Sevmek ya da Terk Etmek (Bir Colette Romanı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
750
Gösterim
Adı:
Sevmek ya da Terk Etmek
Alt başlık:
Bir Colette Romanı
Baskı tarihi:
Temmuz 2014
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051417561
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
1952 yılında bir sabah, başını Colette’in omzuna yaslayarak, basit bir fotoğrafı, zekânın, güzelliğin ve “kırılgan gücün” alaşımına dönüştüren Audrey Hepburn’e…

Fransız edebiyatının aykırı sesi, feminizmin öncüsü, skandallar kraliçesi Colette’i (1873-1954) psikanaliz seansında izlemek ister miydiniz?

Delphine de Malherbe, büyük bir hayranlık duyduğu Colette’in yaşamını, yazarın ağzından yeniden kurgulayarak, okuru bu sıradışı zihnin hesaplaşmalarıyla baş başa bırakıyor. Kadın-erkek ilişkisinin çözülemeyen doğası, farklı cinselliklerin en karanlık katmanları, bedenin sırları Colette’in büyüleyici yaşamından kilit anlarla birleşiyor.

Kendisini devrimci ya da feminist değil, “erotik bir militan” olarak tanımlayan Colette’in olağanüstü yaşamında yer etmiş hemen herkes var bu onur yürüyüşünde: bencil sevgililer, eski kocalar, entelektüeller, “kibar fahişeler”, müzikhol dünyasının tuhaf yıldızları, burjuvalar, bohemler, eşcinseller, terzi kızlar, kendisi için “Fransa’nın en önemli kadın yazarı” diyen Marcel Proust, Jean Cocteau, Picasso, Freud hatta Jacques Lacan!

Romanın merkezinde ise, Colette’in, 17 yaşındaki üvey oğlu Bertrand de Jouvenel’le yaşadığı yasak aşk yer alıyor.
115 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bazı kitaplar vardır; beklenmedik kapı çalışlarla gelir onlar ve sizi kolayca ele geçirirler. Kitabı elime aldığımda edindiğim izlenim ne derece aklı havada, mavi-pembe ise, okudukça o kadar kahvelendi, kızardı içim, basitçe okuyup geçemedim, istemsiz ağlamalarla duraklayarak başka bi’ benle bitirdim kitabı.

Colette benim daha önce Cicim, Avare Kadın ve Dişi Kedi isimli kitaplarıyla tanıdığım Fransız bi’ yazar. Yazarlık onun hayatının sadece bi’ uzantısı. Kendisi aynı zamanda bi’mim sanatçısı ve eleştirmen.

Nereden başlayacağını bilememenin o ağır yükü, bocalaması var üstümde. Oysa okurken ne kadar çok karaladım kitabı, o ayrıntılar beni deşti. Ama hepsiyle nasıl bi’ bütün oluşturup da bu kadını anlatabilirim ki? Sonu şimdiden eksik kalacak bi’ inceleme bu, bilinmeli. Nice nice okuyorum diyorum kendime.. bunca acizlik, yazınsal başıboşluk yine de hep benimle, benim bi’ parçam olarak kalacak. Kabulleniyorum bunu, ama bi’ kaç söz etmeden duramayacağımın da farkındayım. O yüzden deneysel bi’ saçmalayış olacak bu yazım. Çünkü tüm ayrıntılar kişisel orantısızlıklarımı barındırıyor, ve Colette bence en iyi eserleri okunarak anlaşılabilecek biri.

‘’Sevmek ya da Terk Etmek’’ Delphine de Malherbe isimli bi’ yazarın Colette’in kendi hayatını sanki bi’ doktorla psikanaliz yapıyormuşçasına Colette’in kendi ağzıyla anlattırdığı biyografik ögelerle dolu bi’ kitap. ‘’Bir Colette Romanı’’ olarak geçen bu kitabın içindeki gerçekler yığını Colette’in kendi eserleriyle oluşturulmuş. Yazar kitabın sonunda sonsöz olarak bu kitabı yazmaya başlamasındaki temel etkenin ‘’Avare Kadın’’ isimli kitap olduğunu belirtmiş ve elbette diğer kitaplar…

Colette bi’ aşık, feminist, dansçı ve yazar. Kişinin hayatta yaşadığı deneyimlerin onu nasıl yonttuğunu, onun fikirlerini, kişiliğini, kalemini hatta dansını nasıl etkilediğini ve Colette’in yazar halini nasıl oluşturduğunu okuyoruz kitapta. Bu demek değil ki, yazar Colette, en yüksek noktasındaydı. Hayır. Colette yaşadıkça yükseliyordu aslında çünkü, yaşama dair düşünerek, kendini bilerek ve çevresini anlayarak hareket ediyordu. Bu onu yaşadıkça yükseltti.

Colette deneyimlerle devinen bi’ kadın. Yaşadıkları belki sıradan gelebilir kulağa, bi’ aldatılma örneğin; üzücü ama sıradan. Önemli olan bu değil, önemli olan kişinin bu durumda nasıl değişeceği, kişinin aldığı karar. Yaşadığı aldatılma, güvendiği biricik sevgilisinin aslında nasıl biri olduğunu göstermiş Colette’e: sadakatsizlik. Colette kendini kenara çekip, acısıyla yakınmaktansa uzaklaşıp kendini bulmuş tekrar ve ayakları üzerinde durabilmek için çalışmış. Sıradan bunlar. Asıl önemli olan bu sıradanlıkların onda yarattığı değişim, ona kattığı değerler. Colette mim sanatçılığına başlamış ve dans etmeyi öğrenmiş, dansını çıplaklığıyla sergileyip insanların tüm o tabusal bakışlarına rağmen farklılığıyla kendi tarzını yaratmış ve bu da dönemine damga vurmasını sağlamış. Yazarlığıyla tanınan Colette 1910'ların ortasında tiyatral erotik danslarıyla adını duyurmuş bu kez de.

Yazdıkça aklıma kitaptan pasajlar geliyor; renkler ve geçişken tonlar halinde. Yıkılmanın yarattığı hüzün hep çamurlu bi’ izlenim ama ayağa kalkmak için tutunmak bi’ şeylere; yazıya,dansa ve en çok kendine-duygularına. Bu çok enerjik bi’ şey diye düşünüyorum. Yıkılışın hızlılığına karşın, ayağa kalkmanın, kafanı dik tutup yaşamaya, çalışmaya, kendin olmaya giden adımın yavaşlığı ve ton ton zorluğu geliyor aklıma. Kitapta Colette’in bu zorluğu nasıl aştığını, bunu aşarken kendini nasıl bulduğunu okuyoruz. Psikanaliz, Colette'in eylemlerinin yanısıra bize onun zihnini, geçmişini, şimdisini ve geleceğine dair fikirlerini sunuyor.

Kitabı okurken karakter olarak geçen Colette’in, gerçek Colette’le uyumu kesinlikle tamdı benim için. Bunu söyleyebiliyorum çünkü Colette’in bi’ kaç kitabını okudum ve diyebilirim ki Colette’in pek çok kitabı otobiyografik öğeler taşıyor. Kendi yasak aşkı, bu aşkın onda yaşattığı değişimi anlatan kitabı örneğin ‘’Cicim’’. Cicim’i okuyor olduğum zamanki hissi hatırlıyorum, ona kapılıyorum sonra; o yüzden mi o kitap beni bu kadar etkilemişti diyorum, o yüzden mi ellisine dayanmış bi’ kadınla neredeyse yirmilerinde olan bi’ gencin arasındaki imkansız bi’ aşk öylesine yıkmıştı beni. Evet, çünkü gerçekmiş bunlar. Evet çünkü öylesi bi’ anlatım ve etkileyicilik ancak yaşanarak o kadar içten ifade edilebilirmiş. Colette’in kendi hayatındaki öğeleri kurgusal, yazınsal güzellikle, duyuları ele geçirerek okura ifadenin en güzel haliyle sunan bi’anlatım tarzı var. Yazarın kendi kitaplarında bunu gördüğüm kadar, bu kurgusal biyografik kitapta da o cesur, uç, avare kadın sesine rastladım ben.

Her ne kadar kurgu vurgusunu yapsam da.. diyebilirim ki ben Colette’i kendi ağzından dinlemiş kadar mutluyum. O samimiyet donattı beni.
Bazı kitaplar bazı kişiler tarafından okunmalıdır. Buna inanıyorum. Çok saçma geliyor olabilir kulağa. Kitaplar kişilere sadece okurlarının niteliğinde katışırlar, evet.. Ama bazı tamamlanmışlıklar için o ‘’bazı’’ kitapları okumak gerekir. Ve o tamamlanış gerçekleşirse bu kişide çok önemli bi’ yer edinebilir. Bu kitap öyle bi’ tamamlanış yaşattı bana, bunu içtenlikle yazıyorum.

Yazdığım bu cümleler, inceleme kaygısından çok belirsiz, ifadesiz bi’ dünyanın parçaları. Cümlelerim esere ait gerçekler taşırken bi’ yandan kendi hislerimin hedefindeler. Ben bu durumda engelsizce sadece bi’ aktarıcıyım, yazımdaki başıboşluğun sebebi böylece bilinir umarım.

Colette’i anlatan bu kitap hakkında okurken oturup ağladığım, sindiremeyip mesafe koymayı denediğim ama tekrar elime aldığım o kadar parçalı anlar yaşadım ki... Ve yine geçiyorum nice vurgulanması gereken anı, çünkü kendi ifade gücümün çok ötesinde, kelimelerle anlatabileceğim şeyler değil. Colette, bu farklı, güçlü mü güçlü kadın en iyi kendi kalemi okunarak anlaşılabilir. Bu noktada Colette’i tanımak isteyen herkese öncelikli olarak kendi kitapları olan Cicim ve Avare Kadın’ı, öneririm.

İki alıntıyla kitapta Colette’in ilerlemek noktasındaki duygusunu ve itkisel gücünü aktarmak istiyorum:

‘’Kimse başka seçimim olmadığı için her şeyi kabullendiğimi anlamadı. Yoruldum. Kadınların çoğu aile kurmak, hırsları veya yaşamlarını sürdürebilmek adına işin iyi yürümesi için çaba gösterirler. Günlerden bir gün aldatıldıklarını keşfettiklerinde, en azından ellerinde kalan budur: aileleri, işleri. Önce göğüsleriyle, sonra fikirleriyle besleyerek yetiştirdikleri çocuk. Alın terleriyle kazandıkları mevkiler. Willy’nin alışkanlık haline getirdiği sadakatsizliğini keşfettiğimde, ondan yirmi yaş genç olmak dışında hiçbir şeye sahip olmadığım için, elimde sadece kendim kalmıştı. Kitaplarım bile ona aitti. Ölmemek, ayakta kalabilmek, varlığımı sürdürebilmek için sadece kendimi düşünmeliydim artık.’’ syf.41

‘’Aynada yıkılmış bir halim vardı ama korkunç bir ışık yayıyordum. Öyle bir ışık ki kendimi tanıyamıyordum. Kendime bakmaya devam ettim. Ve birden asla hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin kurbanı olmayacağıma dair yemin ettim kendi kendime. İlk olarak: boşanacağımın sözünü verdim kendime. Bana acı çektirmek için bunu kabul etmeyi geciktirecektir. Bu durumda olayları temelden ele almalıydım: Çekip gitmek. Ekmeğimi kazanmak. Kitaplarımı kendi adımla yayımlatmak.’’ syf.57

Yaşadıklarının yarattığı hüzünsel girdapta boğulmaktansa çırpınıp yüzmeyi, karaya çıkmayı başaran güçlü, direngen bi’ kadın Colette. Üstelik yıkımından doğan, yıkımla kendini keşfeden bi’ maceracı. Bu maceracı ruhun aşk, sevgi, aldatılma ve kendini bulma serüvenini okumak isteyen herkese kitabı öneririm.
Dram yaşamamış olsa bile, kim bir gün sıfırdan başlamayı hayal etmemiştir ki? Herkes acı çekiyor. Herkes gitmek istiyor. Ama neredeyse herkes kalıyor.
Bir kadın için bir erkek hem zararlı hem de gereklidir. Sıklıkla gereksizdir. Sevmenin bin şekli var ve sen sadece bir tanesini biliyorsun. Git sev. Yola çık sevmek için.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sevmek ya da Terk Etmek
Alt başlık:
Bir Colette Romanı
Baskı tarihi:
Temmuz 2014
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051417561
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
1952 yılında bir sabah, başını Colette’in omzuna yaslayarak, basit bir fotoğrafı, zekânın, güzelliğin ve “kırılgan gücün” alaşımına dönüştüren Audrey Hepburn’e…

Fransız edebiyatının aykırı sesi, feminizmin öncüsü, skandallar kraliçesi Colette’i (1873-1954) psikanaliz seansında izlemek ister miydiniz?

Delphine de Malherbe, büyük bir hayranlık duyduğu Colette’in yaşamını, yazarın ağzından yeniden kurgulayarak, okuru bu sıradışı zihnin hesaplaşmalarıyla baş başa bırakıyor. Kadın-erkek ilişkisinin çözülemeyen doğası, farklı cinselliklerin en karanlık katmanları, bedenin sırları Colette’in büyüleyici yaşamından kilit anlarla birleşiyor.

Kendisini devrimci ya da feminist değil, “erotik bir militan” olarak tanımlayan Colette’in olağanüstü yaşamında yer etmiş hemen herkes var bu onur yürüyüşünde: bencil sevgililer, eski kocalar, entelektüeller, “kibar fahişeler”, müzikhol dünyasının tuhaf yıldızları, burjuvalar, bohemler, eşcinseller, terzi kızlar, kendisi için “Fransa’nın en önemli kadın yazarı” diyen Marcel Proust, Jean Cocteau, Picasso, Freud hatta Jacques Lacan!

Romanın merkezinde ise, Colette’in, 17 yaşındaki üvey oğlu Bertrand de Jouvenel’le yaşadığı yasak aşk yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Murat ali şahin
  • meltem şen
  • Deren Gülsever
  • Kayra Rosa
  • Cenk Kaya
  • damla durmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0