Murat Erşen

Murat Erşen

Çevirmen
8.2/10
215 Kişi
·
533
Okunma
·
0
Beğeni
·
66
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
84 syf.
·Beğendi·10/10
Salomé Oscar Wilde'ın yazdığı çok başarılı bir tiyatro oyunudur. Eski Filistin ve İsrailiye'de Celile Kralı Hirodes Antipa'nın üvey kızı Salome, Yahya ve diğer karakterler arasında geçen olayların anlatıldığı bir trajedi..

Bu başarılı eserin bütün mısralarını zevkle okudum, "Wilde kaleminin etkisi" olarak adlandırdığım o güçlü etkiyi bu eserde de hissetmemem mümkün değildi fakat gerçek şu ki en iyi yazıları bile, parlak konuşmasının soluk bir yansımasıdır ancak. Onun konuşmasını duymuş olanlar, yapıtlarını okuyunca düş kırıklığına uğrarlarmış..
Bugün bile okumaktan sıkılmam Salomé'yi ne demiş Oscar Wilde "Eğer bir insan bir kitabı okuduktan sonra, onu tekrar okumaktan zevk almıyorsa, o kitabı okumuş olmasının bile hiçbir değeri yoktur."

Beni etkileyen mısralar ki bu sadece bir siluet ve benim tarafımdan çevrildi:
Ağzın, ayaklarıyla cenderelerde kara üzüm ezen şarapçıların, ayaklarından bile daha kırmızıdır. Tapınaklarda yaşayan ve rahiplerin elinden beslenen güvercinlerin ayaklarından daha kırmızı. Ormandaki bir adamın aslanları ve kaplanları ezdikten sonra ayağını o kanda bulamasından daha kırmızı senin o dudakların. Ağzın mercana benzer, balıkçıların denizin alacakaranlığında bulduğu ve krallar için ayırdığı mercanlara...Senin ağzın Filistinlilerin bulduğu filistin madenlerindeki özel krallar için saklanan taşlardan bile daha parlak. Pers kralı'nın kanla boyanmış yayından bile kırmızı senin ağzın. Dünyada hiçbir şey yok ağzından daha kırmızı, izin ver bana öpeyim...

Üstelik Salome ismi annemin bana hediye ettiği diğer isimdir! Trajedi, aşk, ve entrika sevenlere tavsiye ederim büyük bir zevkle okuyabilirsiniz, okuduktan sonra da operalarını ve tablolarını incelemeyi kaçırmayın..
117 syf.
·3 günde
Wittgenstein'ın dile dair fikirlerini ne ben buraya ne de yazar Pierre Hadot 117 sayfaya sığdırabilir. Lakin kitaptaki düşünceye bakacak olursak Wittgenstein'ın felsefede filozofların düştüğü örümcek ağı üzerine biraz düşünebiliriz diye düşünüyorum.

Wittgenstein filozofların genelde anlamı bilinmeyen kavramlar kullanıp halktan anlaşılmayı bekledikleri lakin sonuç olarak iki tarafında kaybeden tarafta olduğuna vurgu yapıyor. Filozofun kaybı halk tarafından anlaşılamamak, halkın kaybı ise filozofların fikirleriyle tanışamamak. Onun için Wittgenstein, " Felsefenin amacı düşüncelerin mantıken aydınlatılmasıdır. Felsefe bir öğretim değil, bir etkinliktir. Felsefi bir eser o halde aslen ' açıklamalardan' oluşur. Felsefenin neticesi, 'felsefi önermeler' değil, önermelerin aydınlatılmasıdır. Felsefe, başka türlü bulanık ve karmaşık olacak düşünceleri açık kılmalı ve kesinlik ile sınırlamalıdır." diyor. Burada Ockhamlı William'ı da anmadan edemiyor. Ochamlı William'ın Usturası, eğer belirli bir fenomeni açıklayan iki rakip teori varsa, bunlardan daha basit olan tercih edilmelidir anlamı taşımaktadır. Buradan da basit olanın yani halkın gündelik hayatta kullandığı dil kullanılmalıdır anlamını çıkarabiliriz. Lakin bence filozofun veya bilim insanının anlaşılmak için halkın seviyesine inmesi pek olağan değildir gerek kavramsal dilin sınırları gereksede bazı tanımlamalara denk gelecek kavramların filozoflara ait olmasından dolayı. En doğru yol denge bir noktada iki kesimin buluşmasıdır gerek halk gereksede filozof veya bilim insanının dilinde tavizler vermesidir. Bazı kavramların sınırlarını konuyu açıklamadan önce, başlangıçta, çizmek en doğru olacaktır. Misal doğru-gerçek, zaman-süre, etik-ahlak...gibi kavramların sınırları başlangıçta çizilmelidir.

Wittgenstein kullandığı dile baktığımızda ise maalesef eleştirdiği dil yanlışına kendisi düşmekte ve çoğu kimsenin anlayamacağı bir dil kullanmaktadır. Aslında en büyük hata eleştirilerimizi karşı tarafa yönelik yapıp kendimizi o çemberin dışında görmemizdir. Onun için eleştiri esnasında kendimizi çemberin içine sokmalı çoğu zaman aynada kendimizede yöneltmeliyiz eleştiriyi.

Kitapla kalın.
216 syf.
·9 günde·9/10
Norveç Bergen Üniversitesi Profesörü Svendsen, “Yalnızlık hakkında bildiğimi düşündüğüm neredeyse her şey yanlış çıktı.” diyerek başlıyor sözlerine. Kitabın arkasındaki 24 sayfalık kaynakça şahit ki boş atıp dolu tutmamış, çok ciddi bir araştırma ve emek var yazdığı her bir cümleden önce. Konuların 8 farklı bölümde ele alınması kitabın daha akıcı ve anlaşılır hale gelmesini sağlamış. Bölümler hem birbirleriyle bağlantılı hem de bağlantısız. Yalnızlık üzerine söylenmiş vurucu ve düşünmeye sevk eden alıntı sayısı hiç de az değil. Bilimsel verilerin, anket çalışmalarının vs. arasına tatlı tatlı serpiştirilmiş. Nokta atışı tespitlerle dolu, aceleye getirmeden, geniş bir zamanda mutlaka okunması gereken felsefik ve psikolojik kitaplardan biri.
173 syf.
·2 günde·8/10
Ruhun ihtirasları olarak da çevrilen bu kitap 3 bölüm, 212 maddeden oluşuyor. 17.yy felsefecilerinden olan Descartes, kitabın ilk bölümünde insanın fiziki özelliklerini ele almış. Kalbin çalışması, bedenin bölümleri ve fonksiyonları, kas hareketleri, bu fonksiyonların çalışma ilkeleri gibi konular üzerinde durmuş. Ayrıca algı, irade, ruhun işlevleri gibi konular da ilk bölümlerde yer alıyor.

Sonrasında kitap ruh ile bedenin ilişkisi üzerinde duruyor. Ruhun ihtiraslarının sebepleri, bunların ne işe yaradığı, nasıl anlaşıldığı vs.… Ruhumuzda olup biten her şeyin vücudumuza mutlaka yansıdığını dile getirirken öfke, sevinç, keder, aşk, nefret, pişmanlık gibi durumlar göz önünde bulundurulmuş. Gösterdiğimiz tüm tepkilerin bilimsel yönlerini ruhla bağdaştırmış yazar.

Descartes, insanın kendini beğenmesi, güven, ümitsizlik, kıskançlık, korku, merhamet, minnettarlık ve daha aklınıza gelebilecek birçok duygunun hem ortaya çıkış nedenlerini hem de bunların bizler üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkilerini açıklamış kitapta. Modern felsefenin kurucusu kabul edilen Descartes tarafından yazılan çok kapsamlı bir eser. Keyifli okumalar.
88 syf.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki; bu yazdığım yazı, incelemeden çok kendi eleştirimdir!

Samimiyetimle söylemeliyim ki; kitabın mana olarak ağırlığı ve bilgi yoğunluğu sebebiyle kendimi ezilmiş hissettim. Felsefe kökenli biri olarak bu ağırlığı kaldıramamış olmanın utancını yaşıyorum. Çok konuşuyorum, konuşmak yerine daha çok okumalıyım, bunu daha iyi anladım!
İşte ben bu yüzden roman okumayı sevmiyorum. Felsefi, sosyolojik, politik, bilşmsel...eserleri okumayı tercih ediyorum. İçinde dolu dolu ilim olmalı. Ama ilmin de hakkını verememiş olmaya üzülüyorum!!!

Bu kitabı okuyanlar ya da okuyacak olanlardan ricam; inceleme yazarak ben gibilerini yönlendirmesini rica ediyorum.

Saygılar...
216 syf.
·5 günde·7/10
Hayatımız boyunca bir kere de olsa''Yanlız'' mı yoksa ''Yalnız'' mı diye şüpheye düştüğümüz ''Yalnış ''mı yoksa ''Yanlış'' mı yazdık diye düşündüğümüz,bazen tek başınayken hissettiğimiz bazen de herkesin içinde bile yalnızız diye düşündüğümüz bu duyguyu Norveç'li felsefeci ,Norveç'te yapılan çalışmalarından,şarkılardan,filmlerden örnekler vererek örnekler vererek Yalnızlığın Senfonisi'ni gösteriyor bize.Hevesle başlayıp,sıkılarak bitirdiğim bir kitap,yapılan araştırmaları sayfa altı açıklamalarla desteklemiş yazar
https://www.youtube.com/watch?v=2AANqNskGog
176 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Cemil Meriç'in Bu Ülke kitabındaki yığın-toplum farkı kesitinden etkilendiğim için aldığım kitaptır. 3 defa okuduğum, şimdiye kadar 5 kişiye hediye ettiğim, ortamlarda sizi entellektüel gösterecek, iç dünyanıza döndüğünüzde düşündürecek tatlımı tatlı sanat ve kitap aşığı Ruskin amcamızın nasihatlerinin iki kapak arasına sıkıştırılıp kütüphane rafına konmuş halidir. Peki ona kulak verecek miyiz, yoksa pek çokları gibi görmezden mi geleceğiz?
168 syf.
·Beğendi·9/10
Çok eğlenerek okudum. Bana Şinasi'nin 'Şair Evlenmesi' ni birazda Shakespeare anımsattı. Tiyatro olduğu için sanırım. Kitabın Konusu kısaca şöyle;

Hikayemiz ya da tiyatromuz Jack'in kır hayatından arada sırada kaçmak için Ernest isimli kurmaca bir kardeşi oluşturmasıyla başlar. Ve bu isimle sevdiği kadınla nişanlanır. Jack genç, güzel bir kızın vasisidir. Ve bunu dostu Algernon'dan saklamıştır. Bunu öğrenen Algernon, Jack'den gizli olarak bu kızı görmeye gider. Kendini Jack'in kardeşi Ernest olarak tanıtır. Bir süre sonra da bu kızla nişanlanır. Devamında dörtlünün aynı yerde karşılaşması ve olayların komik gerçekliği anlatılır.
168 syf.
·10/10
Okumuş olduğum en iyi oyunlardan biri olmakla birlikte üzerinde epey düşündüğüm oyunlardan birisidir. Yazıldığı dönemi ele alırsak özellikle üst sınıf halkın iki yüzlü oluşu, gereksiz sohbetlerini , saçmalıklarını eleştirdiği önemli oyunlardan birisidir.Üst sınıf toplumun acınası gerçekliğini kendileri gibi saçma karakter ve olaylar kullanarak sade bir dille bu oyunda yansıtmış. Son derece başarılı. Konuların çok saçma, karakterlerinde çok yapmacık olması okurken biraz sıksa da aslında düşününce ne kadar da ustaca yazılmış olduğunu çok iyi anlayacaksınız...
173 syf.
·8/10
Kitabı iki sene önce okumuştum. Elime alıp bir şeyler hatırlayamayınca tekrar okumaya başladım ve bir haftada bitirebildim.
Ruhun Tutkuları’nda, Descartes’in tüm çabası bence her bir duygunun kökeninin nedensel açıklamasını vermektir.
Açıklamaların bazılarına bakacak olursak “Klasik bir tanımlama” diyebilir, eserin 16. Yüzyıl’da kaleme alındığını unutabiliriz.
-Bir kitabın çevirisine yeltenmek için, Anadil gibi konuşmak ve yazmak gereklidir. Kitabın bazı kısımlarında anlatım bozukluğuna bağlı olarak çeviri hataları mevcut, ve de yanlış kullanılan noktalama işaretleri. Bu kadar basit çeviri hataları veya anlam bozukluklarını Kitap, Dergi, Gazete vs- hiç ele alınmamış olmasına bağlıyorum- öyle ki, iyi bir kitap okuyucusu, çevirisi çok yüksek dereceli olmasa bile kelimelerin nerde nasıl oturtulacağını iyi beller ve saptar.
Kitaplar, daha doğrusu çeviriler böylelerine emanet ediliyor maalesef. Sıkıntısını ise okuyan çekiyor.- buna ayrı bir parantez açmak istedim.

Bence Descartes gücünü Metafizikten alıyor. Şüphesiz ki tarihte en büyük düşünürlerden bir tanesi. İlgi alanları olarak; Matematik, Bilim, Felsefe, Epistemeloji olarak veriliyor Wikipedi’de.- ama ben bu eserini göz önüne aldığımda hiç de tıp biliminin ilgi alanlarından biri olmayışını kabul edemem. Ki- Fizyolojik kuramı- Duygu da denilebilir- en geniş kapsamıyla işliyor eserinde. Bu kadar alanla ilgili olup başarılı olmak bence çok yüksek bir IQ’nün tasdiki.
Sokrates, Platon, Aristo, Augistinas'tan sonra Descartes gelir-ki Modern Felsefe'nin kurucusu sayılır.
*Üniversitelerde hemen her felsefe bölümünde okutulan eser olarak “İlk Felsefe Üzerine Düşünceler” adlı kitabın olduğunu öğreniyoruz.
Bir sonraki okuyacağım eseri olarak “Duygular Ya da Ruh Halleri”ni eklemeyi düşünüyorum, eğer bunca kitabı bitirir başlayabilirsek…

Kitap hakkında daha geniş Çıkarımlarda bulunacak olursak;
*Eser, Ruh ve bedenin farklı işlevlerini tanımlayarak “Duygu Nedir” sorusuna yanıt vermeye çalışır
*Descartes’e göre ruhla beden arasındaki ilişki beynin merkezinde yer alan “epifiz bezi” aracılığıyla sağlanır.
*Bedenin uzuvlarının tüm hareketleri kandaki “Hayvansal Ruhların” hareketleridir. Diye tanımlar, ve bunun nedenini de cisme veya “fiziksel ruha” bağlar.
Aslında tek cümleye sığdırırsak Descartes bence şunu demek istiyor:
-Hayvani ruhlar ile onlara katılan düşüceleri birbirinden ayırmakla doğamızın eksikliklerini ancak düzeltebiliriz.

Kitapta ayrı bir bölüm dikkatimi çekti; birkaç defa okudum. (“Biz ve başkalarına bağlı olan arzular” Madde 146).
İslam’da “Kader” dediğimiz kavramı elin yabancısı nasıl bu kadar güzel açıklayabilir diye düşündüm; Araştırdığımda ise Descartes’in etkilendikleri Aristo ve Eflatun dışında * Gazali, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt gibi İslami Mutavassıf'ların ismini görünce meseleyi hemen kavradım, en çok dikkatimi çeken kısım burasıydı.
Her kitap üzerinde araştırma yapıyorum denilemez, inceleme ve küçük araştırmalarla birlikte zamanımdan bir 45 dakika daha ayırır mıyım? İstisna olmak üzere ayırırım.
Kitabın Çevirisini olumlu bulmadığımı söylemiştim, bu nedenle Kum Saati Yayınlarından şiddetle uzak durmanız tavsiye edilir! 1 puanı çeviriden kırdığımı söylemeliyim. Kitap, 212 Kısa maddelerden, deneme - inceleme usulü tarzında ele alınıyor. Sakin bir kafayla okumakta fayda var. İncelemeyi Descartes’in özdeyişi ile bitirelim;
“Düşünüyorum öyleyse varım…”

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 533 okur okudu.
  • 38 okur okuyor.
  • 805 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.