Adı:
Sır
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052372050
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
5 Şubat Yayınları
Süleyman, rüzgara hükmetmesini, hayvan ve cinlerin kralı olmayı öğrendi ama peki ya Nuh gemiyi nasıl yaptı ?
Musa firavunun karşısında o gösteriyi yaparken sence sihir kullanmadı mı? Hatta senin paygamberin... Amaları iyileştirdiği gösterileri, kitabın gücünü keşfetmeden mi yaptı?


Editör notu : SIR ; şimdiye kadar yabancı yayınlarda okumaya alışık olduğumuz türden bir kitap. Konuya hakimiyet, anlatım ve kurgu anlamında belki de Türkiye’de bir ilk. Onu anlamlı ve özel kılan ; konusu ve aktarımındaki mükemmel kurgusu...

Çok keyifli bir macera siz okurları bekliyor...

-Başak Günay Uluaydın-

(Tanıtım Bülteninden)
Ben okuyucu Nephren...
Sırra talip çıktım yola....
Ya linçtir sonu...
Ya İsa gibi kendi çarmıhımı kendi sırtıma yükleyip ölümümü kendi sırtımda taşımak...
Neden?
Çünkü bıçak sırtı konu...
Çünkü anlaşılamamak var...
Çünkü yanlış anlaşılmak var..

PİSAGOR
Yaptığı yenilik ve buluşları hazmedemeyen siyasi çevreler ve din yobazlarının galeyana getirdiği halk tarafından ateşe verilmiştir. Bilim alanına yaptığı katkıları saymakla bitiremeyeceğimiz Pisagor ve öğrencileri ne yazık ki alevler arasında yanarak ölmüştür.

NESİMİ
Düşünceleri ve şiirleri şeriat ilkelerine aykırı görüldüğünden, Memlük sultanının buyruğu üzerine, 1404’te Halep’te derisi yüzülerek öldürüldü.

HALLAC-I MANSUR
“Katletmek üzere onu alıp götürdüler, çevresinde yüz bin kişi toplandı. Gözünü hepsinin üzerinde dolaştırarak, 'hak! hak! ene'l-hak' diyordu. O gün katlettiler, ertesi gün ateşe atıp yaktılar, üçüncü günse külünü rüzgara verdiler...

Mevlana’nın dediği gibi, Mansur bu yolun tozlarını kirpikleri ile süpürmüştür.

GİORDANO BRUNO
Rönesans felsefesini biçimlendiren önemli kişilerden biri olan İtalyan filozof ve gökbilimci Bruno,düşüncelerinden vazgeçmektense ölmeyi tercih etmiş, 8 yıl süren hapis hayatının ardından diri diri yakılarak idam edilmiştir.

VE İSKENDERİYELİ HYPATİA
Hypatia doğayı mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalışarak dönemine ışık tutmaya çalışmıştır.
O zamanın psikoposu Cyril, Hypatia’nın ölüm emrini vermiştir. Hypatia, kalabalık bir grup tarafından sokaklarda sürünmüş, taşlanarak acımasızca öldürülmüş üzerine cansız bedeni ateşe verilmiştir. Ne yazık bu olaydan sonra Platoncu okul da yok olmuştur.
Ne demişti Hypatia:
“Doğduğum ve öleceğim şehir : İskenderiye...
Bana bir mezar bahşeder mi? Bilmiyorum...”
Ben tanık oldum ki mezar bahşetmedi, külleri havaya savruldu :(


Sen yazar Alpay... Madem bunları yazmaya senin cesaretin vardı.... Benim de okumaya ve yorumlamaya cesaretim var...

Entelektüel dönüşüme hazır olarak ve bir metamorfozu göze alarak Evremus’un gözleriyle Corpus’un ve Hypatia’nın kaderine tanıklık etmeye geldim...

Kimi Tanrı’yı camide, kimi kilisede, kimi tapınakta, kimi havrada arar. Kimsenin bölüşemediği Tanrı (Allah, Rab, İlah) Müslümanların mıdır? Hristiyanların mı? Paganların mı? Cevap ne kolay aslında...
Şeytan kimi baştan çıkarmaya çalışır? Rahipleri mi? Kadınları mı? Erkekleri mi? Bunun cevabı da belli...


“Sır” Lucifer’in Tanrı’nın krallığından getirdiği kitabı arayışının öyküsüdür...
Corpus, ruhunu şeytana ipotek veren bir rahibin hayatını kurtarmak için ; bu büyülerle ve ruh çağırma yollarıyla dolu kitabı sahibine geri vermek üzere yollara düşer yaşlı bedeniyle...
İblis rahibin bedenine girdiğinde , mantralarla, tuzla ve bıçakla geri çıkarılır gasp ettiği bedenden...(Bu mevzuya fazla girmemek hepimizin hayrına olduğundan burda susmak elzem oldu :) ..)

“İşte şimdi içimdeki o şeytan dışarı çıkmaya çalışıyordu.Hissediyordum onu. Ruhumu,kalbimi, beynimi yumrukluyor, küfürler, tekmeler savuruyordu.”
Çatışma budur : insan ve iblis arasında süregelen amansız mücadele...

HYPATİA
Bilge ve yaşlı kadın...Oradaydık hepimiz o linç edilirken... Kadere iman eden kederli insanlardık...
“Her şeyi yırtıp atabilirsin; ama bir gün bir kitap içinde saklanan mektup ya da fotoğraf sana tek el ateş eder...
Anılar ölümsüzdür...
Sen değil...”
İşte Hypatia’nın Hadrianus’a yazdığı ve yıllar sonra ortaya çıkan mektup...

“Biriciğim,
Seni sevmek benim içimde , toprağı, suyu, güneşi, hayatı ve fikri sevmekle birbirine karıştı.
Sen ciğerlerimdeki nefes, gözlerimdeki ışık, kalbimdeki çarpıntı ve beynimdeki düşünce gibisin.Neyi düşünürsem seni düşünüyorum.”
“Kalbimiz bir çukurdur sevmeden önce... Düşeriz doldururuz...”
Bu dünyada sezgisi en kuvvetli olanlar kadınlardır...
Kadın, doğru erkeği içgüdüsel olarak bilir ve bekler....
Tıpkı yıllarca biricik aşkını bekleyen Hypatia gibi...
Külleri göğe savrulana dek aşk ateşiyle yanmıştır zaten ruhu ve kalbi... :(

EVREMUS

Yeni bir hayata başlamadan hesaplaşmalı herkesle ve her şeyle; yoksa değişmenin var olan yaşantından gitmenin ne anlamı kalır ki?
Şems’in 14. kuralını anımsattı bu söz bana, okuyanlar bilirler :
“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nerden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Evremus’un gözlerinden ve dilinden dinlediğimiz bu öykü gençlik ateşini ve heyecanını da körüklemekte...

CORPUS

Kitabın bilge rahibi...
Ona göre insan dünyada yaşamaz, dünya insanın içinde yaşar ve insan ölümle yüzleştiğinde bir hayalin kahramanı olduğunun ayırdına varır.
“Ne kadar çabalasan da ne kadar istesen de olmaz... Çünküsü nedeni yok, olmaz işte! Sezar’ın o meşhur deyimiyle :Alea iacta est (Zarlar atıldı.)
Tebrizli Şems de “Olduğu kadar, olmadığı kader...” diyerek teslimiyete boyun eğer...

ALPAY ASAR

Narsist yazar...
Sen de kolay anlaşılmayacaksın bu çağda belki...
Gerçeği kırıp oradan kendi dünyasına yol açan bu kitap verdiğin dipnotlarla, tarih ve mitoloji argümanlarıyla evet tarafınca mühürlenmiş, imzalanmış... (Bir dilekçe gibi :) ... Kayda alındı, işleme girdi bilesin... :)
Önsözde “ Müzik aşkları ve duyguları kaşımak amacı gütmez mi ?” dedin . Tuco , Estas Tonne The Song Of The Golden Dragon’la kaşımaya başladı hemen ,hakikaten ne büyüleyici... ( Dinleyin kesin :)...)
Tüm dinlerin özünden bir şeyler var kalbinde...
Ama Mevleviliğe olan ilgini biliyorum o yüzden ben seni şimdi yerden yere vursam , kalbine kılıcımı saplasam “Neden yalın gelmedin, kılıcını kuşandın da geldin?” demezsin ... “Ne olursan ol yine gel...” dersin... :)

NERMİN
Olmaaaazzzz, bensiz olmaz...
Aşk....
İki türlüdür...
Birincisi insanın insana duyduğu aşk...
Hani masallarda prensler prensese kavuşmak için ejderhalarla savaşırlar, ateş denizini mumdan gemilerle geçmeye çalışırlar, devlere kılıç saplar kızın aşkına layık olduğunu ispatlarlar...
Her genç kız böyle bir aşk ister diyecekken, narsistliğinden sıyrılıp müptezil olma yoluna gitmiş demişsin ki :” Kelimelerle hükmeden bir erkeği seversen elinde kırık dökük cümlelerden başka bir şey kalmaz.” Kelimelerin hükümdarı Alpay Asar

:)))
Aşkın ikincisi:
İnsanın Tanrı’ya duyduğu aşktır...
Tanrı der ki : “ Yere, göğe sığmadım da bana inanan kulumun gönlüne sığdım.” Şimdi yumruğunuzu sıkın, ve bakın... Her insanın kendi yumruğu kadar kalbi vardır. Ve tasavvufta Tanrının evi kalptir o yüzden kalp çok değerlidir ...
Narsist yazar :)) Sır’da ikisini de yaşattın bana...
Eğer yazdıkların , ateşle yan yana gelecekse , o ateş sadece yolunu aydınlatmak için yansın...
Ateşin sönmesin... :)
“Mikail’in koruyucusu olduğuna inandığımız bu kutsal mabet işgal altındaydı. Tanrı kaybetmişti!”
Alpay Asar
Sayfa 45
“İblisin Tanrıya öylesine büyük bir aşkla bağlı olduğunu gördüğünü söyler ki onu bir başka yaratılmış önünde diz çökmesini engelleyen de bu büyük aşkıdır. Aşkı için lanetlenip cennetten kovulmayı göze alabilecek kadar büyük bir aşk!”
Alpay Asar
Sayfa 105
“Ne kadar çabalasan da ne kadar istesen de olmaz. Çünküsü, nedeni yok; olmaz işte! Sezar’ın o meşhur deyimiyle: Alea iacta (Zarlar atıldı.)”
Alpay Asar
Sayfa 36 - undefined
“İşte şimdi içimdeki o şeytan dışarı çıkmaya çalışıyordu.Hissediyordum onu. Ruhumu,kalbimi, beynimi yumrukluyor, küfürler, tekmeler savuruyordu.”
Alpay Asar
Sayfa 27
“Toprağa dönünceye kadar alnının teri ile ekmek yiyeceksin çünkü ondan alındın çünkü topraksın ve toprağa döneceksin.”
Alpay Asar
Sayfa 31

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sır
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052372050
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
5 Şubat Yayınları
Süleyman, rüzgara hükmetmesini, hayvan ve cinlerin kralı olmayı öğrendi ama peki ya Nuh gemiyi nasıl yaptı ?
Musa firavunun karşısında o gösteriyi yaparken sence sihir kullanmadı mı? Hatta senin paygamberin... Amaları iyileştirdiği gösterileri, kitabın gücünü keşfetmeden mi yaptı?


Editör notu : SIR ; şimdiye kadar yabancı yayınlarda okumaya alışık olduğumuz türden bir kitap. Konuya hakimiyet, anlatım ve kurgu anlamında belki de Türkiye’de bir ilk. Onu anlamlı ve özel kılan ; konusu ve aktarımındaki mükemmel kurgusu...

Çok keyifli bir macera siz okurları bekliyor...

-Başak Günay Uluaydın-

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Büşra Kaya
  • Hilal başkeser
  • Nephren Ka
  • genhuzur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0