine yer kalmadan anlatması muazzam bir başarı. Çünkü kendisi avukat. Bu yüzden sağlam bir temele dayanmış bir çalışma diyebiliriz bu eser için. Zira birkaç yıla kalmaz herkesin bileceği çok popüler olacak bir eser olacağını düşünüyorum.
Özgün kurgusuyla nefes kesen ve finalde okuru uzun süre düşüncelere bırakan bir hikaye okudum. Ve herkese tavsiye ediyorum. Siz olsanız 3 aylığına bedeninizi 1 milyon uero karşılığında kiraya verir miydiniz?