Semin Sayıt

Semin Sayıt

YazarÇevirmen
7.2/10
304 Kişi
·
784
Okunma
·
0
Beğeni
·
219
Gösterim
Adı:
Semin Sayıt
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1935
1935’te İstanbul’da doğdu. 1962’den beri İtalya’da yaşıyor. Uzun süre Roma’daki Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nde (FAO) çalıştı. 1995’ten bu yana İtalyanca ve İngilizceden çeviriler yapıyor. İtalyan edebiyatının Türkiye’de tanınmasına katkıları nedeniyle 2003 yılında İtalyan cumhurbaşkanı tarafından Commendatore unvanına layık görüldü ve İtalyan Dayanışma Yıldızı nişanı aldı. Giuseppe Tomasi di Lampedusa, Italo Calvino, Primo Levi, Leonardo Sciascia, Antonio Tabucchi, Alessandro Baricco, Genevieve Vaughan ve P.L. Travers’den çeviriler yaptı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
160 syf.
Defaatle düşünürüm. Cezasını o tüm pişmanlığıyla da gerçekten çekmiş ve tamamlanan süresi neticesinde hapisten çıkan birini neredeyse hapisteki yaşamını mumla aratacak bir seviyeye çeken ve işlediği suç, suçlardan çok daha aşağı bir konuma sürükleyen şeyin aslı astarı nedir?


Cemil Meriç, Bir Facianın Hikayesi adlı eserinde şöyle der:
“ Suç, toplumun gölgesidir. “

O halde şunu söyleyebiliriz. O biri ve birilerine de hapisteki hayatını mumla aratan ve suçlara iten toplumun karşılığı bizleriz. Bir bütünlük oluşturmamıza rağmen o tüm ayrıştırmalarımızla, tamamiyle bizler. Zaman ki mühim değil bu konuda elbet, zaman ki şimdimizden geleceğimizi kuşatan. Zaman ki adımlarımızla, çocuklarımızın geleceğini, kararlarını, yaşayacakları dünyayı belirleyen bir dengede.


O halde şunu da diyebiliriz, bu suçun, o bir tek suçun, toplumu karşısına alan suçun karşılığında çocuklarımızda var. Suçtan haberi dahi olmayan, tıpkı bizler gibi…



Susanna Tamaro ile bu ilk karşılaşmamız. Onun o çocuksu ve neşe dolu duru halini daha önce görmüşlüğüm oldu, ancak ilk olan ve neredeyse benimle de aynı yaşlarda olduğu zamanlarda yazmış olduğu bu eser, ben de çok daha farklı bir tesir bıraktı. Yazarın, Tek Ses İçin adını verdiği ve eserinin kalbi hikayesi dediğim hikayesini oluşturan ismiyle de bu yapıtı, Yahudi bir annenin kökeninden gelen acılı bir çocukluğun, Birinci Dünya Harbinde yaşanan yokluğun ayrıca anlatılışının, yitişin, yeniden başlamanın, hukuk eğitimi görmesine rağmen baba sıfatından kısmi de olsa uzak olan bir babanın ve 18 yaşında depremle, 25 yaşında ismini dahi anmaktan çekinerek yalnız ölümcül diye nitelediği bir acıyı anlatan bir hikaye demeti aynı zamanda.

Ve Susanna Tamaro'yu başarılı bir yazar kategorisine koyan, fikrimce, onun “ Toplumcu “ ve “ Gerçekçi “ yönü. Çoğu edebiyatçının ki bu edebiyatçı tabiri mikrofonun aceleyle ele alınıp alına yapıştırıldığı Şarkıcıyım tabiri gibi, Modern Batı Edebiyatının gözdesi Aşk konusuna karşı da bir duruştur. Vampirlerin, Kurt Adamların ve minimum üçgen peynir oğlanların yamacına düşmek için düşecek yer arayan mayhoş kişiliklerin edebiyatından uzak bir edebiyat….


“ Yalnızca ben kimliğinin egemen olduğu ve benliğin bir o kadar da dar olduğu, salt bedenin soluduğu bu “ duygu “ Aşk, olabilir miydi?



Kim bilir, Susanna Tamaro'yu eserinde de ağırlıklı olarak yaşamının gölgesiyle bütün bir halde değindiği Anne, Baba , Aile figürününde asıl teması buydu…

Kim bilir, herhangi bir günlük gazetenin herhangi bir köşesinde görülen, aceleyle bir sonraki habere geçilmiş bir haberde onu ayrıca durduran, bir hayvanla bir insanın, bir canlının “ Papağan- İnsan “ dostluğu karşısında sarsıcı bir etkiyi karşılayan ve ona Luisito: Bir Sevgi Öyküsü kitabını yazmasına sebep olan da buydu…

Ve onun gibi zor bir çocukluk geçiren, güçlü bir bağla da yaşamı çerçevesinde yanında olduğu şair Pierluigi Cappello ile dostluğunu anlattığı Bakışınla Aydınlanır Dünya kitabının konusuda bu...


Onu farklı ve özgün kılan…


" Yazmak, insanın karanlık yönünü ortaya çıkarır " diyor Susanna Tamaro son olarak ve bizler eserde bu karanlık yönü tüm derinliğiyle görmekteyiz. Yazarın kalemiyle…


Paylaşacak ki bir acımız, kurtarılacak bir insanlığımız, her şeyden önce pek kıymetli olan bir varlığımız var. Tüm o egolarımızı ve putlarımızı öncelikle yıkmamız gereken…



Her şey bir çocuğun küskün, dışlanmış, kimsesiz bakışlarını kaldırmakla başlıyor,
Ve eserde tam olarak buradan.



Bir KATİLİ, KATİL kılan nedir?
Bir katilin karşısında yer alan Toplumu temsil eden Biricik Masumiyet de neyin nesi?


“ Kim durmamıştır toplum üzerindeki sözünde? “


Söz konusu, İnsan.
Varlığımızdan başlayan…

Bir insanı kurtarmaktır, bir çocuğun kimsesiz gözleriyle, asıl olan…


" http://unutulmazfilmler.pw/a-quiet-place.html filmin 59 'uncu dakikası dahilindeki o birkaç dakikaya özellikle bakmanızı dilerim. "


https://www.youtube.com/...cTDMFlaGg&t=121s
Tatlı düşler, çocuklar adına…


Vaktiniz için ayrıca teşekkür ederim…
112 syf.
·13 günde·7/10
Calvino okumak kuru kuru ekmek yemek gibi bir şey... Bazen boğazınıza takılıyor satırlar, cümleler... :)

Demek “arzunun nesnesi” buymuş... Hikayelerin hepsi birbirinden ilginç, birbirinden enteresan. Calvino bu kitapta resmen kız/erkek tavlamayı, arzunun o yakıcı halini, nesnelerin varlığı/yokluğu arasındaki o çıplaklığı ve daha karmaşık daha manevi duyguların içselleiğini/derinliğini anlatmış.

En tuhaf hikayelerden birisi: kalabalık bir plajda bikinisinin altını kaybeden kadındı, dedim abla söyle kadınlardan birisine bir havlu getirsin yok Calvino az kalsın kadını dondurarak öldürecekti. Bir de otobüs yolculuğunda kadının birisi uyuyor numarası yaptı adama falan,bir de bikinili kadına mı baksa kitabın en heyecanlı yerini mi okusa karar veremeyen adamın hikayesi vardı, adama pes dedim ikisini de aynı anda yaptı. Cidden bazı hikayelere anlam veremedim... Yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu, ilk kitabı
Örümceklerin Yuvalandığı Patika oldu onu çok beğenmiştim çok da akıcıydı. Sevgiler...
112 syf.
·3 günde·8/10
Aşk ve arzu çevresinde ufak öykülerden oluşuyor kitap. Calvino'nun, bazı öykü kitaplarında olan ufak ama çok şaşırtıcı, çok anlamlı olsun kaygısı taşımamış usta bir yazar olduğunu okudukça anlıyorsunuz. Özellikle "Bir fotoğrafçının serüveni", "Bir karı-kocanın serüveni" ve "Bir otomobil sürücüsünün serüveni" öykülerini çok beğendim. Doğal bir akış içinde çok çarpıcı, gerçek tespitler ve duygular barındıyor. Bir fotoğrafçının serüveni'ninde fotoğraf çekmek ile alakalı nasıl bir bilinçaltımız olduğuna o kadar mantıklı eğilmiş ki bilip de adını koyamadığımız bir hissi isimlendirmiş adeta. Bir karı kocanın serüveni'ninde sevgiye dair çok naif anlamlar buldum. Bir otomobil sürücüsünün serüveni ise kitabın son öyküsü olarak hoş bir paradoks ve tercih ile bitiyor. Genel olarak her bir öyküden bir roman bitirmişçesine doyum alıyorsunuz. Öykü okumak istendiğinde listenin başlarında tercih edilecek bir kitap, iyi okumalar.
86 syf.
·1 günde·5/10
Yaşam seni bekleyen beyaz kelebeklerle doludur. Ama aslında hepsi birer kurtçuktur.
Can Yayınları' nın kampanyasından aldığım bir kitaptı. Kitabı almam sebebim, hayranı olduğum birkaç yazar ve ozanın düşlerine konuk olmaktı. Tabucchı' nin kaleme aldığı bu kitap, yirmi usta kalemin( ressam, yazar, besteci ve ozan) düşsel düşünü anlatıyor. Özellikle Pessoa, Çehov, Ovidius ve Freud' un düşlerinde gördüğü, yani kendi kişiliklerini bu düşlerin içinde tekrar inşa ettiği bir anlatım aslında. Yani bir nevi "içsel yolculuk"
Kitap elinizde mevcutsa çok rahatlıkla okuyabileceğiniz masalsı bir kitap. Ben kısa bir zaman diliminde okudum. Merak eden okurlar için ideal bir kitap diye düşünüyorum. Meselâ kısa bir yolculukta okuyabilirsiniz️
Keyifi okumalar...
128 syf.
·2 günde·9/10
Italo Calvino kitabın başında uzunca bir önsöz ile yazım sürecini anlatmış. Tarot kartlarıyla ilgilendiği bir dönem kimi kartları rastgele sırayla önüne açıp onları hikayeleştirerek bu kitabı oluşturmaya başlamış, daha güzel bir şekilde anlatmış bunu ama kısaca böyle diyebiliriz. Kitabın özel bir yerinin olmasını sağlayan durum da bence bu yazılış süreci.
"Tarotla ilgilenmeyen biri için hiçbir şey ifade etmeyecek bir kitap..." hissiyatı almış olabilirsiniz, ben de bundan korkuyordum ancak Calvino, kendisinin de tarota karşı çok özel bir ilgisinin ve hatta tarotla ilgili pek bilgisinin olmadığını da anlatmış kitapta. O sebeple böyle bir fikire kapılmadan okuyabileceğimiz konusunda bizi de rahatlatmış. Birçok hikayede bir kartın anlamı değil, kartın üzerindeki desenin arka planındaki orman vb; örneğin bir karttaki şövalye karakteri değil de o şövalye karakterinin elindeki kılıç ya da şövalyenin arkasındaki bir dere hikayede kullanılırken kartın esas anlamı olan soyut kavram hikayenin içinde hiç kullanılmadan geçilmiş. Muhtemelen tarota ilgisi olanlar daha çok keyif alacaklardır lakin ben gibi ilgisi ve bilgisi olmayanlar bazı yerlerde üzerinde ayrıca durulan belirli kartların tarot falındaki anlamını öğrenmek için internetten kartı araştırabilir.
Öyküler birbirinden bağımsız gibi görünse de birinin bittiği yerde diğeri başlayabiliyor veya ortak öğelere sahip öyküler var. Bu öyküleri sıralı bir şekilde baştan sona okumak gerekiyor, zaten yazarın yolunun bir şatoya düşüşü ve öykülerin nasıl anlatılmaya başlandığı gibi bir girizgah da var ve o girizgahı okumadan rastgele bir öykü okumak da çok sıkıntılı olacaktır.
Kesişen Yazgılar Şatosu, iki ayrı bölümden oluşuyor. Bu iki bölüm, tematik benzerlik taşıyan iki uzun öyküden oluşuyor.
İlk bölümü oluşturan ve kitaba da adını veren Kesişen Yazgılar Şatosu, Ortaçağda yolları bir şatoda kesişen bir grup insanın yemek masasında toplanmalarını, konuşamadıklarını fark etmeleri üzerine de tarot kartları aracılığıyla öykülerini birbirlerine sezdirmelerini anlatıyor.
İkinci bölümü ise, “Kesişen Yazgılar Meyhanesi” isimli öykü oluşturuyor. Bu öyküde de yine bir grup insanın yolları bir meyhanede kesişiyor ve yine konuşamayan insanlar yine tarot kartları aracılığıyla öykülerini sezdiriyorlar. Bu öyküdeki farklılık ise zaman olarak gösterilebilir. İkinci öyküde anlatılanlar Rönesans döneminde geçiyor.
Kesişen Yazgılar Şatosu, biçimsel olarak da özgün bir yapıt. Calvino öykülerini anlatanların açtıkları kartları da bizimle paylaşıyor ve bu kartlar açılma sırasına göre önce metinlerin yanında sonra da her öykücüğün sonunda toplu olarak bize veriliyorlar.
En beğendiğim öykü ise "Ruhunu Satan Simyacı" oldu ki alıntılamıştım o meşhur konuşmayı #68851801
Sık sık öykülere müdahale etmek isteyip bir anda kendimi o öykülerin birinde buldum. İster istemez kapılıp gittim kartların arasına. Tarota da bir ilgim başladı bu kitaptan sonra ama şimdilik bu konuyu askıya aldım. Calvino okumaya devam edeceğimden kesinlikle emin oldum bu eserle birlikte.
Farklı ve son derece ilginç bir yazım süreci ile ortaya konmuş bir eser okumak isterseniz mutlaka denemenizi öneririm.
280 syf.
·3 günde
#kitapagaciklasiklerkulubu Ağustos kitabımız İtalyan edebiyatından bir eserdi. İlk kez okuduğum bir yazar. Açıkçası çok benimseyip , içine girebildiğim bir roman olmadı. 1860’lı yıllar Sicilya bölgesi toplum ve siyasi yapısını, prens ve çevresini konu edinen bir eserdi. Sarayın iç mekan betimlemeleri, yemek kültürü altarımı sevdiğim bölümlerdendi. Ama geneline baktığımda çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. İtalya yerel kültürüne, tarihi ve siyasi olaylarına hakim olmayı gerektiriyordu belki de. Garibaldi zamanındaki olaylardan çokça bahsediliyordu. Bence daha verimli okuma adına, tarihi bir altyapıya sahip olmayı gerektiren eserlerden biri.
Youtube kanalım: https://youtu.be/lxpJu_9VsiA
202 syf.
·Beğendi·9/10
Bir çok öykünün kesiştiği ve bir romana dönüştüğü izlenimini veriyor kitap boyunca. Bazen “bu da kim?” diyorsunuz, olmadık bir yerde olmadık bir kahraman çıkıyor ortaya. Hani yardımcı karakterler baş karakterin hikayesini güçlendirmek için yaratılır ya, bu romanda öyle değil. Kimse kimse için yaratılmamış, herkesin kendi hikayesi için bu romanda olduğu belli. Bence kitabın en etkileyici yanı buydu.
68 syf.
·1 günde·9/10
Kisa bir polisiye roman. Çerez niyetine okunabilecek cinsten. Klasik bir hikayesi var. Ölen önemli bir adamin, ölümünün cinayet mi yoksa intihar mi oldugu sorusturuluyor.
128 syf.
·14 günde·8/10
Okuduğum ilk İtalo Calvino kitabı olan Kesişen Yazgılar Şatosu 2 bölümden oluşuyor ve her kahramanın kendi hikayesini anlattığı öyküler bulunuyor. Gece bastırdığı için yolculuklarına devam edemeyen yolcular bir şatoya sığınıyorlar ve konuşma yetilerini kaybettikleri için tarot kartlarıyla iletişim kurmaya çalışıyorlar ve hikayelerini anlatmaya başlıyorlar. Çoğu zaman bir öykünün bittiği yerde başka bir öykü başlıyor. Böylece yazgılar kesişiyor. Kitabın önsözünde, İtalo Calvino'nun anlattığına göre birinci bölümde Visconti tarotları, ikinci bölümde Eski Marsilya tarotları kullanılmış. Sayfalarda, yolcuların hikayelerini anlatırken kullandığı kartların görseli bulunuyor. İncecik bir kitap ama okumak hele anlamak hiç kolay değil, içinde kocaman başka bir dünya var. Bence öyküleri tam olarak anlamak için biraz tarot kartlarıyla biraz mitolojiyle ilgili olmak gerek. Bu yüzden bence ben üzülerek yüzeysel anladım ve okurken can çekiştim. Kesişen Yazgılar Şatosu'nu üzülerek uğurluyorum ve daha bilinçli okurlarla karşılaşmasını diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Semin Sayıt
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1935
1935’te İstanbul’da doğdu. 1962’den beri İtalya’da yaşıyor. Uzun süre Roma’daki Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nde (FAO) çalıştı. 1995’ten bu yana İtalyanca ve İngilizceden çeviriler yapıyor. İtalyan edebiyatının Türkiye’de tanınmasına katkıları nedeniyle 2003 yılında İtalyan cumhurbaşkanı tarafından Commendatore unvanına layık görüldü ve İtalyan Dayanışma Yıldızı nişanı aldı. Giuseppe Tomasi di Lampedusa, Italo Calvino, Primo Levi, Leonardo Sciascia, Antonio Tabucchi, Alessandro Baricco, Genevieve Vaughan ve P.L. Travers’den çeviriler yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 784 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 486 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.