Tasavvuf Tarihi

·
Okunma
·
Beğeni
·
19
Gösterim
Adı:
Tasavvuf Tarihi
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753383639
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
İnsan, tarih boyunca yaratıcı güç ile temas halinde olma ihtiyacı içinde olmuştur. Bu manevi ilişki, çeşitli şekillerde ortaya çıkmıştır. Yaratıcı gücün iltifatına ulaşabilmek için, ona sunulan hediyeler ve kesilen kurbanlar, yapılan en önemli faaliyetler arasındadır. İnsan yaratıcı ile ilişki içinde olmak ve onun lütuflarına kavuşabilmek için bazı kereler kişisel eylemlerde de bulunmuştur. Yani kul, yaratıcısına yakın olma istek ve eylemini taşımıştır.
O halde, tasavvufi veya mistik faaliyetler her zaman var olmuştur. Adı ve çeşidi ne olursa olsun, insandan yaratıcısına doğru bir yakınlaşma faaliyeti vardır. Bu sebeple her dinde ve her millette kendini gösteren bu faaliyetleri yakından bilmek bir ihtiyaç olmuştur.
İslam Düşünce Tarihinde, Tasavvuf adı ile kendini gösteren bu yakınlaşma hareketi, gerçek yönüyle bilinmeli ve peşin fikirlerden uzak kalınmalıdır.
Türk insanının hayatının her anında başvurduğu, kendisi aracılığıyla Yüce Allah'tan yardım istediği evliyanın, yatırların ve ulu kişilerin bu yüceliğe nasıl eriştiklerini bilmek, gerçeğe ulaşmak demektir.
Hayatı zevkle idrak etmek, varlığa sevgiyle bakmak, gözü ve gönlü, iyi ve güzel olana açmak ve nihayet, Yüce Allah'la beraber görmek ve konuşmak demek olan "Tasavvufi Düşünce"yi yakından tanımak, Türk insanının hayatına yeni bir ufuk kazandıracaktır.
İşte bu kitap, gerçeğe ulaşmak, yeni bir ufuk kazanmak, kalbimizi yaratıcıya yönlendirmek için bir vasıta olarak görev ifa edecektir.
Türk okuyucularına böyle bir eseri sunmaktan kıvanç duyuyoruz.
288 syf.
Ey kitap! Çok sevdim ben seni! Son demlerde domino taşları gibi vesilelerin en güzideleri önüme diziliyor. Yuvasını arayıp arayıp bulamayan, gönül parsellerinde sapa kalmış, tumturaklı söz kalıplarından; içi boş sevgi duyumlarından, bana mânâsız, yavan, oldukça bunaltıcı fanus oluşturanların cümlesinden yakınarak... Şu düşsel bedende ziyadesiyle arşınlanan boşluk, başıboşluk hissinin pençelerinden canhıraş kaçmak, nefes almak sureti ve niyetiyle...

Nefes, mühimdir. Nefsi bilmeden nefes almak ise bulunduğu yerden gafil ferdin, yaşam sahasını muhtelif bahane ve çok kere lüzumsuz, şahsî gerekçelerle daraltmasına işaret eder. Nefsi bilmede yegane şiar: "Nefsini bilen, Rabbini bilir." hadisi. Girizgâh için kâfi.


"Biz 5 yıl mı kaldık, 5 yıl 5 yıl mıydı hakikaten? Sanki orada hiç yaşamamışız gibi." dedim. Bu telaffuzun üstünden bir gün dahi geçmeden, dünde kalan ama mânâsını nöbette istikrarı tercihe müstenid bu cümle, az sonra iktibas edeceğim sözle hakikat oklarını daha yakına, gözlerimle sapladı zihnime:

"Bir vehim veya hayal, onu tahayyül edenin yok olmasıyla yok olur. Halbuki, kar, buz, vs. su bu şekillerde kalmaya devam ettiği sürece bekası vardır ve dışarıda mevcuttur. Mutasavvıflarca bunların mevcudiyeti duyularımıza nisbetledir. Akıl da duyulara tabidir. Şu halde âlem duyulara göre hakiki, basiret nazarına göre hayalidir." (syf. 105) Asgari bir faidedir bu, inkâr yok. Fakat ilave midir? El-hak. Elde var bir. İzafî varlık.

Bağlantılandı: Hastalığa maruz kalıp terbiye edilmesi gerekenin ruh değil fakat nefs olduğu malumatı, terbiye meselesinde kafa yormayı da düşündürsün ki tefekkür yerine erişmekte içtenliğini konuştursun. Terbiyenin insana yüklediği ve yüklenmenin tabii bir neticesi olan o mesuliyet, o kâmil nitemi ne denli ciddi bir vakar gerektiriyormuş meğer. Gereğince terbiyeli olmadığıma dair gram şüphe bırakmadı bende bu öğretiler. İtaat kimeyse terbiye ondan. Bu işin otoritesinde sadakatin bağışlayacağı öz(ü) gürlüğe akıldan yürüneceğine, buna karşın sürecin getirisiyle aklın da amiyâne tabirle delireceğine kâniyim. Metotsuz bir otorite, varlığı hükümsüz bırakır.

Sade yaşam vurgusunun, müşterek duyguların, zihnî ifade biçimleriyle tanımlanması elbette mutasavvıfların birbirlerinden başkalaştığı yanlarını, aslında inanç noktasındaki kabiliyet bolluğunu da ima ederek sunar bize. Kendi seviyesindekilerle samimi ilişkileri daha çok, sevginin ve muhabbetin esasları bakımından dikkatime odak oldu.

Mutasavvıfları temsil eden, hayatlarına hakim olan biricik mefhum olan çilenin müddetinin onlara pay edilen ömrün tamamına dağıtılması, birkaç sene evvelinde belki yüreğimi sızlatan bir unsurken şimdilerde şeref nişanesi nazarımda.

Çile... Sarayda görevli iken semâlara gönül veren, musîkisever Mevlânâ'nın ailesi hakkında çıkarılan dedikodular, çevrilen dalavereler sonunda ailesiyle Bağdat'a sürülmesi... Vücudu parçalara taksim edilen Hallac-ı Mansur, Cüneyd-i Bağdadî, Erzurumlu İbrahim Hakkı, İbn Ata gibi pek çok ilim insanının fikriyatına ve bu fikirlerin yaşamda akislerine seyirci olabileceğiniz bu kitapta hapis hayatının hür kuşu, inancını tatbik şekliyle yaklaşık 3 yıl hapis hayatı yaşayan İmam-ı Rabbâni, çilesinin bir bölümünü Mektûbat'ında şu surette dillendirmiş:

"... Sultan (Cihangir) tarafından vaki olan engele gelince, bu durumu aziz ve şan sahibi Mevlâ'nın rızasına açılan bir pencere olarak görüyorum." (syf.107)

Çile üstüne çile ve kalbin dokusu üzerine: "İbrahim Hakkı'ya göre Allah bilgisi (marifet-i Mevlâ) ve Allah sevgisinin (muhabbet-i Mevlâ) yeri, bütün hareketlerin kendinden çıktığı veya emir ve komuta edildiği insan varlığının hayat merkezi kalptir." (syf. 116)

Mevla'nın muhabbeti nerededir? Kalptedir, kalptedir. Kalbi yıkan Allah'a karşı gelmiş midir? Gelmiştir, gelmiştir. Gayba giden tarîk, kalpten ayrı düşebilir mi? Kendini bilmek Allah'ı bilmekse kalbi unutana, unutturana, yok sayana itimat edilir mi?

Rabbi tanımanın kendini tanımak/okumak (düşünmek) ve kâinatı (diğer ilimleri) bilmek/okumak ile müsâvi oluşu, insanın varlığından gayeyi, tüm alemin insana hizmet bakımından değersizliğini, eşyayı, geçiçiliği, gölgeliği ve esbabın cümlesinin yani vasıtaların kıymetten uzaklıkta direncini kanıtlamakta. Öyle görünüyor ki en büyük yanılgımız yüzeysellikte huzur arayışındayken huzurun ne olduğuna yönelik cahilliğimizden bihaber kalmamız. Öylece kalakalmamız. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmanın incelik ve derinlikte kalpte hürmetine şahitlik etmektense imtinaya sarılmamız.

Oysa: "Aşk korkağı cesur, katıyı hoşgörülü, cimriyi cömert vb. yapar."

Oysa Peygamber'e zimmetlenen: "Kibir, riya, şöhret ve dünya çıkarlarından uzak sevgi ve şefkat üzerine kurulmuş davranışlar topluluğu..." (syf.121) Sahi dünya çıkarları ne demek? Dünya ve çıkarları...

"Huzur: Gelmek, hazır olmak, vâsıl olmak, bulunmak, şehirde oturmak getirmek, gibi mânâları vardır. Istılahta huzur, kişinin Hak ile hâzır olmasıdır. Yani halktan uzaklaşmak, Hakk'ı anmak ve kalbin bu anma ile dolmasıdır. Kişi halktan uzak kaldığı nispette Hakk'ın huzurunda bulunur. Gaybet halinden sonra ortaya çıkan bu durum insan zihninin her an Allah'ın huzurunda olduğunun idraki içinde bulunmasıdır." (syf. 126-127)

Yıllardır gönlümle birlikte dilimdedir ve yanılgılardan esirgenmekte özenliliğimdir: kavram karmaşası. Muharebe içimizde. Kusur, yumak haline getirdiğimiz nefsimizde; lâl olmasının icabına mugayir susturamadığımız dilimizde. Dile uzananda, zihnimizde, fikirlerimizde.

Uzun yoldan geldim. Kısa bir mühlet ahirinde veda edeceğim. Fakat ideal düşüncelerinde ne pahasına olursa olsun bizi buluşturmakta ısrarına vesile sayılabilecek bir gayretin sarfa değerse oldukça iştiyaklı, yanmak pahasına kabul ederim. Kendime rağmen... Muhabbetin koyuluğuna ezelî açlık, fıtratın noksanlığından muştu salan takdirlerle tescillenmiştir. Mühürlü gönlü pür-i pak edecek bir kapıdan büyük kapı mevcut değildir yeryüzünde. Bir büyüktür her şeyden. Eşhedü!
"Hakikatlere ulaşmak için vesilelerden kopmak gerekir. (Iskatu'l Vesâit) Vesilelerden hakikatlere (hakâik), oradan da Hakk'a yönelmelidir; önemli olan budur."
"...sevenle sevilen arasında bir münasebet ve benzerlik olması karşılıklı sevginin bir sebebidir. Herkes benzerini daha çok sever. Bunun için insanın meyli de benzediği şeye doğrudur. Kendi meslek ve meşrebinden olanla ünsiyet eder."
"'Kur'an'ı okudum, gördüm ki Allah, kulunu denemeden önce hiçbir kimseden söz etmiyor. O'ndan beni denemesini istedim ve şöyle dedim: 'Yâ Rabbi beni dene ve bu denemede beni koru, beni sana yönelt.' Çok az zaman sonra, varlık sahibi olan İbn Ata, kaybetmeye başlar, malları yok olur, oğlu ölür. Arkasından ailesi terk eder, aklını yitirir. Çok sonra (yedi yıl sonra) aklı başına gelir."
"Senden başka kimse orada olamaz, bildiğim sır budur. Kendi gözünle bak oraya, hakkı olmadan girmiş biri var mıdır?"

|Hallac-ı Mansur|
Hayrani Altıntaş
Sayfa 81 - "Allah, insanda mevcuttur."
"Ey Âdemoğlu, hayatını iyi düşün! Yalnız öleceksin, yalnız gömüleceksin, yalnız diriltileceksin ve yalnız hesap vereceksin. Ey Âdemoğlu, söz konusu olan sensin! İstenilen şey senden başkasından değil."

|Hasan el-Basrî|
"Kalplerinizle konuşunuz. Çünkü onlar paslanmaya elverişlidirler. Nefislerinizi gemleyin. Çünkü onlar azmaya müsaittirler."

|Hasan el-Basrî|
Hayrani Altıntaş
"Onun tevekkülünün temeli fiiller üzerinde derin derin düşünmek ve nefs muhasebesi yapmaktan ibârettir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tasavvuf Tarihi
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753383639
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
İnsan, tarih boyunca yaratıcı güç ile temas halinde olma ihtiyacı içinde olmuştur. Bu manevi ilişki, çeşitli şekillerde ortaya çıkmıştır. Yaratıcı gücün iltifatına ulaşabilmek için, ona sunulan hediyeler ve kesilen kurbanlar, yapılan en önemli faaliyetler arasındadır. İnsan yaratıcı ile ilişki içinde olmak ve onun lütuflarına kavuşabilmek için bazı kereler kişisel eylemlerde de bulunmuştur. Yani kul, yaratıcısına yakın olma istek ve eylemini taşımıştır.
O halde, tasavvufi veya mistik faaliyetler her zaman var olmuştur. Adı ve çeşidi ne olursa olsun, insandan yaratıcısına doğru bir yakınlaşma faaliyeti vardır. Bu sebeple her dinde ve her millette kendini gösteren bu faaliyetleri yakından bilmek bir ihtiyaç olmuştur.
İslam Düşünce Tarihinde, Tasavvuf adı ile kendini gösteren bu yakınlaşma hareketi, gerçek yönüyle bilinmeli ve peşin fikirlerden uzak kalınmalıdır.
Türk insanının hayatının her anında başvurduğu, kendisi aracılığıyla Yüce Allah'tan yardım istediği evliyanın, yatırların ve ulu kişilerin bu yüceliğe nasıl eriştiklerini bilmek, gerçeğe ulaşmak demektir.
Hayatı zevkle idrak etmek, varlığa sevgiyle bakmak, gözü ve gönlü, iyi ve güzel olana açmak ve nihayet, Yüce Allah'la beraber görmek ve konuşmak demek olan "Tasavvufi Düşünce"yi yakından tanımak, Türk insanının hayatına yeni bir ufuk kazandıracaktır.
İşte bu kitap, gerçeğe ulaşmak, yeni bir ufuk kazanmak, kalbimizi yaratıcıya yönlendirmek için bir vasıta olarak görev ifa edecektir.
Türk okuyucularına böyle bir eseri sunmaktan kıvanç duyuyoruz.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Önceinsanol
  • nesrin
  • rabia erdem
  • cerenov
  • cemal polat
  • İllâmânâ

Kitap istatistikleri