The Dinner

Herman Koch
Mutluluğu tanımlamam gerekseydi, şu şekilde olurdu: Mutluluk kendi kendine yetendir, şahide gerek duymaz.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Abisinden bahsediyor...
Serge kalktı ve karşıma oturdu. Karım Claire'nin sandalyesine. Şimdi muhakkak pantolonunun kumaşı arasından onun (sandalyede bırakmış olduğu) sıcaklığını hissediyordu. Beni çılgına çeviren bir düşünce.
Sayfa 94·Kitabı okudu
"Köpeklerde de durum aynıydı: Yıllarca sahiplerinin onları beslemesine ve okşamasına izin verirler, sineği bile incitmezler, hayvanlar içinde en dost olanlardır, ama bir gün, sahip birden dengesini kaybeder, tökezleyip düşer. Birkaç saniye içinde köpekler başına üşüşür, çenelerini boynuna geçirirler, ısırıp öldürürler, bazen işi parçalamaya kadar götürürler. İçgüdüdür bu: Yere düşen şey zayıftır, yerde yatan şey avdır."
Sayfa 373·Kitabı okudu
1000Kitap
İnsan her halükârda özgür olamıyor.
Mutluluğun tanımını yapmam gerekse, şöyle olurdu: Mutluluk içimizde yaşanır, şahitlere ihtiyacı yoktur. Tolstoy’un Anna Karenina’sının ilk cümlesi şöyledir: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Buna yalnızca bir şey eklemek isterim ki, mutsuz aileler –ve bunların içinde öncelikle mutsuz karıkocalar– sorunları tek başlarına halledemezler. Ne kadar çok şahit olursa o kadar iyidir. Mutsuzluk hep arkadaş arar. Mutsuzluk sessizliğe katlanamaz – özellikle de yalnızken hüküm süren huzursuz edici sessizliklere katlanamaz.
İnsan
Bazen insanlar böyle sessizlikler oluşmasını isterler: Önlerinde apaçık duran yola girmeyi istemediklerinde.