Serge kalktı ve karşıma oturdu. Karım Claire'nin sandalyesine. Şimdi muhakkak pantolonunun kumaşı arasından onun (sandalyede bırakmış olduğu) sıcaklığını hissediyordu. Beni çılgına çeviren bir düşünce.
"Köpeklerde de durum aynıydı: Yıllarca
sahiplerinin onları beslemesine ve okşamasına izin verirler, sineği bile
incitmezler, hayvanlar içinde en dost olanlardır, ama bir gün, sahip birden
dengesini kaybeder, tökezleyip düşer. Birkaç saniye içinde köpekler başına
üşüşür, çenelerini boynuna geçirirler, ısırıp öldürürler, bazen işi
parçalamaya kadar götürürler. İçgüdüdür bu: Yere düşen şey zayıftır, yerde
yatan şey avdır."
Mutluluğun tanımını yapmam gerekse, şöyle olurdu: Mutluluk içimizde yaşanır, şahitlere ihtiyacı yoktur. Tolstoy’un Anna Karenina’sının ilk cümlesi şöyledir: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Buna yalnızca bir şey eklemek isterim ki, mutsuz aileler –ve bunların içinde öncelikle mutsuz karıkocalar– sorunları tek başlarına halledemezler. Ne kadar çok şahit olursa o kadar iyidir. Mutsuzluk hep arkadaş arar. Mutsuzluk sessizliğe katlanamaz – özellikle de yalnızken hüküm süren huzursuz edici sessizliklere katlanamaz.