Uçan Dağ, bireyin ve toplumun kaderinin, coğrafyayla ve hafızayla nasıl iç içe geçtiğini anlatan, lirik diliyle öne çıkan bir roman. McCann, İrlanda’nın geçmişinden Tibet’in sarp dağlarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada, iki kardeşin yolculuğunu anlatırken aslında insanın kendine yaptığı yolculuğun ne kadar zorlu ama vazgeçilmez olduğunu gösterir.
Romanın merkezinde kardeşlik var: dayanışma, ihanet, sevgi ve mesafe… Uçsuz bucaksız doğa betimlemeleri, yalnızca dışsal bir macera atmosferi yaratmaz; aynı zamanda karakterlerin içsel fırtınalarının da aynası olur. Yolculuk boyunca dağ, bir coğrafi yükselti olmaktan çıkar; umut, yük, geçmiş ve geleceğin metaforu haline gelir.
McCann’in dili, hem şiirsel hem de keskin. Karakterlerin ruhsal derinlikleri, yer yer hüzünlü, yer yer sarsıcı bir gerçekçilikle işlenir. Uçan Dağ, hem insanın kendi kökleriyle bağını, hem de onları geride bırakma çabasını anlatır. Romanın en güçlü yanı, kişisel acının evrensel bir yankıya dönüşmesi: aile, kayıp ve aidiyet.