Murat Erşen

Murat Erşen

ÇevirmenEditör
8.2/10
517 Kişi
·
1.562
Okunma
·
2
Beğeni
·
541
Gösterim
Adı:
Murat Erşen
Unvan:
Çevirmen, Editör
Strasbourg 2 Marc Bloch ve Galatasaray üniversitelerinde Felsefe okudu. Fransızca ve İngilizceden çok sayıda çeviri yaptı, bazı felsefe ve edebiyat yapıtlarını da yayıma hazırladı. Edebiyat dışı alanda Descartes, Spinoza, Derrida, Lacan, Guattari, edebiyat alanında ise Proust, Duras, Wilde kitapları Erşen’in çevirisini üstlendiği çalışmalar arasındadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
84 syf.
·Beğendi·10/10
Salomé Oscar Wilde'ın yazdığı çok başarılı bir tiyatro oyunudur. Eski Filistin ve İsrailiye'de Celile Kralı Hirodes Antipa'nın üvey kızı Salome, Yahya ve diğer karakterler arasında geçen olayların anlatıldığı bir trajedi..

Bu başarılı eserin bütün mısralarını zevkle okudum, "Wilde kaleminin etkisi" olarak adlandırdığım o güçlü etkiyi bu eserde de hissetmemem mümkün değildi fakat gerçek şu ki en iyi yazıları bile, parlak konuşmasının soluk bir yansımasıdır ancak. Onun konuşmasını duymuş olanlar, yapıtlarını okuyunca düş kırıklığına uğrarlarmış..
Bugün bile okumaktan sıkılmam Salomé'yi ne demiş Oscar Wilde "Eğer bir insan bir kitabı okuduktan sonra, onu tekrar okumaktan zevk almıyorsa, o kitabı okumuş olmasının bile hiçbir değeri yoktur."

Beni etkileyen mısralar ki bu sadece bir siluet ve benim tarafımdan çevrildi:
Ağzın, ayaklarıyla cenderelerde kara üzüm ezen şarapçıların, ayaklarından bile daha kırmızıdır. Tapınaklarda yaşayan ve rahiplerin elinden beslenen güvercinlerin ayaklarından daha kırmızı. Ormandaki bir adamın aslanları ve kaplanları ezdikten sonra ayağını o kanda bulamasından daha kırmızı senin o dudakların. Ağzın mercana benzer, balıkçıların denizin alacakaranlığında bulduğu ve krallar için ayırdığı mercanlara...Senin ağzın Filistinlilerin bulduğu filistin madenlerindeki özel krallar için saklanan taşlardan bile daha parlak. Pers kralı'nın kanla boyanmış yayından bile kırmızı senin ağzın. Dünyada hiçbir şey yok ağzından daha kırmızı, izin ver bana öpeyim...

Üstelik Salome ismi annemin bana hediye ettiği diğer isimdir! Trajedi, aşk, ve entrika sevenlere tavsiye ederim büyük bir zevkle okuyabilirsiniz, okuduktan sonra da operalarını ve tablolarını incelemeyi kaçırmayın..
84 syf.
Oscar Wild'dan bir perdelik dram eseri. 'Hz. Yahya ve Salome' "hikaye"sinin olduğu gibi aktarımı üzerinden bazı dini konularda çıkarımları olsa da, daha çok ensest ilişkilerin kötü sonuçlarına değinmek ve eleştirmek için yazdığını düşünüyorum. Reklam arası vermezseniz bir saatte okuyabileceğiniz bir kitap. Ensest ilişkiler üzerine fazla yazmaya gerek yok sanırım, dinî ve bilimsel olarakta konu malumdur. Wild bu konuların edebiyatta fedaisidir, çekinmeden okuyabilirsiniz.
173 syf.
·10 günde·9/10
İki yüz on iki madde, üç bölümde içimizde yaşananları dışarıdan bakmamızı sağlayan bir eser. Hayatımızda pek çok şey yaşıyoruz; hayranlık duyuyoruz, seviyoruz, arzuluyoruz, aşık oluyoruz, üzülüyoruz, nefret ediyoruz ama genelde sadece duygusal anlamda yorumlayıp geçiyoruz. Gerçeklerden çok sadece görmek istediğimizi görüyoruz. Fakat bunların bedende nelere sebep olduğunu bilmiyoruz. Descartes bizi bu konuda, vücudumuzda yolculuğa çıkarıyor. "Hiç önemi olmayan şeyler üzerinde dururlar da, araştırılması daha faydalı şeylerle hiç ilgilenmezler." (#49724601) derken bizi kastetmiş olabilir. (: okuyun...
136 syf.
·2 günde·9/10
"Hangi eski yazarda okudum üzüntünün kanın yavaşlamasından ileri geldiğini? Tam da budur üzüntü: Durgunlaşan kan." diyor Cioran. Tutunmak istemi en eski zamanlardan, günümüz şimdisine kadar hangimizin içine işlememiş ki? Neydi bizi bu kadar korkutan ki bir dayanak bulamadan yitip gitmenin korkusuna kaç nefes tükettik? Korku, yaşama duyduğumuz güvensizliğin, yaşamdan alamadığımız sözlerin, hiç telaffuz edilmeyecek yeminlerin ardından mı ekilmişti topraklarımıza? Yaşamdan el etek çekmenin güçlüğü karşısında mevsimlik karıncalardan daha fazla çaba sarfedişimizin ardında gerçekten bir anlam var mı? Yaşama bağlanmak, ona tutunmak için; durgunlaşan kana gereken sıcaklığı verip yeniden harekete geçirecek, bizi doğumumuzdan bu yana yeniden yeniden kandıracak ne kaldı hala? Bir sonu var mı her gün yeniden başladıklarımızın? Nerede bitecek belki de hiç başlamayan yolculuk?
Soruyorum..
Cioran; benim bir gözü kapalı yolculuğumun, geride bıraktığı vasat ışığa katlanma rehberim!
117 syf.
·3 günde
Wittgenstein'ın dile dair fikirlerini ne ben buraya ne de yazar Pierre Hadot 117 sayfaya sığdırabilir. Lakin kitaptaki düşünceye bakacak olursak Wittgenstein'ın felsefede filozofların düştüğü örümcek ağı üzerine biraz düşünebiliriz diye düşünüyorum.

Wittgenstein filozofların genelde anlamı bilinmeyen kavramlar kullanıp halktan anlaşılmayı bekledikleri lakin sonuç olarak iki tarafında kaybeden tarafta olduğuna vurgu yapıyor. Filozofun kaybı halk tarafından anlaşılamamak, halkın kaybı ise filozofların fikirleriyle tanışamamak. Onun için Wittgenstein, " Felsefenin amacı düşüncelerin mantıken aydınlatılmasıdır. Felsefe bir öğretim değil, bir etkinliktir. Felsefi bir eser o halde aslen ' açıklamalardan' oluşur. Felsefenin neticesi, 'felsefi önermeler' değil, önermelerin aydınlatılmasıdır. Felsefe, başka türlü bulanık ve karmaşık olacak düşünceleri açık kılmalı ve kesinlik ile sınırlamalıdır." diyor. Burada Ockhamlı William'ı da anmadan edemiyor. Ochamlı William'ın Usturası, eğer belirli bir fenomeni açıklayan iki rakip teori varsa, bunlardan daha basit olan tercih edilmelidir anlamı taşımaktadır. Buradan da basit olanın yani halkın gündelik hayatta kullandığı dil kullanılmalıdır anlamını çıkarabiliriz. Lakin bence filozofun veya bilim insanının anlaşılmak için halkın seviyesine inmesi pek olağan değildir gerek kavramsal dilin sınırları gereksede bazı tanımlamalara denk gelecek kavramların filozoflara ait olmasından dolayı. En doğru yol denge bir noktada iki kesimin buluşmasıdır gerek halk gereksede filozof veya bilim insanının dilinde tavizler vermesidir. Bazı kavramların sınırlarını konuyu açıklamadan önce, başlangıçta, çizmek en doğru olacaktır. Misal doğru-gerçek, zaman-süre, etik-ahlak...gibi kavramların sınırları başlangıçta çizilmelidir.

Wittgenstein kullandığı dile baktığımızda ise maalesef eleştirdiği dil yanlışına kendisi düşmekte ve çoğu kimsenin anlayamacağı bir dil kullanmaktadır. Aslında en büyük hata eleştirilerimizi karşı tarafa yönelik yapıp kendimizi o çemberin dışında görmemizdir. Onun için eleştiri esnasında kendimizi çemberin içine sokmalı çoğu zaman aynada kendimizede yöneltmeliyiz eleştiriyi.

Kitapla kalın.
101 syf.
Felix Guattari'nin aşmış eseri.

Kafka'nın hangi kitabını okursak okuyalım hayal dünyasına dalıp gitme durumunu yaşamamak mümkün değil. Her insan, yaşadıkları özelinde Kafka ile birlikte o karanlık bölgesine iniveriyor. İşte Guattari de Kafka'nın bu kendine has özelliğinin gerisindeki nedenleri merak ediyor.

Guattari için de bir kaç şey söylemeden geçmemek gerek diye düşünüyorum. 68 Kuşağı militanlığını saymazsak, kendisi Freud psikanalizi üzerine neredeyse tüm hayatını geçirmiş olan düşünürdür. Oedipus kompleksi temelli kuramı çürüterek ve antikapitalist bir duruşla yeni bir psikoekonomik alanın önünü açan 'özel' bir isimdir.

Guattari, Kafka'nın bir çok eserinde yer verdiği düşlerini Freud psikanalizi kapsamında incelemektedir. Özellikle rüya analizi tekniği gibi tartışmalı bir konu üzerinden Kafka okuması yapmaktadır yazarımız.

Guattari bu! Yememiş içmemiş Kafka'nın bütün eserlerini okuyup, içeriğindeki düşleri ayıklamış ve sonunda Kafka’nın Altmış Beş Düşü'nü ortaya çıkarmıştır. Oldukça güzel bir imgeleri, tekrarlı olayları ve hayatıyla eserleri arasındaki bağları mükemmel bir şekilde ortaya koymuş.

Kitabın son bölümünde Kafka filmi senaryo ve senaryosuna dair teknikleri ele almış yazarımız.Öyle sanıyorum ki dünya sinema tarihine damga vuracak bir film olabilirdi ancak yarım kalan bir hikayedir bu kısmı. Bitirilememiştir malesef. Son kısım biraz karmaşık bu nedenle... Ancak eser bir bütün olarak muazzam.
176 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Değerli kitap dostum Okuyan_semra nın tavsiyesi üzerine okuduğum ve enlerim arasına giren fevkalade bir kitap ile geldim.

Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabında bahsettiği ve Marcel Proust’un en çok etkilendiği yazarlardan biri olan John Ruskin gördüğünüz bu eseri 155 yıl önce yazmıştır. Üstadların neden böylesine hayran olduğunu kitabı okuyunca açıkça anlıyoruz.

Bahsettiği konular ve ifade edişi okurun içinde heyecan oluşturacak türden. Peki, bu şaheser bizlere ne anlatıyor dersiniz. Susam ve Zambaklar yani Kitaplar ve Kadınlar.

Kitaba Marcel Proust un 48 sayfalık Okuma üzerine yazılmış bir önszözü ile başlıyoruz. Bu bölümde kitaba adapte oldum, altını çizdiğim birçok kısım oldu ve Proust okumayı daha da geciktirmemem gerektiği kanısına vardım. Daha sonra asıl kitap başlıyor.

Eser yazarın 2 ayrı konferansındaki konuşmalarından oluşuyor. Susam bölümünde Ne okuyacağız, Nasıl okuyacağız ve Neden okumalıyız sorularına cevaplar buluyoruz. Kitapların değerini fevkalade bir şekilde ifade etmiş. Sayfaları çevirdikçe aynı benim gibi düşünüyor diyordum ki yazar dur bakalım dedi. “Kitaplarda kendi düşüncelerinizi bulmak yerine yazarın düşüncelerine anlamaya çalışın” diyerek uyardı. Günümüzde insanlar makam mevki için eğitim görüp okuyor, yazar 155 yıl öncesinden söylüyor, bunun için değil kendinizi geçekten geliştirmek ve topluma faydalı kişiler olmak için okuyun, eğitim bu yönde olmalı diyor. Maalesef ki eğitim sistemi topluma faydalı olacak güzel yürekli ve ahlaklı bireyler yetiştirmek yerine birinciliği marifet sayarak her şeyi kağıt üzerindeki başarı ile ölçüyor. Kitapların bizlere neler katabileceği en güzel şekilde ifade ediliyor. Ve doğru kitapların okunması hususuna değiniyor. Bir kütüphane dolusu faydasız kitap okuma yerine doğru bir kitaptan 10 sayfa okumanın daha önemli olduğunu ifade ediyor.
Daha söyleyecek çok söz var ama inceleme bir hayli uzayacak.

Gelelim ikinci bölüme Kadınları anlatılabilecek en güzel ve naif bir şekilde anlatmış ki üzerine eklenecek söz bırakmamış. Kadın erkek her konuda eşit değildir konumları farklıdır. Birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar, biri birine üstün değildir. Yazar bunu şu şekilde ifade ediyor: “ Erkeğin evine karşı olan sorumlulukları, söylenegeldiği gibi, evin geçimini sağlamak, evini kalkındırmak ve korumaktır. Kadının sorumluluklarıysa evin düzenini, refahını ve güzelliğini sağlamaktır.”. Kadınları anlatış şekline gerçekten hayran kaldım. Mesela bir örnek; “Kadının ayakları çayırlara dokunur ve ardında gül renkli papatyalar bırakır.”

Velhasıl böylesine muazzam bir eseri her kitapsever muhakkak okumalı, beğenmemek mümkün değil.
216 syf.
·9 günde·9/10
Norveç Bergen Üniversitesi Profesörü Svendsen, “Yalnızlık hakkında bildiğimi düşündüğüm neredeyse her şey yanlış çıktı.” diyerek başlıyor sözlerine. Kitabın arkasındaki 24 sayfalık kaynakça şahit ki boş atıp dolu tutmamış, çok ciddi bir araştırma ve emek var yazdığı her bir cümleden önce. Konuların 8 farklı bölümde ele alınması kitabın daha akıcı ve anlaşılır hale gelmesini sağlamış. Bölümler hem birbirleriyle bağlantılı hem de bağlantısız. Yalnızlık üzerine söylenmiş vurucu ve düşünmeye sevk eden alıntı sayısı hiç de az değil. Bilimsel verilerin, anket çalışmalarının vs. arasına tatlı tatlı serpiştirilmiş. Nokta atışı tespitlerle dolu, aceleye getirmeden, geniş bir zamanda mutlaka okunması gereken felsefik ve psikolojik kitaplardan biri.
173 syf.
·2 günde·8/10
Ruhun ihtirasları olarak da çevrilen bu kitap 3 bölüm, 212 maddeden oluşuyor. 17.yy felsefecilerinden olan Descartes, kitabın ilk bölümünde insanın fiziki özelliklerini ele almış. Kalbin çalışması, bedenin bölümleri ve fonksiyonları, kas hareketleri, bu fonksiyonların çalışma ilkeleri gibi konular üzerinde durmuş. Ayrıca algı, irade, ruhun işlevleri gibi konular da ilk bölümlerde yer alıyor.

Sonrasında kitap ruh ile bedenin ilişkisi üzerinde duruyor. Ruhun ihtiraslarının sebepleri, bunların ne işe yaradığı, nasıl anlaşıldığı vs.… Ruhumuzda olup biten her şeyin vücudumuza mutlaka yansıdığını dile getirirken öfke, sevinç, keder, aşk, nefret, pişmanlık gibi durumlar göz önünde bulundurulmuş. Gösterdiğimiz tüm tepkilerin bilimsel yönlerini ruhla bağdaştırmış yazar.

Descartes, insanın kendini beğenmesi, güven, ümitsizlik, kıskançlık, korku, merhamet, minnettarlık ve daha aklınıza gelebilecek birçok duygunun hem ortaya çıkış nedenlerini hem de bunların bizler üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkilerini açıklamış kitapta. Modern felsefenin kurucusu kabul edilen Descartes tarafından yazılan çok kapsamlı bir eser. Keyifli okumalar.
176 syf.
·2 günde·10/10
Herkese merhaba Marcel Proust'un "okuma üzerine" isimli önsözüyle başlayan ve John Ruskin'in Susam ve Zambaklar adlı iki konferansının yer aldığı bir deryadan sizlere bahsetmek istiyorum. Belki yorumumu sonuna kadar okumayanlar olabilir bu yüzden en baştan belirtmek istiyorum. Lütfen bu kitabı sizlerde mutlaka okuyun, okutun.
Hemen hemen her cümlenin altını çizerek okudum, döndüm tekrar okudum her okuduğumda hak verdim, okudukça heyecana kapıldım, beynimi nasıl doldurduysam hareket fazlaligi olustu, neyseki ögrendiklerimi anneme anlatarak normale döndüm de oda kurtuldu bende
"Susam" isimli konferansinda okumaktan, edebiyattan, ne icin okumaliyiz, ne okumaliyiz, okumanın yararları gibi konulard işlenmiş. Mevki-makam kazandıracak bir eğitimdense kişinin kendine yeten, topluma faydalı bireyler haline gelebilmeleri için gençlerin nasıl bir eğitim sistemine tabii olmaları gerektiği ele alınmış.
Muhtemelen hepimiz bazen bir kitap okudugumuzun akabine; "ne güzel bir kitap bu, tıpkı benim düşündüğüm gibi" deriz (ben çok diyorum). Oysa işin aslı öyle değilmiş bunu öğrendim ve hak verdim, okudugunuzda sizlerde hak vereceksiniz.
"Zambak"isimli konferansında ise; kadin erkek ilişkilerinden, kadınin ve erkeğin toplumdaki yerinden, kadının ve erkeğin farklıliklarından. Belki bana kizanlar olacaktır ama hiçbir zaman kadın-erkek eşittir diyen bir birey olmadım ki kim ne derse desin inanmamda eşit olduklarini savunanlara. Neyseki John Ruskin'de doğru düşündüğümü doğrular sekilde ifade etmis. Kadin ve erkek arasinda üstünlük yoktur ikiside birbirini tamamlayan bir butündür diye belirtmiş Ruskin.
Kadının doğasından, eğitiminden, ailevi vazifelerinden ve görkemliliğinden, erkeğin evine karşı olan sorumlulukları mükemmel bir şekilde ifade edilmiş. Kızların eğitimini yalnız maddi yonuyle degil manevi yonüyle de erkeklerin eğitimi gibi ciddiye alınması gerektiği üzerine konuşulmuş.

12+ yaş herkesin okumasini tavsiye ederim.
Herkese keyifli, huzurlu, saglik dolu, mutlu bir gün diliyorum. Gönlünüzden geçirdiğiniz güzel dilekleriniz, dualarınız daha dilinize dökülmeden kabul olsun
Kitapla, hoşça ve evde kalın

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Erşen
Unvan:
Çevirmen, Editör
Strasbourg 2 Marc Bloch ve Galatasaray üniversitelerinde Felsefe okudu. Fransızca ve İngilizceden çok sayıda çeviri yaptı, bazı felsefe ve edebiyat yapıtlarını da yayıma hazırladı. Edebiyat dışı alanda Descartes, Spinoza, Derrida, Lacan, Guattari, edebiyat alanında ise Proust, Duras, Wilde kitapları Erşen’in çevirisini üstlendiği çalışmalar arasındadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 1.562 okur okudu.
  • 75 okur okuyor.
  • 1.886 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.