1000Kitap’tan Zeynep Hanım bir mesaj attı: “Kitabımı okumak ister misiniz? Ücretli incelemeye de açığım.” Ben de düşüncelerimi açıkça yazdım: “Ücretli yapmıyorum, kendi yazar arkadaşımı da ayırt etmeden; ne hissedersem onu kaleme alıyorum. Fikirlerimi kelimelere dökerken okuru yanıltmamaya özen gösteriyorum.” O yine de kitabını göndermek istedi. Ben de iki ay kadar dolu olduğumu, sonrasında okuyabileceğimi dile getirdim. Doğrusu, konuyu öğrendiğimde bunun beni biraz ürküttüğünü söyleyebilirim. “Bıçak sırtı bir konu; yüzeysel veya yanlış anlatılırsa, iyileşme yerine yeni yaralar açabilir.”
Kadınları anlatan birçok kitabın tamamıyla pazarlama stratejisiyle yazıldığını görmek çok üzücü oluyor genelde. Bunların bazıları buraya yazasım geldi, ama birçok okurun karşı çıkacağını bildiğim için zamanı gelince incelemesini yazmanın daha doğru olacağına karar verdim. Bu kitaba başlarken bunun da onlardan biri olduğunu, yani “yeni bir duygu sömürüsü” ile karşılaşacağımı düşündüm. Ama sayfalar ilerledikçe yanıldığımı anladım. (Ön yargılı olduğum için değil de okuduklarım ve çok popüler kitapların üstümde bıraktığı etki diyebilirim.)
Zeynep Işık, çocukluğundan 35 yaşına uzanan ağır OKB, vesvese ve depresyon yolculuğunu ajitasyona kaçmadan, samimiyetle anlatıyor. “Peşk”le başlayan takıntılı ritüeller, annesinin koşulsuz sevgisizliği, babasının duygusal yokluğu ve engelli çocuğu Zerya’nın kalp ameliyatıyla patlayan kriz… Hepsi, bir “ruhun kanseri” metaforuyla işleniyor. Ama kitabı diğerlerinden ayıran asıl fark: acıyı gösterip orada bırakmıyor yazarımız; kapıyı sonuna kadar açıyor. 39 pratik öneri, EFT seansları, ilaç desteği ve köy hayatına geçişle adım adım iyileşme süreci, kitabı bir rehber hâline getiriyor. Popüler travma kitaplarının aksine, “öldüm bittim” yerine “öldüm, ama