Defaatle düşünürüm. Cezasını o tüm pişmanlığıyla da gerçekten çekmiş ve tamamlanan süresi neticesinde hapisten çıkan birini neredeyse hapisteki yaşamını mumla aratacak bir seviyeye çeken ve işlediği suç, suçlardan çok daha aşağı bir konuma sürükleyen şeyin aslı astarı nedir?
Cemil Meriç, Bir Facianın Hikayesi adlı eserinde şöyle der:
“ Suç, toplumun gölgesidir. “
O halde şunu söyleyebiliriz. O biri ve birilerine de hapisteki hayatını mumla aratan ve suçlara iten toplumun karşılığı bizleriz. Bir bütünlük oluşturmamıza rağmen o tüm ayrıştırmalarımızla, tamamiyle bizler. Zaman ki mühim değil bu konuda elbet, zaman ki şimdimizden geleceğimizi kuşatan. Zaman ki adımlarımızla, çocuklarımızın geleceğini, kararlarını, yaşayacakları dünyayı belirleyen bir dengede.
O halde şunu da diyebiliriz, bu suçun, o bir tek suçun, toplumu karşısına alan suçun karşılığında çocuklarımızda var. Suçtan haberi dahi olmayan, tıpkı bizler gibi…
Susanna Tamaro ile bu ilk karşılaşmamız. Onun o çocuksu ve neşe dolu duru halini daha önce görmüşlüğüm oldu, ancak ilk olan ve neredeyse benimle de aynı yaşlarda olduğu zamanlarda yazmış olduğu bu eser, ben de çok daha farklı bir tesir bıraktı. Yazarın, Tek Ses İçin adını verdiği ve eserinin kalbi hikayesi dediğim hikayesini oluşturan ismiyle de bu yapıtı, Yahudi bir annenin kökeninden gelen acılı bir çocukluğun, Birinci Dünya Harbinde yaşanan yokluğun ayrıca anlatılışının, yitişin, yeniden başlamanın, hukuk eğitimi görmesine rağmen baba sıfatından kısmi de olsa uzak olan bir babanın ve 18 yaşında depremle, 25 yaşında ismini dahi anmaktan çekinerek yalnız ölümcül diye nitelediği bir acıyı anlatan bir hikaye demeti aynı zamanda.
Ve Susanna Tamaro'yu başarılı bir yazar kategorisine koyan, fikrimce, onun “ Toplumcu “ ve “ Gerçekçi “ yönü. Çoğu