İnsan aynı anda kendinden, insanlardan, Tanrı'dan ve dünyadan kaçamıyor. Ne kadar saklanırsa saklansın, hep oyunda kalıyor.
Bazen bir tutkunun peşinden gitmek, insana çok ağır şeyler yaşatabilir. İşte böyle tutkunun peşinden giden bir mühendisin hayatının değişmesi romanı Sığınak. Mühendis olan roman karakteri, aşık olduğu kadının peşinden Prag'ı terkedip, Paris'e gelir. İşler umduğu gibi gitmez. İkinci Dünya Savaşı devam ederken, Almanya Fransa'yı işgal eder. Prag'a da geri dönemez. Prag'da Alman işgali altındadır. Üstüne üstlük mühendisin uçaksavar planlarını Fransa'ya sattığını düşünen Naziler, mühendis hakkında yakalama kararı çıkarır. Bu sıkışmışlık içindeki mühendis Paris'te, eski arkadaşı Doktor Aubin ile karşılaşır. Mühendis, Doktor Aubin'in evininin bodrum katında saklanır. Güneş ışığının girmediği ufacık bir delikten yaşam belirtisinin görüldüğü bu bodrum katı mühendisin sığınağı olur. Roman karakteri bu sığınakta karısına mektup yazmaya baslar, bu mektuplarda pişmanlığın ve itirafların izleri görülür Mühendisin hem kendisi, hem de eşi Hana ile olan yüzleşmesidir bu. Geçmiş zamanlar, anılar roman karakterinin zihninden bir film şeridi gibi geçer. Sığınak karanlıktır ama yazmak bu sığınağı içsel olarak aydınlatır. Zaman geçtikçe, zihin muğlak bir hale gelir. Mekan -zaman kavramları sisli bir hal alır ve belirsizleşir. Artık zihni mühendise oyun oynamaya başlar. Hayalinde duyduğu eşinin sesinin kutsal bir sese dönüşmesi de bu oyunlardan biridir. Ebediyetin sesi onu ele geçirmiştir. Okumak isteyenlere iyi okumalar.