Bazı hikâyeler bir kayıpla başlar… ama aslında bir başlangıcı anlatır.
Tohum tam olarak böyle bir kitap.
Henüz çocukken anne ve babası tarafından terk edilen bir gencin, dedesiyle kurduğu sessiz ama güçlü bağ üzerinden ilerleyen hikâye; bize “aidiyet”, “kök” ve “sabır” kavramlarını yeniden düşündürüyor.
Hayatını mümkün olduğunca sade yaşamaya çalışan bir karakterin, sıradan sandığı geçmişinin aslında hiç de sıradan olmadığını fark etmesiyle tempo bir anda değişiyor.
Fotoğraf albümünde görülen o gizemli kare…
Mezarlık yolunda başlayan yağmur…
Parkta yaşanan o tuhaf an…
Yazar, gizem unsurlarını ağır ağır işleyerek okuru merakın içine çekiyor.
Özellikle “geçmişin gölgesi” temasını çok başarılı buldum.
Hikâye, sadece bir hayatın değil, bir kaderin filizlenmesini anlatıyor.
Umut, bazen en beklenmedik anda ekilir.
Ve bazen bir yağmur, bütün dünyayı değiştirebilir.
Gizem sevenler, aile bağlarını merkeze alan hikâyelerden hoşlananlar ve “gerçek ile bilinmeyen” arasında gidip gelen romanları sevenler için güzel bir okuma olabilir.
Benim için bu kitap:
Geçmişle yüzleşmenin, kökleri bulmanın ve en karanlık anda bile filizlenebilen umudun hikâyesiydi.