Adı:
Tasavvuf
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753556507
Çeviri:
Veysel Sezigen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayınları
Öğretiye dayalı ifadeler tüm teferruatıyla hakikati vermez. Kullanılan ifadeler deruni hakikatin, sadece sınır taşları görevini icra ederler. İfadelerin fonksiyonları, ifade edilemeyenin kelimelerle olabileceği kadardır. İşte modern eleştirmenlerin, kadim doktrinleri dogmatik ve yetersiz olarak niteleyip karalarken bir türlü anlayamadıkları şey budur. Gerçekte, kelimelere dökülen bir ifade ancak "kinayi bir anlatım" (işarat) olabilir ve imaları sınırsızdır; hatta bu imalar mutlak hakikatin temel özüne kadar sınırsızdır. Zira mesele gerçeğin keşfedilmesi değil, hatırlanmasıdır. İslâm dini üç yapısal unsura ayrılır; inanılması gereken her şeyi kapsayan İman, yapılması gereken her şeyi kapsayan İslâm, inanç ve amele kusursuz vasıflar bağışlayan tabir-i diğerle bunları yoğunlaştıran ve derinleştiren etkin hassa İhsan. İhsan; akıl ve iradenin sıddıkiyetidir. (Arka Kapak)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Bu kusursuz yoğunlaşma "göğüsün açılıp genişlemesine
(inşirah) tekabül eder ve bu nedenle dervişlerin dansı
bazen Zikr'üs-Sadr (göğüsten yapılan zikir) olarak adlandırılmıştır.
Bu dansın aynı cinsel yaşam gibi hem hayati, hem varoluşsal,
hem de ayinsel kendine özgü bir büyüsü bulunuyor.
Bilkuvve tarzda sembolik olarak Sonluyu Sonsuza ya da
"Ben"i "Kendi"ye dönüştürür.
Bir din olârâk îslâm, hem öz, hem de sentezdir. Yani her
dinin özünü teşkil eden her şeyi sunan bir dindir ve bu kesinlikle
temelsiz bir önerme değildir. Zira îslâm öncelikle hem
yegâne, hem de tam bir Bütün olan tek bir Mutlak'm varlığını
tasdik eder ki bu tasdik basit bir tasvibe indirgenemez
kuvvettedir. îkind olarak -Hindulann Dharma olarak adlandırdığı
- evrensel kanunu tasdik eder ki bu, mümkün (contingent)
varlıkların Mutlak'a itaatidir ve bu mefhum Islâmda
"Feragat", 'Teslimiyet" ya da "Tevekkül" terimleri ile ifade
edilmiştir. Üçüncü olarak Kurtuluşun özünün başka bir şeyde
değil sadece Mutlak'm tanınmasında -ya da farkındalığında-
yattığım ve dördüncü olarak îslâm Mutlak ile mümkün
(contingent) ya da Tanrı ile dünya arasındaki bağlantıyı öğretir;
Tann insanlara Mutlak ile Mutlak olana itaate dair iki asli
hakikati hatırlatmak için belirli aralıklarla elçiler gönderir.
Mutlak olan Allah, Mutlak olana itaat ise îslâmdır.
Kuran putperestliği reddettiğinde putlar, kelime
anlamına ilave olarak boş yere aşırı bağlandığımız şeyleri
ya da bu bağlılıkları kastediyor olabilir. Ancak daha derin
olarak bunlar aynı zamanda biçimler; dinin yapısal unsurları
hatta dinin kendisine dahil biçimler olabilir.
Her halükarda, mutasavvıfların bazen -"îlhami" boyuttan
ziyade- felsefi boyutta yazılar kaleme aldıklarım yadsımak
mümkün görünmüyor. Zaten filozof, özellikle rasyonalist olmaktan
öte gerçekten sadece fenomenlerin sebepleri ve anlamlan
ya da şeylerin kombinasyonları üzerinde tefekkür
eden kişidir. Bununla birlikte -Mutlak ilim değil- akıl ihsan
edilmiş bir varlık için bu tamamen normal bir vakadır. Diğer
bir anlamda ise, mutasavvıflar "teolojik" olarak muhakeme
ederler; insanbiçimci, ahlakçı ve hissi tektanncılığı metafizik
ve irfan ile bir araya getirip kanştırana kadar çabalarlar. Elbette
bu aynı zamanda kendi ezoterizmlerinin zarannadır.
Ancak bu hususiyet, spekülatif rasyonalitenin bakış açısından
hiçbir rol oynamaz. Bu bakımdan felsefe ile teoloji arasında
kesin bir sınır yoktur.
Böyle bir kimse
şayet Cüneyd'in "suyun rengi kabının rengidir" nüktesini
anlayabilseydi her itikad sahibinin inandığı ilahı tasdik eder ve
netice olarak Allah'ı her biçimde ve her türlü inanışa göre bilmiş
olurdu. Lâkin hususi bir mabuda inanan kişi kendi zarım
ve şüphesi peşinde gitmektedir ve (toplam) bilgi sahibi değildir.
Bunun için Allah bir kudsi hadis vasıtasıyla şöyle buyurmuştur;
"Ben kulumun zannettiği gibiyim" (inna zanni abdibi).
Bu kudsi hadisi şöyle de yorumlayabiliriz, "kulum ister beni
genişletsin (atlaka), ister daraltsın (kayyeda). Ben kuluma yalnız
kendi inandığı biçimde görünürüm" Yani kul, Hakkı ister
mutlak olarak bilsin, isterse mukayyed: bunun anlamı Allah
kuluna ancak onun inandığı biçimde zahir olur. Hayalde sınırlı
olarak yaratılarak inanılan ilah yine diğer bir kudsi hadise
göre bir kölenin kalbine (dolayısıyla tüm kulların kalbine) sığabiliyor.
Oysa Mutlak ilah hiçbir şeye sığmaz zira o kalplerin ve
aynı zamanda şeylerin özüdür..."
Ibn Arabi şerr meselesini ele aldığında tamamen Pyrrhonik
(M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış olan Pyrrho'nun tarzında) bir
mantık ve öznellik ve izafilik ile açıklarken bir "arif" değil,
bir "düşünürdü". Vahim olan ise -öznel bir bakış açısına indirgenmiş
olması itibariyle tatbiki olarak şerrin ortadan kaldırılması
ve aynı zamanda (niyet bu olsun ya da olmasın)
iyinin de sırtı sıvazlanarak ortadan kaldırılması neticede de
muhtevasından sevginin boşaltılarak güzelliğin de ortadan
kaldırılmasını beraberinde getirmiştir. Buna karşın îbn Arabi'nin
doktrini bunların gerçekliği ve zorunlu ilişkisi üzerinde
ısrarla durur. Sevgiyi belirleyen güzelliktir yoksa güzelliği
belirleyen sevgi değildir. Ve güzel olan sevdiğimiz (şey)
değil, sevdiğimiz için güzel olandır.
Tanrı her insandan ancak yerine getirmeleri gereken ve
yerine getirebilecekleri şeyleri ister. Bunun yam sıra akıllı insandan
ise ilave olarak aklını hakikatin hizmetinde kullanmasını
talep eder zira akıl hakikat için vardır ve hakikat vasıtasıyla
varlığını sürdürür.Ne yazık ki bazı insanlar nedense,
aklı kendi kutsallıkları için kullandıkları kadar kendi
teolojilerinde kullanmaktan imtina ediyorlar. Ancak hepsi bir
yana, manevi değer düşünce ile meziyet, zihin ile güzellik
arasındaki dengede yatıyor. Netice olarak, akıl ancak inancı
zedelemediği sürece güzeldir ve inanç da akla muhalif olmadığı
sürece güzeldir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tasavvuf
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753556507
Çeviri:
Veysel Sezigen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayınları
Öğretiye dayalı ifadeler tüm teferruatıyla hakikati vermez. Kullanılan ifadeler deruni hakikatin, sadece sınır taşları görevini icra ederler. İfadelerin fonksiyonları, ifade edilemeyenin kelimelerle olabileceği kadardır. İşte modern eleştirmenlerin, kadim doktrinleri dogmatik ve yetersiz olarak niteleyip karalarken bir türlü anlayamadıkları şey budur. Gerçekte, kelimelere dökülen bir ifade ancak "kinayi bir anlatım" (işarat) olabilir ve imaları sınırsızdır; hatta bu imalar mutlak hakikatin temel özüne kadar sınırsızdır. Zira mesele gerçeğin keşfedilmesi değil, hatırlanmasıdır. İslâm dini üç yapısal unsura ayrılır; inanılması gereken her şeyi kapsayan İman, yapılması gereken her şeyi kapsayan İslâm, inanç ve amele kusursuz vasıflar bağışlayan tabir-i diğerle bunları yoğunlaştıran ve derinleştiren etkin hassa İhsan. İhsan; akıl ve iradenin sıddıkiyetidir. (Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • serkan derin

Kitap istatistikleri