Padişahların Kadınları ve Kızları

·
Okunma
·
Beğeni
·
491
Gösterim
Adı:
Padişahların Kadınları ve Kızları
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754378405
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
"Harem kitabının önsözünde bu eserleri neden yazdığımı açıklamaya çalışmıştım. Bu kitapta, onlara ek olarak şunları da öne süreceğiz. Osmanlı padişahlarının kadınlarını, ikballerini ve kızlarını içine alan müstakil bir eser yoktur. Bunlar hakkındaki bilgilerimiz, Mehmed Süreyya Bey'in Sicilli-i Osmanî'sinin I. cildinde verdiği bilginin ötesine pek geçmemektedir. Hâlbuki Osmanlı Hanedanı'nın tarihçi için, padişahların evi sayılan haremin ve haremde yaşayanların genel durumlarını padişahın devlet adamlarıyla münasebetleri bakımından bilmemiz icap etmektedir."
312 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Harem konusu, Osmanlı Devleti ile alakalı olarak en çok konuşulan konulardan biri. Bu konuyla alakalı yeterli kaynak olmamasından, dolayısıyla bilgi eksikliğinden kaynaklı olarak, dedikoduya ve insanların kendi hayallerine göre şekil verebilmelerine çok müsait bir konu.
Çağatay Uluçay, sonradan tarihçiliğe gönül vermiş bir kişi, fakat bu konudaki en iyi eserleri kaynaklarıyla beraber bize suna bir kişi.
Nurbânû Sultan:

II. Selim'in başkadınıdır. Yahudi ve İtalyan olduğu hususunda müverrihler arasında ihtilâf vardır. II. Selim'in haremine Manisa'da dâhil olmuştur.III. Murad'ı doğurmuştur(1546). II. Selim'in ve oğlu III. Murad'ın padişahlığı esnasında haremde başrolü oynamış, devlet işlerine karışmıştır. Gelini Safiye Sultan'ın itibarını sarsmak ve nüfuzunu kırmak için uğraşmış, oğluna güzel cariyeler takdim ederek soğutmaya çalışmıştır. Oğlu III. Murad'ın hükümdarlığı esnasında ölmüş, Ayasofya'daki, kocası II. Selim türbesine gömülmüştür. Ölüm tarihi 1583(991)dir. Cami, medrese, darülhadîs, darülkurra, imaret, darüşşifa, mektep yaptırmıştır. Ayrıca Divanyolu'ndaki çifte hamam, Üsküdar'daki yeşil direkli hamam ve Lânga'daki hamam Nurbânû Sultan tarafından yukarıda işaret ettiğimiz yapılarına vakfedilmiştir. Osmanli tarihçileri Nurbânû Sultan'ı, Yahudileri devlet işlerine karıştırmakla suçlarlar.
Nilüfer Hatun:

Yarhisar Tekfuru'nun kızıdır. Adı Holifira idi. Bilecik Tekfuru'nun oğluna nişanlı idi. Düğünlerine Osman Bey de davet edildi. Daha önceleri, bir dostu tarafından, kendisine tuzak kurulup suikast yapılacağı bildirildi. Osman Bey de karşı tertibat almış, düğün eğlencelerinin en kızgın zamanında bir baskın yaparak, düşmanlarını perişan etmiş, bu arada gelin Holifira'yı da esir almıştır (1299). Bu güzel esireyi derhal oğlu Orhan Bey ile evlendirmiş ve Nilüfer adını vermiştir. Bazı kaynaklarda ismi Lulufer ve Ulufer şeklinde geçiyorsa da doğru olmaması icap eder. Çünkü oğlu I. Murad’ın İznik'te annesi adına yaptırdığı imaretin kitabesinde Nilüfer adı açık şekilde görülmektedir. Meşhur Arap seyyahı İbn-i Battuta da İznik'te kendisiyle görüşmüş, adını yanlış olarak Bilun şeklinde yazmıştır. Belki de bu, kopya edenin hatasıdır. Nilüfer Hatun'un Orhan Bey ile evlenmesinden Süleyman Paşa ile Murad-ı Gazi doğmuştur. Çok hayırseven bir kadın olan Nilüfer Hatun, Bursa'da kaplıca kapısı yanında bir tekke, Darii'l-harp Mahallesinde bir mescit yaptırmıştır. Bundan başka Bursa Ovasından geçen bir çay üzerine bir köprü yaptırmış, bundan dolayı bu çaya Nilüfer adı verilmiştir. Oğlu Murad Gazi de annesi adına İznik'te inşası 1388'de (790) tamamlanan bir imaret yaptırmıştır. Nilüfer Hatun'un ölüm yılı belli değildir. Bur- sa'daki Orhan Bey Türbesinde yatmaktadır.
Hatice Turhan Sultan:

Sultan İbrahim'in hasekisi, IV. Mehmed'in annesidir. Turhan Sultan 1627 yılında Rusya'da doğmuştur. 12 yaşında Tatarlar’ın yaptığı bir akın sırasında esir düştü. Kız, çok güzel ve gösterişli olduğundan Kör Süleyman Paşa tarafından Kösem Sultan'a hediye edildi. O sırada IV. Murad ölmüş, yerine kardeşi İbrahim padişah olmuştu. Kösem Sultan, oğlunu memnun etmek için kendisine takdim edilen Rus kızını saray geleneklerine göre kısa zamanda yetiştirdi. Ona Hatice Turhan adını verdi. Turhan Sultan'ı yetiştirdikten sonra Sultan İbrahim'e hediye etti. Turhan Sultan çok güzeldi. Boylu boslu, narince idi. Yüzündeki çiçek bozuğu güzelliğini bir kat daha artırıyordu. Teninin cazibeli beyazlığı, gözlerinin kadife gibi derin maviliği, kumral saçlarının göz kamaştırıcı parlaklığı Sultan İbrahim'i kendinden geçirmişti. Sultan İbrahim, Turhan Sultan'ı görür görmez sevmiş, diğer cariyeleri görmez olmuştu. Bu birleşmeden 1642 yılında IV. Mehmed doğdu.
Sultan İbrahim kadınlara çok düşkün olduğundan, biraz sonra Turhan Sultan'ı unuttu. Diğer hasekilerle vaktini geçirmeye başladı. Hattâ sütninelere ve onların çocuklarına karşı düşkünlük gösterdi. Bir sütninenin çocuğunu Mehmed'den daha çok sevdi, oğlunu havuza atarak öldürmek istedi. Turhan Sultan ilk zamanlarda diğer kadınları kıskandı; fakat Sultan İbrahim'e söz geçiremeyince, onu kendi haline bıraktı.
Turhan Sultan’ın namı, devlet idaresindeki önemli rolü kocası Sultan İbrahim'in ölümü ve 7 yaşındaki oğlu IV. Mehmed'in padişah olması ile başlar. Oğlu padişah olunca Turhan, Valide Sultan olur; fakat tecrübesizdir. Yirmi bir yaşındadır. Saf, hileden entrikadan anlamaz, hırslı olmayan bir kadındır. Kösem Sultan, onun bu toyluğundan faydalanarak Eski Saray’a gitmez. "Valde-i Muazzama" olarak sarayda kalır. Devlet idaresini elinde tutar, bu yüzden iki kadın arasında bir çatışma ve yarışma başlar. Turhan Valde içağalarını elde ederek Kösem Sultan'ı öldürtür; sarayın ve haremin başı olur (1651). Yaşı 24'tür. Fakat saf olduğundan Kızlar Ağası Uzun Süleyman Ağa ile Melekî Kalfa'nın etkisi altında kalır, devlet işlerini onların isteklerine göre yapar, bu suretle birtakım rüşvetlerin alınmasına, yolsuzlukların yapılmasına, değersiz kimselerin iş başına getirilmesine alet olur. Aziller, tâyinler onun hatt-ı hümayunlarıyla olur. Artık bütün idare onun elindedir ve yuvarlak mühürünün üzerinde şunlar yazılıdır:

Mazhar-ı Lütf-i Samed
Valide-i Sultan Mehmed

Ne var ki, Turhan Sultan temiz kadındır, iyi kalplidir, devlet işlerinin iyi yürümesini ister. Bu yüzden Mimar Kasım Ağa'nın tavsiyesi üzerine vezir-i âzamlığa Köprülü Mehmed Paşa'yı getirir. Bundan sonra devlet işleriyle uğraşmaz, bir köşeye çekilir, ibadetle uğraşır, arasıra oğluyla beraber Bursa ve Edirne'ye gider.Turhan Sultan'in yaptığı en büyük iş Köprülüleri hükümetin başına geçirmiş olmasıdır. Bundan sonra 1660 yılında haslarından gelen paralarla Çanakkale Boğazı kalelerini yaptırdı. Daha önce Kösem Sultan bu kaleleri yaptırmak istemişti; fakat ahali kalelere asker konulduğu takdirde, daima tecavüze uğrayacaklarını ileri sürdüğünden yaptırmayı başaramamıştı. Fakat Turhan Sultan, ahalinin bu fikrini kabul etmedi, kendi parasıyla yaptırdı. Bunun yanına bir de cami yaptırmayı unutmadı. Şair Abdi kalelerin yapılmasına şu tarihi düşürmüştür:

Budur bu Kal’anın herbirine ey tarih-i Abdi
Kilid-i bahr-i İstanbul sedd-i pâk-i Sultanî

Turhan Sultan 1663 yılında da Eminönün'deki Yeni Cami'nin inşasını tamamlattırmışdır. Bu caminin temeli III. Murad’ın karısı ve III. Mehmed'in annesi Safiye Sultan tarafından 1597 yılında atılmış ise de III. Mehmed'in ölmesi üzerine yapımı yarıda kalmıştır. İşte Turhan Valide Sultan yarıda kalan camii, darülhadîs, mektep, çarşı, sebil ve türbeyi tamamlatarak adını tarihe maletmiş, Çanakkale camiine olduğu gibi bu yapılarına da birçok şeylerle beraber bazı kitapları da vakfetmeyi ihmal etmemiştir. Turhan Sultan rahat ve huzur içinde 1683 (1094) yılında öldü, Yeni Cami'de yaptırmış olduğu türbesine gömüldü.
Gülfem Hatun:

Kanunî Sultan Süleyman'ın cariyelerinden ve sonradan kadınlarından olduğu anlaşılmaktadır. Hurrem Sultan, Kanunî Sultan Süleyman'a yazdığı mektuplarda ondan "Gülfem cariyeniz” diye bahsettiğine göre, aralarının çok iyi olduğu anlaşılıyor. Biz, Haremden Mektuplar adlı eserimizde bu kadına ait bir mektup yayınladık. Onun bu mektubu Yavuz'a yazdığını tahmin etmiştik, bugün bu mektubun Yavuz'a değil, Şehzade Baye- zid’e ait olması daha kuvvetli görünüyor.Kanunî, Hurrem Sultan'ın ölümünden sonra başta Gülfem olmak üzere diğer hasekileriyle -muhakkak vardı; fakat Gülfem'den başkasının isimlerini bilmiyoruz- münasebette bulunuyordu. Gülfem, Üsküdar'da bir cami yaptırmaya başlamış fakat parası yetmediğinden hasekilerden birisine nöbetini satmış. Kanunî, kendisinin küçük düşürüldüğünü sanarak Gülfem Hatun’u öldürtmüş. Ahmet Refik Bey kaynak göstermeden Gülfem'in öldürüldüğünü böyle gösteriyorsa da vesikalar bunu reddediyorlar. Çünkü Gülfem 1560-61 (968) yılından önce camiini tamamlatmış, vakfiyesini düzenlettirmiştir. Bu itibarla Gülfem Sultan'm Kanunî tarafından öldürülmesi başka bir sebepten olması icap eder. Gerçekten de Gülfem 1561 -1562 (969) yılında öldürülmüştür. Mezar taşının üzerinde "Şehide-i Saide" yazılıdır.
Mahpeyker Sultan:

Osmanlı Hanedan tarihinin en namlı kadınıdır. Saray geleneklerine göre kendisine Mahpeyker adı verilmiş ise de daha çok "Kösem Sultan" adıyla anılmıştır. Bu ismin ona tüysüz olduğundan, ya da diğer hasekilerin önüne geçerek ilerlediğinden verildiği ileri sürülür. Bir papazın kızı olduğu kabul edilirse de, Rum veya Bosnalı olduğu üzerinde şüpheler vardır. Kösem Sultan güzelden ziyade ince, zarif, sempatik, nezaket kurallarını bilen bir kadın olarak tanınır. Daha hareme alınır alınmaz padişahın gözünü çekmiş, bütün kadınlarının üzerine çıkmıştır. Bilhassa Murad, Süleyman, İbrahim, Kasım, Ayşe ve Fatma'yı doğurarak, haremin en nüfuzlu kadını olmuştur. I. Ahmed'in ölümü üzerine Eski Saray'a gönderildi. 6 sene Eski Saray'da kaldı. Oğlu IV. Murad padişah olunca, hususî bir törenle Topkapı Sarayı'na getirildi ve bir daha buradan Eski Saray'a gitmedi (1623). I. Ahmed'in annesi Handan Sultan öldüğü için haremin ve hattâ devletin başı oldu. En mühim rolü bu valide sultanlığı zamanında yaptı. IV. Murad 12 yaşında idi. Tecrübesiz ve bilgisizdi. Bu yüzden devletin idaresini tam 10 sene Kösem Sultan elinde tuttu. IV. Murat idareyi eline alınca da oğluna etki yapmaktan geri durmadı. Bilhassa IV. Murad'ın İstanbul'da olmadığı zamanlarda devleti Kösem Sultan idare ediyordu. Murad'ın ölümü ve diğer oğlu İbrahim'in padişah olmasıyla tekrar müstakilen idareyi eline aldı (1640). Sultan İbrahim'e cariyeler takdim etti. Sultan İbrahim cariyelerle eğlenirken o da istediği gibi memleketi idare etti. Fakat Sultan İbrahim hasekilerinin teşvikiyle annesini dinlemedi, bu yüzden Kösem Sultan saraydan uzaklaştı. Sultan İbrahim bir ara annesini sürmeye bile kalktı.
Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi, yerine IV. Mehmed'in geçmesi üzerine tekrar haremin ve devletin idaresini ele aldı. Çünkü genç şehzade ancak yedi yaşında idi. Kendisine "Valide-i Muazzama'" diye herkes saygı gösteriyordu. Sırtını yeniçerilere dayamıştı. Hükümeti ve memleketi istediği gibi idare ediyordu.
Kösem Sultan’ın bu diktatörlüğü IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultan'ı çileden çıkarıyordu. Kayınvalidesinin saraydan çekilip gitmesini istiyordu. Bu durum karşısında Kösem Sultan IV. Mehmed'i tahttan indirip yerine annesi çok saf olan Süleyman'ı padişah yapmayı kararlaştırdı. Bunu bir cariye Turhan Sultan'a haber verdi. Turhan Sultan, Kösem Sultan'dan daha çabuk harekete geçerek enderun ağaları vasıtasıyla kayınvalidesini boğdurdu (1651). Kösem Sultan'ın cenazesi kocası I. Ahmed'in, Sultanahmet'teki türbesine gömüldü. Bundan sonra "Valde-i Şehide", "Valde-i Maktule" diye anılmaya başlandı.
Kösem Sultan, hırslı idi, birçok kanlı olaylarda baş rolü oynadı. Bunun yanında pek çok da iyilikleri ve hayratı vardır. Her sene hapishaneleri dolaşır, borçtan tutuklu olanlan kurtarırdı. Fakir kızları ve kendi yetiştirdiği cariyeleri evlendirmekten zevk duyardı. Kösem Sultan 1640 (1050) yılında Üsküdar'da Çinili Cami yanına mektep, darü'l-hadîs, sebil; Anadolukavağı'nda Valide Medresesi mescitleri ile çeşmesini, Valide Hanı Mescidini, Çakmakçılar Yokuşu'nda, meşhur Valide Hanı'nı yaptırmıştır. İstanbul’dan gayrı yerlerde de hayır binaları vardır.
Şah Sultan:

Yavuz Sultan Selim'in kızıdır. Vesikalarda adı Şahî Sultan, Devlet-şahî, Şehzadeşahî şeklinde geçmektedir. Şah Sultan, vezir-i âzam Lütfı Paşa ile sancakbeyi iken evlendiği halde Profesör Tayyip Gökbilgin'in, bu evlenmenin Lütfı Paşa'nın vezir-i âzamlığı esnasında olduğunu yazması doğru olmasa gerektir. Lütfi Paşa'nın 1523 (929) yılından önce Şah Sultan'la evlendiği vesikalarla sabittir. Fakat bu evlenmede Şah Sultan, mesut olamadı. Lütfi Paşa, çok sert ve katı yürekli bir adamdı. Bir fahişeyi, kadınlık âzasından ameliyat ettirdi. Şah Sultan buna çok üzüldü, kocasına ihtarda bulundu. Şah Sultan'a kızan paşa hançerini çekti, imdada yetişen ağalar ve cariyeler, Lütfi Paşa'yı yaka paça ederek saraydan dışarı attılar. Kanunî Sultan Süleyman, kızkardeşine yapılan muameleye çok üzüldü. Lütfi Paşa'yı damatlıktan ve vezir-i âzamlıktan attı, Şah Sultanı da boşattı 1541 (949).Boşanma davası, mihr-i müeccele yüzünden türlü safhalar geçirmiş, neticede Şah Sultan'ın lehine neticelenmiştir. Lütfi Paşa'nın, Ahmed Bey, Abdi Bey ve Mahmut Bey adlı oğullarının Şah Sultan'dan olup olmadığı belli değildir. Fakat Esmahan Sultan adlı bir kızının Lütfi Paşa'dan olduğunu biliyoruz. Şah Sultan, bundan sonra evlenmemiş, Merkez Efendi'den izin alarak, dervişleri arasına karışmış, Mevlevihane Kapısı dışındaki tekkeyi yaptırmıştır. Bundan başka 1528'de Davutpaşa'da bir cami, 1556 (963) yılında Eyyüp'de bir cami, daha sonraları bir medrese ile Silivrikapı'da bir mektep yaptırmıştır. Kardeşi Sultan Süleyman'ın, kendisine Dimetoka'da temlik ettiği yerleri bunlara vakfetmiştir. Şah Sultan yaklaşık 1572 (980) yılına doğru ölmüş, babasının yanındaki türbesine gömülmüştür. Kızı da yanında yatmaktadır.
Safiye Sultan:

Ecnebi yazarların Baffo, Türklerin Safiye Sultan adını verdikleri bu kadın aslen Venedikli Baffo ailesindendi. Babası Venedik Cumhuriyetinin Korfu valiliğinde bulunduğu sırada Baffo, Adriyatik Denizi'nden bir gemi ile geçerken Türk korsanlan tarafından yakalanmış, çok güzel olduğundan, o sırada Manisa Sancakbeyi bulunan II. Selim'in oğlu Şehzade Murad'a takdim edilmiştir. 1550 yılında doğduğu söylenmektedir. Şehzade Mehmed'i Manisa'da 1566 yılında doğurduğuna göre Murad'ın haremine 14-15 yaşlarında alınması icap eder. Murad, Güzel Safiye'yi padişah oluncaya kadar çok sevmiş, başka cariyelere yüz vermemiştir. 1574 yılında padişah olunca, Valde Sultan Nurbânû ile Safiye Sultan arasında bir rekabet başladı. Nurbânû Sultan tarafını, Kanunî'nin kızı Mihrimah, kendi kızı İsmihan ve Gevherhan Sultan tuttular. Safîye Sultan'ı III. Murad'ın gözünden düşürmek için ona güzel cariyeler sundular. Murad'ı bir oğlu olduğundan ve Safıye'nin çocuklarının erken ölmesinden, mutlak surette başka kadınlarla birleşmeye ikna ettiler. Bundan sonra Murad ilk olarak kız kardeşi İsmihan'ın takdim ettiği ikinci cariye ile daha sonra diğer cariyelerle münasebette bulunmaya başladı.Mihrimah, İsmihan ve Nurbânû Sultanlar ölünce Safiye 1585'den itibaren haremin ve devletin en sözü geçen kadını oldu. Eskisi gibi kocasını kıskanmadı, onu zevk ve eğlencelerine terketti. Devletin iç ve dış işlerine elkoydu. 1595'de kocası ölünce "Mehd-i Ulyâ-yı Saltanat" olarak nüfuzu daha da arttı. Devletin iç ve dış işlerinde başrolü oynadı. Kim kendisine bol para ve hediye takdim ederse onu yüksek mevkilere tayin ettirdi. Oğlu Mehmed'in 1603'de ölmesi üzerine Eski Saray'a gönderildi. Burada sürgün hayatı yaşarken 1605'te öldü, Ayasofya'daki kocası III. Murad'ın türbesine gömüldü.Safiye Sultan, Yeni Camiin temellerini attırıp inşasına başlattıysa da öldüğünden cami yarıda kaldı. Daha sonra Turhan Valde tamamlatacaktır. Kocası ve kendi ruhuna Yasin okumak üzere bazı vakıflar yaptığı gibi, Üsküdar'ın Karamanlı köyünde bir cami ve bir çeşme yaptırmıştır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Padişahların Kadınları ve Kızları
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754378405
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
"Harem kitabının önsözünde bu eserleri neden yazdığımı açıklamaya çalışmıştım. Bu kitapta, onlara ek olarak şunları da öne süreceğiz. Osmanlı padişahlarının kadınlarını, ikballerini ve kızlarını içine alan müstakil bir eser yoktur. Bunlar hakkındaki bilgilerimiz, Mehmed Süreyya Bey'in Sicilli-i Osmanî'sinin I. cildinde verdiği bilginin ötesine pek geçmemektedir. Hâlbuki Osmanlı Hanedanı'nın tarihçi için, padişahların evi sayılan haremin ve haremde yaşayanların genel durumlarını padişahın devlet adamlarıyla münasebetleri bakımından bilmemiz icap etmektedir."

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Ömür Berat ÇALIK
  • Tiamatu
  • havvayadabuket
  • Hasan alper selcuk
  • oluyoröylebazen
  • Te amo
  • Yusuf İslam
  • Agâh
  • Bora Harut
  • A.Yasiiiin Altun

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0