Mavi Kuş, günlerden bir gün bir kafesten alınmış ve başka bir kafese koyulmuş. Mavi Kuş önce düşünmüş “Beni kafesten aldılar, beni özgür bırakacaklar!” diye düşünmüş. Mavi Kuş özgürlük istemiş. Kendisini büyük aile kafesinden alıp sıkıca tutan adamın koca parmakları arasından kaçabileceğini va da belki de o koca parmaklar tarafından serbest bırakılacağını sanmış. Görüş alanına kırmızı bir kafes girdiğinde ise korkuyla kaçmaya çalışmış. Kafesinden çıkarılmış, başka bir kafese kolluyormuş. Mavi Kuş’un özgürlüğü bu kadarmış. Mavi Kuş’un özgürlüğü, bir kafesten alınıp başka bir kafese kapatılıncaya kadarmış...
Mavi Kuş aylarca beklemiş, aylarca özgür olacağı gün için beklemiş. Özgürlük öyle çekiciymiş ki yaratıcısına yalvarmış. “Beni özgür bırak, istersen öldür, ama önce özgür bırak,” demiş. Çünkü özgürlük önemliymiş. Hareket edebilen bir canlının hiçbir yere gidememesi, işte bu fazlasıyla üzücüymüş. Mavi Kuş hareket edebiliyormuş ama hiçbir yere gidemiyormuş. Çünkü o. gökyüzünün kuşu değilmiş. O artık kırmızı kafesin mavi kuşuv muş. Kafesinin rengine bile mutlu olamamış Mavi Kuş. “Ben maviyim'' demiş. Bari beni mavi kafese kapatsaydsnız,.. ç'srh, bizi özgürlüğümüzden alıkoyan hep bizden birparç^ltr
Sonra bir gün vakit gelmiş. Sevimli bir kız çocuğu onun kırmızı kafesinin kapağını açmış, onu salıvermiş. Mavi Kuş kafesin kapağına kanadını çarpmış çıkarken, ama umursamamış. Çünkü bir kez olsun özgür olmak istemiş. Çıkmış kafesten. Uçmuş, uçmuş... Sonra düşmüş. Rüzgârın salladığı denizin korkunç sularına düşmüş. Ama korkmamış hiç. Çünkü özgürmüş, birkaç saniyeliğine de olsa, ölene kadar özgür yaşamış Mavi Kuş...
Bu hikâyedeki Mavi Kuş benim, sevgilim.
Hareket edebiliyorum, ama hiçbir yere gidemiyorum.
Sen de benim kafesimsin.
Senden giderken sana çarpıp yaralanacağım