Yarın ölecek olsanız ne düşünürdünüz?Peki ya söylediğiniz tek bir sözden dolayı ömrünüz boyunca pişmanlık duysanız ve kendinizi affedemeseniz?
Kendinizi sürekli silik bir karakter olarak görseniz ve değersiz hissetseniz?
Ömrünüzü başkalarından değer görmek için bir parça ilgi görmek için çırpınarak heba etseniz?
Aç kalsanız hem de günlerce? Türlü işkencelere katlanırsınız hem psikolojik hem bedensel...
Duyduğunuz tek bir ses, burnunuza gelen bir koku veyahut gördüğünüz bir üniforma sizi geçmişin acılarına yolculuk ettirse?
Korkularınızla yüzleşir miydiniz yoksa onları yok saymaya mı çalışırdınız?
Hayatımızdaki insanların değerini ne zaman anlarız? Peki ya kardeşimizin bir parça ekmek yiyebilmesi için ateş altına atılır mıyız?
15000 kişinin sürüldüğü, eziyet gördüğü ve sizin de tüm ailenizle bu cehennemin içinde olduğunuz bir yer olsa ve buradan sadece 70 kişi sağ çıksa? Neden sevdiklerim değil de ben yaşadım, ben kurtuldum diye sürekli kendinize sorar mıydınız?
gözlerinizi kapatsanız ve olduğunuz yerden başka bir yerde, olmak istediğiniz yerde ve özgür hayal etseniz kendinizi...
Sürekli kendinize "Bugün hayatta kalırsam, yarın özgür olacağım" diye telkinde bulunsanız...
Sizin hayatınız Josef Mengele gibi komutanların iki dudağının, bir işaretinin ucunda olsaydı?
Yine de kimse bizden zihnimize koyduklarımızı alamaz...
Klara, Magda, Dicuka(Edie), Eric, Béla, Mengele...
İç hesaplaşmalar ile dolu olan ve piskolojimizin derinlerine inmemizi sağlayan bu kitabı en çok da kendimi sorgulayarak okuyorum. Kitabı okurken kendimi Eger'in karşısında terapide gibi hissediyorum... Sanki her sözcüğünde hayatıma sihirli değneğini dokundurduğunu hissediyorum. Kimi zaman kendime çok kızıyorum, kimi zaman öfke hissediyorum ama sonunda Kendimi affetmeyi öğreniyorum. Bağışlamayı