Ötekilerin öyküleri bu kadar canlı, bu kadar muhteşem anlatılabilirdi.
Varlık üzerine, beden üzerine, duygular üzerine çok güçlü bir kitap okudum.
Düzenli takip edenler bilir; ben sevgili Ayşegül Bayar’ın sadık bir okuruyum. Bu samimiyetimize güvenerek bir isyanda bulunacağım:
Bu kitabın adı neden Pervane değil? Neden?
“Bir Aziz Bir Ben” öyküsüne kalbimi bıraktım.
Kitabı kapattım, uzun süre öylece kaldım; üzerine çok düşündüm. Bu kitap, hacminin çok üzerinde bir anlatıya sahip. Az sayfaya sığdırılmış ama genişleyen, derinleşen, okurun içinde yankı bulan bir metin. Bu öyküleri unutmak mümkün değil.
Ayşegül Bayar, kelimeleriyle okuru yormadan ama sarsarak ilerliyor; bedeni, benliği ve varoluşu az sesli ama güçlü bir yerden sorguluyor.
Toplumsal normlara başkaldırmayı her kitabında sürdürüyor.
Bu kitapta da dehlizlerde sıkışmış ruhlar var; bedenin kuşattığı ama o bedene ait olmayan ruhlar. Dönüşümün kaçınılmaz olduğu hayatlar var.
Fotoğrafta kalmış geçmişler var.
Var olanlar var, var olmayanlar var.
Görünmeyen yüzler, sabahtan akşama değişen cinsiyetler var.
Ortadan kaybolanlar var.
Rüyalara sızmış geçmiş travmalar var.
Zamana dair kayboluşlar var.
Ve tüm bunlar, ajitasyona yaslanmadan, gösterişe kaçmadan, tam yerinden ve tüm zamanlara hitap edecek şiirsel bir dille anlatılıyor.