Pekiyi; Anadolu’yu kimden öğreneceğiz?
“Coğrafya kitaplarından mı? Benim talebelik zamanımdaki coğrafya kitaplarının insana bir memleketi sevdirmeleri şöyle dursun soğutmaları işten bile değildi. Bu son Anadolu seyahati 'boyunca şu fikir iliklerime kadar işledi: Coğrafya dersi mi? Düşün bakalım yollara, tarih dersi mi? Düşün yollara. Fizik mi, kimya mı, fabrikalara, tezgâhlara. Hayat bilgisi edinmek istiyorsak hayatın içine en küçük yaştan dalmamız lazım. Heyy., Dört duvar arasına kapatılmış milyonlarca çocuk, milyonlarca 45 dakika elimde olsa hepinizi azat eder, hayatın içerisine atardım, atardım ama başıboş bırakmazdım. Arkanızdan gelir, «Bu ne» dediğiniz zaman cevabım yetiştirirdim. Okullarımızın hepsini kütüphane, memleketimin dağını, taşını, sokağını, her yanım okul yapardım. Okulun, önünde sonunda, hayatın içerisine dalacağına yüzde yüz inandım. Amma bu daha masraflı olacak, daha zor olacak, orasını Maliye Bakanı düşünsün.”
Sayfa 10·Kitabı okudu
Edebiyat
Bir adam ölmüş kimin umrunda!
“ölüye bakmak! ölüme bakmak, ölümü düşünmek, sevdiklerinin ölümünü ve nihayet kendi ölümünü düşünmek!”
Edebiyat
Reklam
+1
“Hayal meyalden bıkmış, sahiciye susamışız…”
Sayfa 39·Kitabı okudu
Edebiyat
Tanıdık geldi değil mi?
“Bir padişahın eline dünyanın en kocaman zümrüdü geçmiş, ama kusurlu. İçinde bir kıl varmış. Bu kıl yüzünden zümrüt sahici değerini bulamamış. Bütün kuyumculara danışmışlar, nafile. Zümrüdü hırpalamadan kılın çıkarılması imkânsız. Derken bir küçük kara böcek peyda olmuş, böcek diliyle demiş ki: Eğer beni kırk gün kırk gece bu zümrüdle karanlık bir odada yalnız bırakırsanız onu hiç incitmeden, yağdan kıl çeker gibi o kılı çeker çıkarırım. Kabul etmişler, böcekle zümrüdü bir kutuya kapatıp mahzene atmışlar. Kırk gün sonra açmışlar, bakmışlar ki kıl olduğu gibi zümrüdün içinde duruyor. Gazaba gelmişler: — Bire mendebur kara böcek, sen bizimle alay mı edersin, demişler, böcek hiç oralı olmamış, sadece: — Ben alacağımı aldım, siz de başınızın çaresine bakın, demiş ve havalanmış. Bir de bakmışlar ki kara böceğin kuyruk sokumunda bir pırıltıdır gidiyor. Meğer kara böcek ateşböcekliğine terfi etmiş, zümrüdün kılını değil, parıltısını emmiş.”
Edebiyat
“Bir varmış bir yokmuş Bundan otuz beş sene evvel, Beş yaşında bir memur çocuğu: Mernuş Şarkışla’dan geçiyormuş. Telgrafın tellerinde al kanat, mor kanat Bir petekkıran görmüş Kuş... demiş Dönüp bakmış petekkıran Kışşş... demiş. Uçmuş Alı al moru mor süzülmüş petekkıran Sonra gelip yerine konmuş. Tam otuz beş sene geçmiş aradan. Yolcuyu aynı yerlere düşürmüş düşüren. Bir de ne görsün bizim Mernuş, Telgrafın tellerinde al kanat mor kanat aynı kuş. Az kalsın çıldıracakmış sevincinden Bütün yüreğini koymuş ellerine Titreyerek uzatmış telgrafın tellerine Kuş... demiş. Oralı bile olmamış petekkıran Kışşş... demiş, aldırmamış. Bir korkudur sarmış için Memuşun Her halde başına bir şeyler gelmiş olmalı değil mi? Otuz beş yıldır aynı yerde durup duran kuşun…”
Sayfa 12·Kitabı okudu
Edebiyat
Pendik’ten ileri gidemez, soluğu derhal Avrupa’da alır.
“Memleketimizin kaç karış olduğunu bilmezken Avrupa’yı boylayanlara kızmıyorum. Çünkü seyahat etme arzusu yerli malı değildir. Birçok arzularımız gibi batıdan gelmedir.”
Sayfa 9·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Reklam