İlksöz: Anneden sonrası mı? Hep eksik, hep yarım. Her coğrafyada.
İtalyanın kuzeyinde bir köy. Yoksulluğun çepeçevre sardığı insanları hayata bağlayan tek şey kuvvetli dini inançları. Belki de o inanç o yoksulluğu kabulendirtiyor, onunla baş etmeyi sağlıyor. Yoksulluğun çevrelediği insanların içinden daha da yoksul olanları hikâyenin merkezinde. Daha doğrusu anneleri. Kaybedilen bir anneden sonra yaşananlar. Anne öyle genç falan değil, orta yaşını çoktan geçmiş, belki de yaşlanma basamaklarının önüne gelmiş. Dolayısıyla ölümüyle geride bıraktıkları kendisi gibi orta yaşı çoktan geçmiş bir eş ve gençlik yaşlarını geride bırakmış evlatlar. Belki bu yaşlar, hayatı tanımak için fazlaca zaman harcadığından, ölümü daha kolay kabullenecek yaşlar. Ama öyle değil. Annenin ölümü geride kalan eşi ve çocukları çok sarsar.
Kitaptaki anlatıcı da geride kalan erkek evlat. Annenin toprağa verilişi ile başlıyor hikâye. Kitap boyunca da anne sonrası yaşanılan duygular, annenin yaşamlarındaki yeri, eski anılar, ona duyulan özlem iç içe geçiyor. Acının sızlattığı yüreğin dile gelip her çarpıştaki dışa vurumu. O özlem, o annesizlik, o boşluk, o çaresizlik, sonuçta o kuvvetli dini inançla buluşup anneyi ölümsüzleştiriyor.
Yazar Camon kitabın girişinde şunları diyor: "Eski insanlar yakınlarını kaybettiklerinde ağzına bir para koyarlarmış. Bu para, ölen insanın öbür dünyadaki iyi insanlara ulaşması için yapacağı yolculuğun masraflarıymış. Ben öldüğümde para niyetine bu kitabı koysunlar ellerimin arasına. Bu kitabı yazmamın tek nedeni bu".
Şu bir gerçek, her coğrafyada annenin kaybı büyük iz bırakıyor geride kalanlarda. Kimisinin yarası ortada herkes görüyor, Kimisinin derinlerde sadece kendi biliyor. Yakın zamanda annesini yitirmiş bir evlat olarak 'anlatıcı evlat'ın tüm hislerini, anne