"Sevmek gerekli mi?
Bunun sorulmaması lazım; bunu hissetmek zorundayız. Zihnin netliği aynı zamanda tutkunun da netliğine neden olur. Bu yüzden büyük ve net bir zihin şevkle sever, sevdiğini seçik olarak görür.
İki tür zihin vardır; biri geometriktir,diğerini ise incelikli diye adlandırabiliriz. İlki ağır, katı ve eğilmezdir. İkincisi öyle bir düşünce esnekliğine sahiptir ki sevdiğinin hoşa giden çeşitli kısımlarına,niteliklerine hep birden yönelir. Gözlerden kalbe kadar gider. İki zihne aynı anda sahip olunduğunda, sevgi ne büyük zevk verir! Zira o zaman hem zihinsel güce hem de zihinsel esnekliğe sahip oluruz ki bu iki kişinin muhabbeti için çok gereklidir.
Sevgi olmadan insanın bir an yaşaması mümkün değildir. Nitekim, boşuna saklıyoruz, hep severiz... Sevgiden ayrı düşmüşüz gibi görünen şeylerde bile, gizliden,içten içe hep severiz...
İnsan kendinde yaşamaktan hoşlanmaz; yine de sever. O seveceği şeyi başka yerde araması gerekir. Onu ancak güzellikte bulabilir; ama değil mi ki kendisi Tanrı'nın yarattığı en güzel mahluktur, dışarıda aradığı bu güzelliğin suretini kendinden bulmalıdır." Der Blaise Pascal, bende ilaveten derim ki;
Biz yoktuk, bizi seven yoktu, bizi bilen bile yoktu. Sesler yoktu, yüzler yoktu. Tanıdık hiç kimse yoktu, bizi tanıyan da yoktu...
Bizi bir tek O sevdi, sevdiği için varetti, bir tek O sevdiği için varetti. Sesler verdi, sesleri işitecek kulaklar verdi, gözler verdi, çehreler verdi. Sevenler verdi, sevilenler verdi. Sevmeyi verdi... Biz unutulmuşken bizi sevip, sevmeye layık edene haksızlık değil midir kendimizi sevmemek, değersiz görmek, ötekileştirmek... Belki de en önce değeri doğru yerde aramak gerek...