Kitapta, Melanie'nin yorucu aile hayatından kaçıp, yakışıklı bir yazarla kaçamak yapmasıyla olaylar başlıyor. Bu kaçamak, tahmin edebileceğiniz gibi tek gecelik bir macera olarak başlasa da Mel'i rahat dürtüyor ve kendini yazara kaptırmış olarak buluyor. Ve sürpriz anında kendini cinayet şüphelisi ve şantaj kurbanına dönüştürüyor. Tebrikler Mel!
Gül gibi ailesi varken macera araması beni delirtti. Bir de her haltı yiyip yiyip "Canım kocam" diye içlenip ben aileme naptım diye kendi kendine dertlenmesi timsah gözyaşları dökmesi, sonra aynı hatalara 100 mt maratonun da gibi yeniden koşması... Dürüst olalım, bu kadının akıl oyunları ve timsah gözyaşları performansını izlemek yorucuydu. Hayatını kendi elleriyle mahvederken, dram quine dönüşmesi de cabası. Kitabin en masum ve aynı zamanda en şaşırtıcı karakteri ise eşi Collin. Kadının yediği naneleri bildiği halde susması ve onu kaybetmekten korkması... Durum o kadar absürt ki, insan "Herhalde kadın diğer adamla gitse, Collin 'Mel geri dön!' diye Müge Anlı'ya çıkacaktı!" diye düşünmeden edemiyor.
Karakterin mantık dışı davranışları, ve ha bire bir şeyler olmasını beklemek. Kocası sadece aldattığını öğrenmesin derken kendini daha saçma durumların içinde bulması sıkıcı bir döngüye döndü. Açıkçası, final de beni tatmin etmedi.
Kendi huzurunu elleri ile yok eden ve kitabi da hiç eden bir karakter okumak istemiyorsanız, Melanie Hale'in hayatından uzak durmanızı tavsiye ederim. Zira saçmalıkları ve kitabın vasatlığı beni yordu.