“And if I chose to just… not be the Scion of Arthur and decided to live as a normal human girl? Would you forget me?”
“I could lose my entire soul… and still never forget you.”
𖥸𖥸𖥸𖥸
“If you need to go, I won’t force you to stay.”
“And if I wanted you to go with me?”
“I’d go. And never look back.”
“Never look back?” I breathe.
“Never.”
𖥸𖥸𖥸𖥸
her şey o kadar inanılmaz hareketli ve yoğun hislerle doluydu ki…. her kısmını sevdim gerçekten çok merak ederek ilerledim her anını….. ilk kitaba aşık olmuştum ama üçüncü kitapta hep ağlamak istedim, çok sevindim çok mutlu oldum ve çok ağladım. Düşüncelerimi nasıl ifade edebilirim bilmiyorum bu kitaptan konuşmak beni sadece ağlatabilirmiş gibi hissediyorum. Ama yinede biraz konuşmak istiyorum. Erebus’un bu kadar berbat biri olabileceğini ikinci kitapta düşünmemiştim ama yani her seyi o kadar sasırttı ki beni. Cambion ikizleri tanımak çok mutlu etti beni özellikle zoelle sana aşırı asığım, bambaşka bir seviyedesin benim için. Bree’nin bu kitapta artık güçlerini inkar etmek yerine kabul edip sahiplenmesi çok güzel oldu ama pazarlık kısmı yıkıcı gerçekleşti gerçekten diğer yandan nick o kadar muhteşem ve inanılmaz bir karakter ki, kitap boyunca ona hep sarılmak istedim, sabrına hayranım ayrıca kimse bu kadar naif kibar ama aynı zamanda sorun çözerken dark bir hava veremez. Bree ile olan dinamiklerinin ne kadar sağlam bir zemine oturtulduğunu da görmüş olduk. Natasia ile ilgili her şey yarım biraz çok merak ediyorum onunla ilgili her şeyi. Gölge kralla nasıl oldu, faye ile nasıl bir dinamiği vardı ki çok güzel derin bir arkadaşlık ama tam olarak detayı hala çok merak ediyorum ayrıca Sel ile ilgili öğrenilenler de çok şaşırttı beni ama üzgünüm Sel benim için hala sinir bozucu. Diğer yandan Bree’nin kızları kurtarmak için çabalaması,