"İVAZ"
“İnsanlar fikirlerinden, mezheplerinden ötürü yargılandıkça, haber alma özgürlüğü kısıtlandıkça, idam yasası kaldırılmadıkça, bu memleket iflah olmaz.”
Siz de tarihin tozlu sayfalarına dalarak, bir ülkenin kaderiyle iç içe geçmiş bir bireyin trajedisini okumayı sevenlerden misiniz? Eğer cevabınız evetse, elimizdeki bu yeni roman, sizi koltuğunuza çivileyecek.
Ofiste bir köşede unutulmuş, sararmış bir dosya... İçinde bir ömür saklı. Satır satır işlenmiş zaferler, aralara sıkıştırılmış pişmanlıklar. Başarıların parlak ışıltısının ardında, kıpırdanan gölgeler. Salim'in, Türkiye'nin çalkantılı tarihini defterine düştüğü o yolculuk, aslında kendi içine attığı en uzun, en sancılı yolculuktan başka neydi ki?
Bazı hikâyeler sadece bir insanın değil, bir ülkenin de hikâyesidir. Kimi zaman bireyin içsel çalkantısı, toplumun geçirdiği sarsıntılarla paralel ilerler. Tıpkı bu romanda olduğu gibi…
Kendini başarılarıyla kanıtlamış, toplumun gözünde saygın bir gazeteci olan Salim, yıllarca başkalarının hikâyelerini kaleme almış, gerçeğin peşinde koşmuştur. Ancak sıra kendi hayatını yazmaya geldiğinde, satır aralarına gizlediği sırlar, geçmişte bıraktığını sandığı pişmanlıklar birer birer yüzeye çıkmaya başlar.
Salim'in hayat hikâyesi, sadece kendi kişisel yolculuğunu değil, ülkenin kaderini de gözler önüne seriyor. "Her dönemin kendi korkusu, kendi umudu, kendi ihaneti var..." sözüyle özetlenen bu anlatı, bizi aşk, adalet ve toplumsal baskı üçgeninde sıkışıp kalmış bir adamın ruh haline davet ediyor.
İvaz. Arapça kökünden gelen bu kelime “ödün” ve “bedel” anlamlarını taşıyor. İsminin taşıdığı derin anlam, kitabın ruhunu da yansıtıyor.
Salim’in hayatına tanıklık ederken, Türkiye’nin siyasi geçmişine de dolaylı bir bakış atıyoruz.
Atatürk’ten Abdi İpekçi cinayetine, aydınlanan